1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. ''AVRUPA’NIN İLK KADIN İNTİHAR EYLEMCİSİNE’ DE TANIKLIK ETTİK…”
''AVRUPA’NIN İLK KADIN İNTİHAR EYLEMCİSİNE’ DE TANIKLIK ETTİK…”

''AVRUPA’NIN İLK KADIN İNTİHAR EYLEMCİSİNE’ DE TANIKLIK ETTİK…”

Terör saldırısında yaşadıklarını, gözlemlerini... anlattı;

A+A-

 

Nezahat Sevim: "Avrupa'nın Kıbrıs beklentisi yüksek"

Fransa Merkezli Euronews Şef Editörü Nezahat Sevim, ‘Avrupa’nın 11 Eylül’ü’ değerlendirmelerine katıldığı Fransa’daki son terör saldırısında bir haberci olarak yaşadıklarını, gözlemlerini ve Avrupa’daki terör ve güvenlik atmosferini anlattı…

Fransa Merkezli Euronews Şef Editörü Nezahat Sevim, ‘Avrupa’nın 11 Eylül’ü’ değerlendirmelerine katıldığı Fransa’daki son terör saldırısında bir haberci olarak yaşadıklarını, gözlemlerini ve Avrupa’daki terör ve güvenlik atmosferini Kıbrıs Postası için anlattı…

Sevim, “Bir yanda, tek suçu o gece arkadaşlarıyla, o salonda konser izlemek olan, belki de anlamını bile bilmedikleri bir ideolojiye kurban giden 18- 19 yaşında gençler, bir yanda ise elindeki ‘Avrupalı’ pasaporta rağmen kendini ne ‘Avrupalı’ ne de doğduğu topraklara ait hisseden, bu dışlanmışlığın sonunda aitlik hissiyatını tek yaşayabildikleri grubun yönlendirmeleriyle hayatını kendi eliyle sonlandırmayı seçenler…” diye konuştu.

Kıbrıs’ta uluslararası hareketliliğe işaretle değerlendiren Euronews Şef Editörü Nezahat Sevim, Adada liderlerin çözüm için 2016’yı işaret etmesiyle birlikte, Avrupa’nın önümüzdeki yıl Kıbrıs’tan beklentisinin yüksek olduğunu; Öte yandan dünya güçlerinin dikkatlerinin ve planlarının Suriye’de toplanmasıyla birlikte stratejik konumu ve Rusya ile iyi ilişkilerinin yanı sıra AB üyesi de olması sebebiyle Kıbrıs’ın önümüzdeki günlerde Avrupa’nın gündeminde önemli bir yer alacağını tahmin etmenin güç olmadığını kaydetti.

Avrupa’nın 11 Eylül’ü demek abartılı olmaz”

Sevim şöyle dedi; “Paris’teki terör saldırılarına Avrupa’nın 11 Eylül’ü demek abartılı olmaz. Bu yıl içinde, bundan daha önce de Fransa’da gerçekleşen saldırılar (Charlie Hebdo veya Lyon’daki fabrika saldırısı gibi) bir etki yaratmıştı ancak bu, facianın büyüklüğü, kurban sayısının fazlalığı ve stratejik anlamlar yüklü noktalara organize şekilde düzenlenmesiyle başta Fransa olmak üzere yakın tarihte tüm Avrupa’yı en derinden sarsan saldırılardan biri oldu. Biz gazeteciler yoğun gündemden ve yorulmaktan şikâyet ederiz ancak bir yandan da önemli bir haber çıkması ve kendimizi unutana kadar o konu üzerinde çalışmayı da dört gözle bekleriz. Hiçbir gazetecinin sakin, durağan bir haber merkezini son dakika haberlerinin havada uçuştuğu, canlı yayınların, koşturmalarının eksik olmadığı bir haber merkezine tercih edeceğini sanmıyorum. En azından bu mesleği gerçekten gerçekten severek yapanlar için bence durum böyle…”

Bir haber merkezinin nasıl yangın yerine dönebileceğini gördüm”

