1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. “AKINCI’NIN TERCİH EDİLMESİ KAÇINILMAZ OLDU”
“AKINCI’NIN TERCİH EDİLMESİ KAÇINILMAZ OLDU”

“AKINCI’NIN TERCİH EDİLMESİ KAÇINILMAZ OLDU”

Uluslararası İlişkiler Uzmanı, akademisyen Murat Özkaleli'den Akıncı yorumu;

A+A-

Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı olarak seçilişinin Kıbrıs ve Türkiye’de değişen koşullar kadar bölgesel ve küresel dinamiklerin bir neticesi olduğuna dikkat çeken Uluslararası İlişkiler Uzmanı, akademisyen Murat Özkaleli, “Akıncı hem askeri, hem de siyasi vesâyete karşı duruşu ile tanınan bir siyasetçidir. Ayrıca müzakere sürecine yeni bir soluk kazandırabilir. Sandıkla seçilişi kaçınılmaz bir olgu olarak ortaya çıktı” dedi.

Akıncı’nın görevi teslim aldığı andan itibaren radikal bir değişim sürecinin liderliğine soyunacağını, Mecliste de Akıncı’nın önderliğinde bir değişimin kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağını ifade en Özkaleli, CTP’nin de on yıllık hatalarının bedelini Akıncı ile ödediğini kaydetti.

Kıbrıs Postası - Vatan Mehmet

Akıncı’nın Cumhurbaşkanı olarak seçilişinin Kıbrıs ve Türkiye’de değişen koşullar kadar bölgesel ve küresel dinamiklerin bir neticesi olduğuna dikkat çeken Uluslararası İlişkiler Uzmanı, akademisyen Murat Özkaleli, “Akıncı hem askeri, hem de siyasi vesayete karşı duruşu ile tanınan bir siyasetçidir. Ayrıca müzakere sürecine yeni bir soluk kazandırabilir. Sandıkla seçilişi kaçınılmaz bir olgu olarak ortaya çıktı” dedi.

Akıncı’nın görevi teslim aldığı andan itibaren radikal bir değişim sürecinin liderliğine soyunacağını ifade en Özkaleli, CTP’nin de on yıllık hatalarının bedelini Akıncı ile ödediğini de sözlerine ekledi.

Radikal bir değişim sürecinin liderliğine soyunacak”

Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını Kıbrıs Postası’na değerlendiren Özkaleli; “Sözlerimize, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 4. Cumhurbaşkanı seçilen Sn. Mustafa Akıncı’yı tebrik ederek başlayalım. Sn. Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesi Kıbrıs ve Türkiye’de değişen koşullar kadar bölgesel ve küresel dinamiklerin bir sonucudur. Sn. Akıncı, temsil ettiği dürüst siyaset ve uluslararası kabul edilirlik ile son dönemde ortaya çıkan iç ve dış koşullara cevap verebilecek müstesna bir aktördür.

Temiz ve dürüst bir siyasi yaklaşımın hâkim olmasına yönelik iç talep ile Kıbrıs’ta anlaşma ve barışı hâkim kılmak isteyen dış talebin kesişme noktasında bulunan Sn. Akıncı yemin ederek görevi teslim aldığı andan itibaren Kıbrıs’ta radikal bir değişim sürecinin liderliğine soyunacaktır. “dedi.

Değişen Küresel Dengeler: Çok Kutuplu Dünyada Kıbrıs

Özkaleli sözlerini şöyle sürdürdü; “Kıbrıs meselesini sadece Kıbrıs’tan okumaya çalışmak sığ bir analize yol açacaktır. Kıbrıs meselesi asla sadece Kıbrıs’tan ibaret olmamıştır. Bilakis; Kıbrıs meselesinin seyri, küresel dinamiklerin ciddi tesiri altındadır. Dünyada 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana çok şey değişti.

Bugün Amerika Birleşik Devletlerinin hala başat aktör konumunu sürdürdüğü; ancak Rusya ve Çin’in rakipler olarak kendilerini göstermeye başladıkları bir dünyada yaşıyoruz.

Yani dünya, bir anda Amerikan hegemonyasından çok kutuplu bir dünyaya geçiş yaptı. Bu geçiş, Kıbrıs açısından iki noktada büyük önem arz ediyor.

