1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. 6 AY KONUŞAMADI AMA PES ETMEDİ!
6 AY KONUŞAMADI AMA PES ETMEDİ!

6 AY KONUŞAMADI AMA PES ETMEDİ!

6 ay konuşamadı ama pes etmedi, kanseri yendi

A+A-

Faika Ergeç’in hikayesi 2007 yılında başladı. Dilde çıkan uçuk, büyüdü yara oldu. Bir türlü iyileşmeyince ileri tetkik için patoloji yapıldı, sonuç kötü çıktı. Ergeç’e dil kanseri teşhisi konuldu

Duygu Alan

Faika Ergeç, 9 yıl önce dil kanserine yakalandı. Dilde çıkan uçuk bir süre sonra yaraya dönüştü ve yayıldı. Birçok hekime göründü, tetkikler yaptırdı. Doktorları her defasında Ergeç’e kötü bir hastalığı olmadığını söyledi. Aradan birkaç ay geçti dildeki yara iyileşmedi.

Faika Ergeç, vakit kaybetmeden İstanbul’da Medicana International İstanbul Hospital’da görev yapan akrabası Doktor Mehmet Özgenç’e ulaştı, durumu anlattı, akabinde de İstanbul’a gitti.

Doktor Mehmet Özgenç, dilden parça alınıp patolojiye gönderilmesi gerektiğini söyledi.

Vakit kaybetmeden Faika Ergeç’in dilinden patoloji için gerekli parça alındı, tahlile gönderildi. Patoloji sonuçlarına göre Ergeç’e dil kanseri teşhisi konuldu.

Zor da olsa kabullendi

Faika Ergeç, kanser olduğunu öğrenince adeta dünyası başına yıkıldı. Kırdı, döktü, yıktı, ağladı, sorguladı.

Bir süre içine kapandı, kimse ile bu konuyu konuşmak istemedi. Ama vakit de daralmaktaydı ve dövünmenin hastalığını daha da tetiklemekten başka bir işe yaramayacağını biliyordu.

Ergeç, ailesinin de desteği ile önce kanseri kabullendi sonra da gerekli tedavilerine başladı.

Faika Ergeç kanser ile mücadele sürecini şöyle anlattı:

“Doktorum ‘kendini hazırla’ dedi”

Kansere yakalandığımda henüz 47 yaşındaydım. Yıl 2007… Önce dilde uçuklamalar oldu. Birçok doktora gittim, muayene oldum. Bir dizi tetkikler yapıldı. Her defasında bir şey olmadığını, tahlillerimiz temiz çıktığını söylediler. Ancak bir türlü iyileşmedim. Teyzemin damadı Kulak Burun Boğaz Baş Boyun Cerrahı Mehmet Özgenç o dönem İstanbul’da Medicana International İstanbul Hospital’da görev yapıyordu. Onun yanına gittim ve Doktor Mehmet Özgenç, bana ‘Faika abla bu kadar zamandır sonuçlar hep iyi, hep güzeldi ama şimdi dildeki görünüş değişti. Farklı bir görünüşe girdi. Dilden parça alıp tekrar tahlil yapacağız. Ancak şimdiden söyleyeyim, kendini her şeye hazırla, bence sonuç iyi çıkmayacak’ dedi. Nitekim de öyle oldu. Patoloji sonucuna göre bana dil kanseri teşhisi konuldu.

“Kırdım döktüm, dünya başıma yıkıldı”

Doktor Mehmet Özgenç, bana kendimi en kötüsüne hazırlamamı söylemişti, ben de öyle yaptığımı sanıyordum. Ancak gerçek farklıymış. Kanser olduğumu öğrendiğim anda sanki dünya başıma yıkıldı. Hayat bitmiş, yolun sonuna geldiğimi hissetmiş, adeta yıkılmıştım. Ölümün eşiğindeymişim gibi düşündüm. Kırdım, döktüm, isyan ettim, ağladım, sorguladım. Benimle kimse konuşmasın, kimse bana kanseri sormasın istiyordum. Fakat bir süre sonra baktım ki dövünmenin ne bana ne de tedavime bir faydası yoktu ve hayata tutunmak için mücadele etmem, güçlü olmam gerekiyordu. Önce bunun bilincine vardım, sonra da zor da olsa kanseri kabullendim. Hastalığı kabullenince gerekli tedavi sürecine de başladım.

“Doktor Mehmet Özgenç benim için şanstı”

Doktor Mehmet Özgenç, benim için gerçekten büyük bir şanstı. O mesleğine aşık, insani duygularını yitirmemiş mükemmel bir kişiliğe sahip, bilgili de bir doktor. Öyle ki, bugün halen bir hastası için gerekirse biletini keser onunla yurt dışın tedaviye gider.