Benim ‘sıcak haber’ ile ilk tanışmam, televizyonda canlı yayınlanan ilk savaş olan Körfez Savaşı’nı çocukken ekranlardan hayal meyal izlemem olmuştu. Gazeteciliğe stayjer olarak adım attığımda ise Londra’daki metro saldırıları boyunca bir haber merkezinin nasıl yangın yerine dönebileceğini gördüm. Sonrasındaysa Lübnan-İsrail savaşı, Afganistan, Irak, Filistin derken aslında haberciliğin ‘en sıcak’ halini sevdiğimi fark ettim. Çalıştığım CNN Türk’te ‘ağabeylerimin’ birbirinden değerli savaş muhabirliği anılarını dinleyerek yoğrulduğumda ise artık yolum çizilmişti, ‘dış haber’ masaları beni bekliyordu…”

Tüm meslektaşlarım işin bu boyuta varabileceğini düşünemedi; Kaos inanılmazdı”

“Tüm bu deneyimlerin ardından, bir son dakika haberi ajanslardan geçtiğinde iyi kötü bunun nereye varabileceğini kestirebiliyorsunuz. Ancak Paris saldırılarının olduğu 13 Kasım gecesi, zannediyorum ki ben de dâhil Euronews haber merkezindeki tüm meslektaşlarım işin bu boyuta varabileceğini düşünemedi. Yerel saatle 21.30’a doğru ajanslar ‘Paris’te bir restorantta silahlı saldırı: 2 ölü’ haberini geçtiğinde, bunun münferit ve kişisel nedenlere dayalı olan bir saldırı olduğunu tahmin ettik. Ancak birkaç dakika sonra bir başka restorantta, barda, bir konser salonunda da saldırılar olduğu haberi gelince işin rengi değişmeye başladı. Enteresandır, tam o sıralarda haber merkezinde birçok kişi saldırıların bir diğer ayağının gerçekleştiği ‘Stade de France’da oynanan Fransa- Almanya futbol maçını televizyondan izliyordu.

Paris’in farklı noktalarından birer birer saldırı olduğu haberleri düşerken, maç yayınında bir patlama sesi duyuldu. Herkes ekranlara kilitlenmişti. Bu da başka bir saldırı olabilir miydi? Ya da biz giderek paranoyaklaşıyor muyduk habercilik refleksiyle? Maç bir süre devam ettirildi ancak birkaç dakika içinde durum netlik kazandı.

Maçın oynandığı stad da saldırının hedeflerindendi ve maça giremeyen intihar eylemcileri, stadın yakınlarda üzerlerindeki düzenekleri patlatmıştı. Stada girebilselerdi, aralarında Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da bulunduğu 80 bin kişinin maç izlediği, çıkışın kısıtlı olduğu kapalı bir mekânda iki bomba patlatılmış olacaktı. Planın büyüklüğü ve yaşatabileceği kaos inanılmazdı…”

Bir yandan haber yapıyor; bir yandan endişe ile telefonun ucundaydık…”

“Biz ajanslara ve sosyal medyaya gömülmüş halde olayı anlamaya çalışıyorduk. Paris’in neredeyse her bir aynı noktasından birbirinden korkunç görüntüler, tanık ifadeleri ve haberler geliyordu. Böyle durumlarda hem yanlış anlama hem de kasıtlı endişeyi arttırma amacıyla birçok yanlış haber gelebileceğinden, aralarından ayrım yapıp yayınlama gerekliliği gazetecinin önemli sorumluluklarından biri… Bir yanda haberci heyecanıyla bildiklerinizi hemen aktarmak isterken, bir yandan da sorumluluğu elden bırakmadan haberleri elemeye tabi tutarak aktarmak bizim için zorlu bir sınav. Ancak Fransız televizyon kanalları, olayları ‘ülkede yakın tarihin en büyük saldırıları’ olarak geçmeye başlamıştı bile. Paris’in yakınlığı nedeniyle haber merkezinde birçok kişinin evi veya bir tanıdığı da oradaydı. İnsanlar bir yandan haber yapıp, bir yandan telefonlarına sarılıp yakınlarından bilgi almaya çalışıyordu.