Birincisi; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin arasındaki güç dengesini hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) fiyatları üzerinden kontrol etmeye çalışıyor. Bu strateji çerçevesinde geçtiğimiz on yıl zarfında petrol ve doğal gaz fiyatları olabildiğince yüksek tutularak petrole bağımlı Çin ekonomisinin gelişimi dizginlenmeye çalışıldı. Ancak bu yapılırken petrol-doğal gaz zengini Rusya (ve hatta İran) çok güçlendi…”

Kırım ilhakıyla düşen petrol…

“Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, bir devin uyanışını ortaya koydu. Dikkat edilecek olursa hemen petrol fiyatları aşağı çekildi ve Rus ekonomisi zora sokuldu. Ancak bu defa da Çin atağa kalktı. Çok kutuplu dünyanın bu hassas dengesi Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’ya olan ilgisini canlandırdı.

İşte bu noktada tüm petrol sevkiyatını kontrol altında tutan konumu ile Kıbrıs, bir kez daha jeo-stratejik konumu ile hayati bir önem kazandı.

Bu bizi ikinci önemli noktaya bağlıyor: Ukrayna krizi ortaya koymuştur ki Amerika Birleşik Devletleri çok acil olarak Avrupalı müttefiklerini, özellikle Almanya’yı Rus doğalgazına olan bağımlılıktan kurtarmak durumundadır…”

Olası Çözüm yeni küresel gelişmeler bağlamında…

“Bunu gerçekleştirebileceği yegâne alternatif, Doğu Akdeniz hidrokarbon yataklarıdır. Şayet İsrail’in kanıtlanmış doğalgaz rezervleri Avrupa’ya ulaştırılabilirse, Putin’in ‘enerji kartı’ elinden alınmış olacaktır.

İşte tüm bu gelişmeler, Kıbrıs’ta  çözümün uluslararası koşullarını oluşturmaktadır. Bir Soğuk Savaş çatışması olarak ortaya çıkan Kıbrıs sorununun çözümü bu dönemde yine küresel gelişmeler bağlamında olabilecektir…”

Akıncı’nın tercih edilmesi kaçınılmaz oldu”

“2010 seçim propagandasını KKTC’nin uluslararası statüsünü yükseltmek üzerine kurgulayan Eroğlu, Cumhurbaşkanı seçildikten hemen sonra bunun mümkün olamayacağını kabullendi ve 2. Cumhurbaşkanı Sn. Talat’ın bıraktığı yerden müzakerelere devam etti. Burada sanırım Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın Sn. Özersay konusunda telkinleri de etkili oldu.

Sayın Eroğlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanıtılmasının mümkün olmadığını kabullenince bir şekilde müzakerelere devam etme çabasına girdi; ama siyasi kimliği ve temsil ettiği taban itibarı ile bu durum bir kimlik çatışmasına yol açtı. Bakınız; 2010 seçimlerinden çok farklı olarak 2015 seçimlerinde Sn. Eroğlu, ‘en iyi anlaşmayı yapmak için’ oy istedi.

Bu, son derece sıkıntılı bir durumdu; çünkü eğer söz konusu olan Rumlarla anlaşma yapmaksa bunu baskı altında Eroğlu yerine yıllardır siyasetini Kıbrıs’ta anlaşma ve çözüm üzerine kuran Sn. Akıncı’nın tercih edilmesi kaçınılmaz oldu.

Zaten Türk tarafı ile müzakere etmek konusunda hiç bir zaman istekli olmayan Rum tarafı, Sn. Eroğlu’nun milliyetçi kimliği ile masada durma çabası arasındaki tezat durumu istismar ederek hem masadan kaçtı, hem de herhangi bir sorumluluk yüklenmedi…”

Eroğlu’na küskünler belki tek tek dikkate alınmadı”

Özkalelei sözlerini şöyle sürdürdü; “Sn. Eroğlu’nun başarısızlığı, ne yazık ki sadece müzakere konusu ile sınırlı kalmadı. Bugün herkesin kabul ettiği gerçeklerden bir tanesi, Sn. Eroğlu’nun bir Cumhurbaşkanı olarak iç siyaset gereğinden fazla bulaştığıdır. Önce Ulusal Birlik Partisi kurultaylarında Sn. İrsen Küçük’e karşı taraf olması, daha sonra erken genel seçimler ve müteakiben yerel seçimlerde UBP’nin bölünmesi ve/veya bazı yerlerde adaylarının kaybetmesinden Sn. Eroğlu sorumlu tutuldu.