Benim için de çok koşturdu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ilgili bölümde profesör buldu, ameliyatımı olabilmem için oldukça gayret sarf etti.

xz4s7ds87da8s7da-(1).jpg

“Dilimin yarısı kesildi lenfler alındı”

Mehmet Bey’in bağlantıları ve özverisi ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ameliyat oldum. Boynumu açtılar, dilimin yarısını kestiler. Ameliyat öncesi doktorum Profesör Nazım Korkut, bana ameliyat sırasında yapılacak işlemleri anlattı. Ben de ona boynumu neden açacaklarını sormuştum. Nazım Bey bana dildeki kanserin en yakın olarak boynuma ve lenf bezlerime sıçrayabileceğini, kanserin lenflere sıçramasının benim için iyi neticeler doğurmayacağını, bu yüzden ameliyat esnasında lenfleri de alacağını hatta gerekirse boğazımdan bir delik açacağını ve artık oradan beslenebileceğimi söyledi. Bunu çok esprili bir dille ‘Boynuna kolye yapabilirim’ diye yumuşatarak söylemişti. Ameliyatım başarı ile gerçekleştirildi ve çok şükür olsun boğazıma delik açılmadı. Ben normal yolla beslenmeye devam ettim. 16 gün hastanede yattım. Taburcu olduktan sonra Kıbrıs’a döndüm, 1 hafta sonra da ışın tedavisi için yeniden İstanbul’a gittim.

“6 ay konuşamadım, sesimi unuttum”

Işın tedavisi değişik bir tedavi şekliydi. Işın alacağım yer kafa bölgesi olduğundan ışının başka yerlerime zarar vermemesi için önce bana alçı ile yapılmış bir maske taktılar. Sonra belli bir dakika ayarlayarak beni o fırını anımsatan makineye koydular. Işını sağ kulak altından verdiler. Makine çok uğultuluydu. Hafta sonu hariç her gün ışın tedavisi gördüm. Bu tedavi bir buçuk ay sürdü. Sekizinci seanstan sonra konuşma yeteneğimi kaybettim. 6 ay boyunca da konuşamadım. Kendi sesimi unuttum. Bir şey söylemek istediğimde işaretle ya da yazarak anlatıyordum. İşaret yöntemi ile doktoruma da ‘Ben bir daha konuşamayacak mıyım?’ diye sorduğumu Doktorum Nazım Korkut Bey’in yine espri ile gülümseyerek cevap verip ‘Dilini de kestim illaki konuşasın, konuşma’ dediğini hatırlıyorum. Sonra da bana ‘Faika Hanım, bu geçici bir süreç, 6 ay sonra yavaş yavaş konuşmaya başlarsın ama belki kısık bir sesin olur’ demişti. Işın ses tellerimi etkilemişti.

Gırtlak bölgesi de yine ışın tedavisine bağlı olarak olduğu gibi yara olmuştu.

“Çareyi sakızda buldum”

Aradan beş altı ay gibi bir zaman geçti, konuşma yeteneğimi yeniden kazandım. Geçirdiğim hastalık yapılan tedaviler nedeni ile ağzım tükürük yapmıyordu. Bu durum da düzgün konuşmamı engelliyordu. Doktorum bana yanımda sürekli su bulundurmamı ve her ağız kuruluğunda bu sudan yudum yudum içmemi söylemişti. Bir süre bunu yaptım ama her ortamda elimde şişe veya su içmek olmuyordu. Aklıma sakız geldi. Ve ben çareyi sakızda buldum. Sakız çiğnediğim için hali ile ağım tükürük yapıyor, rahat konuşabiliyordum. Sakız çene kaslarımı da güçlendirdi. Bu yöntemim doktorumun da takdiri aldı. Çünkü aynı ameliyatı olup da çenesini ancak yarım santim açabilen kişiler varmış.

“Kolum kalkmıyordu”

Tedavi süresi sağ kolumda da bir takım sorunları beraberinde getirmişti. Kolum hiç kalkmıyor, hatta neredeyse kullanamıyordum.

Koldaki problemi de fizik tedavi ile çözdük. 10 seans fizik tedavi gördüm.

“5 kilometrelik o çamurlu yola girdim”

Ameliyattan sonra Doktorum Prof Nazım Korkut, asistanları ile birlikte yattığım odaya geldi ve gözlerimin içine baktı, ‘Evet Faika Hanım, bu andan itibaren 5 kilometrelik çamurlu bir yola girdin’ diye bir cümle kullandı. İçimden ‘saçmaladı bu da’ dedim. ‘Neden’ diye sordum. Bana bunları ileride konuşacağımızı söyledi. Sonra Mehmet Özgenç’e sordum. Nazım Bey bana böyle dedi ne demek istedi diye. Mehmet Bey de gülümsedi ve bana ‘Abla yani 5 sene tehliken var. 5 yıl her an her şey olabilir. Aman ben ameliyat oldum da iyileştim değil. Seni önce ayda sonra 3 ayda daha sonra 6 ay sonra da 1 senede bir kontrol edecek. 5 yıl sonra risklerin biraz azalacak. Ama ömür boyu da kontrolünü elden bırakmayacaksın’ dedi. Ben o kilometrelik çamurlu yoldan çıktım ve halen kontrollerim yılda bir yapılıyor. Hatta her kontrole gittiğimde 5 kilometreyi şu kadar geçtik, bu kadar geçtik, şimdi ne olacak diye soruyorum. En son kontrolümde Nazım Bey yine esprili bir dille bana ‘Yahu senin dilini kestim konuşmayasın yine soru soruyorsun’ demişti. Güzel bir anı…