Fransızlar kadar endişelenen bir grup da Arap, İranlı ve Türk gazeteciler”

O gece benim için, bizim maalesef ki çoktan kanıksadığımız terörle, Fransızlar’ın ilk defa bu kadar yakından tanışmasına şahit olduğum bir gece oldu. Panik üst düzeydeydi. Ancak paniğini göstermese de en az Fransızlar kadar endişelenen başka bir grup daha vardı: Arap, İranlı ve Türk gazeteciler. Avrupa’da aşırı sağ yükselirken, bu olayların Fransa’da bir yabancı kökenli, daha da önemlisi bir Müslüman olarak yaşayanları etkilemeyeceği düşünülemezdi. Bu endişenin yanında, tüm bunların bizim de dahil olduğumuz ‘ortak bir inanç’ adına yapılıyor olması ise ayrı bir üzüntüydü. Her saldırı sonrasında haber ajanslarına düşen ‘Saldırganların tekbir getirdiği duyuldu’ ya da ‘Kur’an’dan sure okuyabilen rehineleri serbest bıraktılar’ gibi detaylar oldukça can sıkıcı durumdaydı…”

Hollande’ın ağzından çevirerek aktaran gazeteciler olarak tarihe tanıklık ediyorduk”

“Tabi ki ertesi günlerimiz, bitmek bilmeyen, saatlerce süren yorucu canlı yayınlarla geçti. Bizim kanalda canlı yayınlar farklı 13 dilden gazetecinin yan yana sıralanan kabinlerde, kulağında yayındaki sesler ve rejiden gelen talimatları aldığı kulaklılarla, canlı görüntülerin üzerine sesli anlatım yaparak gerçekleştiriliyor. Günlerce, her dilden ikişer tane olmak üzere 26 gazeteci aynı anda, öğrendiği ve doğruluğunu teyid edebildiği bilgileri canlı anlatımlarla aktarırken, bir yandan da ardı ardına açıklama yapan Fransız yetkililerin konuşmalarını çeviriyordu. Bunların arasında en dikkat çekeni ise Cumhurbaşkanı Hollande’ın ‘olağanüstü hal’ ve ‘sınırların kapatıldığı’ açıklamasını yapması oldu. ‘Sınırların kapatılması’ ifadesi sonradan ‘yoğun sınır kontrolleri’ne çevrilse de, ülkede ikinci kez İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ‘olağanüstü hal’ ilan edilmişti. Bu haberi Hollande’ın ağzından çevirerek aktaran gazeteciler olarak biz de bir tarihe tanıklık ediyorduk…”

Avrupa’nın ilk kadın intihar eylemcisine’ de tanıklık ettik…”

“Başbakan Manuel Valls’ın Fransa’yı ‘savaş halinde’ ilan etmesinin ardından, bizim de canlı yayında aktardığımız birçok anti-terör operasyonu gerçekleştirildi. Aralarından bir tanesinde polisler tarafından kıstırılan bir hücre evinde, ‘beni kurtarın’ dedikten sonra son çare olarak kendini havaya uçuran ‘Avrupa’nın ilk kadın intihar eylemcisine’ de tanıklık ettik. Her iki ‘taraftan’ da ölenlerin ardından, onların ‘dramatik hikayeleri’ bir bir geliyordu. Bir yanda, tek suçu o gece arkadaşlarıyla, o salonda konser izlemek olan, belki de anlamını bile bilmedikleri bir ideolojiye kurban giden 18- 19 yaşında gençler, bir yanda ise elindeki ‘Avrupalı’ pasaporta rağmen kendini ne ‘Avrupalı’ ne de doğduğu topraklara ait hisseden, bu dışlanmışlığın sonunda aitlik hissiyatını tek yaşayabildikleri grubun yönlendirmeleriyle hayatını kendi eliyle sonlandırmayı seçenler…”

Hebdo saldırıları sonrası televizyon binasının çevresinde 24 saat silahlı askerler..”

“Fransızların sence psikolojisi bu saldırı ile değişti mi? Sokaktaki durumu nasıl değerlendiriyorsun. Fransızlara göre IŞİD dünyadan ne istiyor? Barda patlayan bir ampülün bile tedirginliğe yol açtığı doğru mu? Neler gözlemliyorsun?” şeklinde sorduğumuz Nezahat Sevim, sözlerine şöyle devam etti; “Dediğim gibi, bu benim ilk kez Fransızların terörle bu kadar yakından tanışmasını gözlemlediğim bir olay oldu. Özellikle olağanüstü halin ilan edilmesi ve tüm ülkede ‘alarm durumuna’ geçilmesinin ardından insanların endişeleri de doğal olarak arttı. Biz, Paris’te olmasak da Lyon, Fransa’nın Marsilya ile birlikte ikinci büyük şehri. Ve burada da, içinde ne yaşandığı tam bilinemeyen ancak şüphe yaratan banliyöler var. Lyon’da Hebdo saldırılarından sonra zaten güvenlik önlemleri arttırılmıştı. Özellikle medya kuruluşları yoğun koruma altına alınan yerlerdendi. Bizim televizyon binasının çevresinde 24 saat silahlı askerler nöbet tutar haldeydi. Yemekleri yan sandalyeye konulmuş Kalaşnikof eşliğinde askerlerle birlikte yemek, her girişte çıkışta detayına kadar aranmak bir süreden sonra kanıksadığımız bir durum oldu…”