Pek çok kök UBP’li, kendilerinin ve partilerinin seçim kayıplarından Sn. Eroğlu’nu sorumlu tuttular. Küskünler belki tek tek dikkate alınmadı; ama toplamları Sn. Eroğlu’nun taban kaybetmesine yol açtı. Bir başka deyişle, nasıl Sn. Akıncı’nın yükselişi iç ve dış gelişmelerin kesişme noktası ise, Sn. Eroğlu’nun düşüşü de aynı şekilde iç ve dış gelişmelerin kesişme noktasında kaldı. Sonuçta Kıbrıs Türk halkı müzakerelerde anlaşmayı sağlayabilecek, iç siyasette ise partiler üstü ve dürüst bir lideri tercih etti…”

Sn. Akıncı’nın İç Siyasi Misyonu: Temiz Siyasetin Liderliği

“Sn. Akıncı Cumhurbaşkanı seçilirken çok önemli iç ve dış siyaset misyonlarını üstlendi… Her şeyden önce Sn. Akıncı’nın seçilmesi, Kuzey Kıbrıs’ta çok yaygın olan ‘Kıbrıs Türkü kendini yönetmiyor; seçimler tiyatrodur, her şeye Ankara’dan karar veriliyor’ gibi söylemlerin ortadan kalkması için büyük bir fırsattır.

Akıncı hem askeri, hem de siyasi vesayete karşı duruşu ile tanınan bir siyasetçidir. Dolayısıyla, Sn. Akıncı bir bakıma Kuzey Kıbrıs’ta kendini “mazlum” gören çevrelerin adayı olarak seçilmiştir. Elbette geçmişte benzer bir durum Cumhuriyetçi Türk Partisi için de geçerli olmuştur. Özellikle 2005 milletvekilliği genel seçimleri tam bir dönüm noktasıydı. Bu seçimlerden CTP 25 milletvekili çıkarırken, Sn. Akıncı da kendi partisinden seçilen tek milletvekili olmuştu. Ancak o dönemde 26 yeter sayısı ortaya çıktığı halde CTP, sağ ile koalisyon kurmayı tercih etmiş, süreç ÖRP vakasına kadar uzanmıştı.

CTP de on yıllık hatalarının bedelini Akıncı ile ödedi”

Özkaleli, CTP’nin de on sene boyunca yaptığı “CTP, on sene boyunca yaptığı hataların kefaretini 2015 seçimlerinde Sn. Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesini sağlayarak ödemiştir. Ancak süreç burada bitmedi. Önümüzdeki dönemde KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde de büyük bir değişim yaşanması kaçınılmazdır ve bu değişim, Akıncı’nın Cumhurbaşkanı olarak liderliğini yapacağı bir değişim olacaktır.

Sn. Akıncı’ya düşen çok önemli bir diğer görev Kıbrıs’ta sürekli siyasi istismar malzemesi yapılan Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımcılığını sona erdirmek olacaktır. Kıbrıs’ta sağ uzun yıllar iktidarda kalmıştır ve bu iktidarların kazanılmasında Türkiye kökenli seçmenin büyük desteği olmuştur.

Ancak ne yazık ki Kıbrıs Türk sağı, Türkiye kökenli vatandaşları sadece seçimlerde hatırlamış, sonraki dönemlerde ise hep unutmuştur…”

Ciddi sayıda Türkiye kökenlinin de oy ve desteğini alarak…”

“2015 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yaşanan ve Sayın Akıncı’yı hedef alan kara propaganda aslında herkes için bir uyandırma zilidir…

Sonuç itibarı ile atılan iftiralar tutmamış ve Akıncı ciddi sayıda Türkiye kökenlinin de oy ve desteğini alarak Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bundan sonra Sn. Akıncı’nın söylem ve siyaseti Kuzey Kıbrıs’ın kanayan yarası haline gelen ayrımcılığın sonra erdirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Bu konuda da büyük bir fırsat yakalanmıştır ve Sn. Akıncı’nın seçim zafer konuşmasında değindiği hassas konular, bu fırsatın ciddiyetle farkında olduğunu göstermektedir…”

Akıncı’nın Dış Siyasi: Sürdürülebilir bir anlaşma”