“Kendi sesini duymamak çok kötü”

Beni bu süreçte psikolojik olarak etkileyen olay 6 ay konuşamam oldu. İnsanın kendi sesini duymaması çok kötü bir duygu. Ağzın açılır, o kelimeleri söylersin ama karşındaki duymaz ve yüzüne aval aval bakar. Bu çok sinir bozucu bir durum. Oysa aslında içinden konuşuyorsun ve sesli konuştuğunu sanıyorsun. Önceleri çok öfkelenirdim bu duruma ama sonra kendimi inandırdım. Bu geçici bir süreç, 6 ay sonra yeniden konuşabileceğim, beni duyacaklar diye diye kendimi motive ettim. Zorlamadım, süreci doldurana kadar sessizliğime büründüm.

xz4s7ds87da8s7da-(2).jpg

“Dişlerim döküldü, salarım azaldı”

Kemoterapi tedavisi görmedim, ışın tedavisine bağlı olarak saçlarımda dökülme oldu ama tamamen kel kalmadım. Işın ayrıca diş köklerime de zarar verdi. Kaybettiğim dişlerim oldu. Ben bunları hiç sorun etmedim. Saçlarım zamanla yeniden çıkar dedim, dökülen dişler yerine yenisini taktırdım.

“Ailem hep yanımda oldu”

Kanser olduğumu öğrendiğim andan itibaren tüm tedavi sürecinde ailem yanımda destekti. Eşim Hasan Ergeç beni hiç yalnız bırakmadı. Kızlarım, oğlum, gelinim…

Kızlarımdan Amber Ergeç Yeğen o dönem yeni evliydi ve yeni evli olmasına rağmen hep yanımdaydı, bu süreci benimle birlikte yaşadı. Diğer kızım Tacay Ergeç, oğlum Mustafa Ergeç ve gelinim Yılşan Ergeç de hep yanımdaydı. Ailem beni hiç yalnız bırakmadılar. Onların desteği, sevgisi beni güçlü kıldı.

“Kanserin yenmesine izin vermeyelim”

Kansere yakalandıktan sonra Kanser Hastaları Yardım Derneği Raziye Kocaismail ile tanıştım ve gönüllü olarak dernekte kanser hastalarının yararına düzenlenen her aktivitede yer aldım. Halen kanser hastalarının yararına faaliyetler yapıyorum. Dörtyol Bölge Sorumlusuyum İçinde olduğum için çok sayıda kanser hastası kişilerle görüşüyorum ve onlara hep söylüyorum, kanser öldürür demeyin, insan gripten de ölür. Pozitif düşünün… Elbette hep bir panik oluyorsunuz. Ben hala bir yerim ağrısa acaba mı diyorum. Ama korkmayın. Hastalığın altında ezilmek yerine üzerine gidin. Kanser artık tedavisi olan bir hastalıktır. Kanserin sizi yenmesine izin vermeyin. Sinirleriniz bozulursa utanmayın, bir psikolog yardımı alın.

“Bir tek bardak bile yardımdır”

Kanser ülkemizde çok yaygın durumda, sadece kayıtlı 8 bin kanser hastası var. Kayıtlı olmayan kişileri de düşünürsek sayı azımsanacak gibi değil. Ancak bu kişiler için mücadele eden sayısı oldukça az. Benim bu noktada kamuoyuna çağrım, lütfen daha duyarlı olalım. Hiç giyilmez en eski kıyafetlerinizi bile atmayın, getirin derneğe bağışlayın. Sizin işinize yaramaz ama biz onu düzenlenen kermeste satışa sunarız, makinistler işte giymek için poşet poşet alır. Bir fincan, bir bardak diyip atmayın. Sizin işinize etmeyebilir ama biz onu ihtiyacı olan bir işçiye 1 TL’ye satarız. Damlaya damlaya göl olur.

“Devlet gerekli hassasiyeti göstermeli”

Devlet de kanser hastaları için sorumluluk yüklenmelidir. Örneğin bir Kanser Hastaları Dairesi kurulabilir ve şuan derneğin yaptığı faaliyetler bu daire tarafından yapılabilir.  Bu hem derneğin yükünü hafifletir hem de daha fazla insana faydalı olabilme imkanı yaratır. Dernek sadece kendi yarattığı imkanlarla nereye kadar kime yeteri kadar hizmet edebilir ki. Kanser hastaları artık devletin hastanesinde tedavi görsün, yurtdışı ya da YDÜ Hastanesi çözüm değil. Onkoloji Hastanesi artık bir an önce tam kapasite faaliyete geçirilmelidir. Devlet, kanser hastalarına sahip çıkmalı.

Havadis

Bu haber toplam 2058 defa okunmuştur
Etiketler : ,
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.