Bir yandan iç siyasette “temiz toplum” inşa etmenin liderliğini yaparken elbette Sn. Akıncı’nın çok önemli bir diğer misyonu Kıbrıs müzakere sürecini sadece başlatmak değil, aynı zamanda yeniden yapılandırmaktır. Rumların Annan Planı’nın reddettikleri ve şu anda da on sene öncesinden daha yapıcı bir noktada olmadıkları gerçeklerinden hareketle müzakereler gerçekçi bir zemine oturtulmalıdır. Sn. Talat dönemi ortaya koymuştur ki Rum tarafına tek taraflı tavizler vererek bir anlaşma yapmak mümkün değildir. Rum tarafı, verilen tavizleri cebine koymakta, sonra sudan bir bahane ile masadan uzaklaşmakta; ancak bir sonraki adıma o ana dek aldığı tüm tavizler üzerinden başlamaktadır. Bu bağlamda Sn. Akıncı’nın Rum tarafını çözüme yönlendirecek uluslararası konjonktürü çok iyi okuması ve kullanması büyük önem taşımaktadır. Uluslararası camiada Sn. Akıncı’nın barış istediği konusunda en ufak bir tereddüt dahi yoktur. Akıncı’nın 40 yıllık siyasi hayatındaki barışseverliği, görüşme masasındaki en büyük sermayesidir. İç siyasette temiz toplum liderliği ile solda birliğin öncüsü konumunda kalmak, Sn. Akıncı’yı Sn. Talat’ın maruz kaldığı ‘Denktaşlaştı’ suçlamasından da muaf tutacaktır…”

Kıbrıs müzakere sürecine yeni bir soluk kazandırabilir

“Son yıllarda Kıbrıs meselesi üzerine yayınlanan bilimsel çalışmalar, Birleşmiş Milletlerin bugüne dek sürdürdüğü ‘kapsamlı’ yaklaşımın başarısızlığını gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda “parçadan bütüne” giden işlevselci bir yaklaşım, Kıbrıs müzakere sürecine yeni bir soluk kazandırabilir. Sn. Akıncı’nın Maraş konusunda izleyeceği tutum, bu konuda belirleyici olacaktır. Maraş, çözümün anahtarı olabileceği gibi Rum egemenlerin alıp, ceplerine koyup bir sonraki adımda yeni taleplerle karşımıza çıkacakları bir sıçrama tahtası da olabilir. Maraş, iyi niyetle kaybedilirse böyle bir kayıp, Akıncı ve ekibi üzerinde de olumsuz psikolojinin hakim olması sonucunu doğurabilir. Bu nedenle Maraş konusundaki hassasiyetler etraflıca tartışıldıktan sonra adım atılması daha doğru olacaktır. Artık Kıbrıs konusuna “kutunun dışından” bakma dönemi başlamıştır. Bugüne kadar gösterilen çabalar sonuç vermediğine göre, yaratıcı yaklaşımlar daha etkili olabilecektir.

Sn. Akıncı’nın müzakere heyeti de büyük önem taşımaktadır. Sn. Eroğlu döneminde neredeyse tamamen Kudret Özersay’a ihale edilen Kıbrıs müzakere süreci ciddi bir ekip çalışması gerektirmektedir. Nitekim Sn. Özersay, kendisine bırakılan etkinlik sahası içinde kendi gizli gündemini geliştirmek suretiyle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden %20’nün üzerinde oy alabilen bir siyasi aktör olarak çıkmıştır. Geçmişte müzakere sürecinde KKTC dışişleri bakanlığı ile müzakere heyeti arasında yaşanan sıkıntılar, ülke dış siyasetini olumsuz etkilemiştir. Sn. Özersay’ın UBP döneminde dönemin dışişleri bakanı Özgürgün ile daha sonra CTP döneminde Sn. Nami ile girdiği güç mücadelesi, Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile anlam kazansa da ülke için yararlı sonuçlar doğurmamıştır. Sn. Akıncı için ise tam tersi bir durum, büyük bir fırsat söz konusudur. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda CTP’den aldığı destek de dikkate alındığında Sn. Akıncı’nın Sn. Nami başta olmak üzere bu konuda uzman CTP kadrolarından yararlanması müzakere sürecine zenginlik katacaktır.

Yeni Dönem

Sonuç olarak, Sn. Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yepyeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemde Sn. Akıncı, Türkiye ile ilişkileri yeniden yapılandıracak, Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımcılığını sona erdirecek, seçimlere şaibe katan yaklaşımları engelleyebilecek bir aktördür. Aynı zamanda Sn. Akıncı, uluslararası alanda itibarı en yüksek bir Kıbrıs Türk siyasetçidir ve bu, elbette müzakere sürecinde büyük fayda sağlayacaktır. Kendisine yeni seçildiği bu mukaddes görevde yeniden başarılar dilerim.

Bu haber toplam 668 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.