Müzeye girmek için 40 dakika bekliyoruz…”

“Ancak Paris olaylarının ardından buna ek olarak gözle görülür bir şekilde sokaklarda güvenlik tedbirlerinin arttırıldığını söyleyebiliriz. Ara ara sokaklarda polis sirenlerini duymak ve polis tarafından alıkonulanları görmek mümkün. Mağazalar, müzeler gibi her girdiğiniz kapalı mekanın kapısında detaylı aramalar ve bu aramalar için sıra bekleyen insanları görebilirsiniz. Mesela ben geçen hafta bir müzeye girebilmek için 40 dakika ‘arama’ sırası bekledim. Kimileri bu kadar sıkı güvenlik tedbirlerine maruz kalmaktan şikâyetçi olsa da çoğu kişi ‘bu önlemler gerekli’ diyerek durumu destekliyor.

Nitekim, saldırıdan bir gün sonra kentin ünlü ‘Place de la Republique’ meydanında kurbanları anma töreni düzenleyen yüzlerce kişi, bir patlama sesiyle anında paniğe kapılarak, birbirlerini ezercesine kaçışmaya başladı. Sonradan bunun patlatılan bir maytap veya bir sokak lambası olduğu söylendi ancak bu olay, halkın içinde tuttuğu korku ve tetikte olma güdüsünü gözler önüne serdi”

 

Polise mesai saatleri dışında da silah taşıma ve kullanma yetkisi…

“Tabi, tüm bu endişe halinde olanların yanında, ‘teröristlerin istediğini vermeyeceğiz, korkmayacağız, eski hayat tarzımızı sürdürmeye devam etmeliyiz’ diyenler de var tabi. Bunlara, ‘tehlike ne boyutta olursa olsun, güvenlik önlemleriyle kişisel özgürlüklere müdahalenin dozu iyi ayarlanmalı’ diyenleri de ekleyebiliriz. Şimdiye kadar olmadı ancak polise mesai saatleri dışında da silah taşıma ve kullanma yetkisi verilmesi, göz altına alma şartlarının genişletilmesi ve süresinin uzatılması gibi önlemlerin, korkunun yarattığı paranoyayla kontrol edilemez bir asker-polis toplumu yaratmasından da endişe ediliyor.

Hollande’a yüzde 7-8 artan halk desteği ancak yüzde 27-33 bandına”

‘Hollande’ın halk desteği saldırı öncesi düşüktü? Sence iç politikada eğilim nasıl ilerliyor’ sorusunu ise Nezehat Sevim şöyle yanıtlıyor; “Hollande yönetimi iş başına geldiğinden beri, rekor düşük seviyelerdeki halk desteğini geri kazanmanın zorluğunu yaşıyor. Ancak ‘saldırı ve tehdit’ halinde hisseden birçok ülkedeki halk gibi, Fransa’da da saldırıların ardından bu duygular içindeki halkın mevcut yönetime desteğinin arttığı gözleniyor. Son kamuoyu yoklamaları, Paris saldırılarının ardından Hollande’a halk desteğinin arttığını gösteriyor. Charlie Hebdo saldırılarından sonra da aynı durum gözlemlenmişti. Ancak bu bile Hollande yönetiminin elini güçlendirmeye yetmiyor. Saldırıların ardından Hollande’a yüzde 7-8 artan halk desteği ancak yüzde 27-33 bandına çıkabildi. Bu düşük oranın en önde gelen nedeni ise ekonomik sorunlar ve işsizlik. Bu noktada, zaten genel olarak Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ trendi paralelinde Fransa’da da Marie le Pen liderliğindeki Ulusal Cephe’nin destekçi kazandığını söylemek mümkün…”

 

Ulusal cephe destek kazanıyor”

“Nitekim, bu olayların hemen ardından saldırganların ‘mülteci kılığında Avrupa’ya girdiği’ iddiaları Le Pen’in göçmen karşıtı politikasını parlatır haldeydi. Bu olayları ‘işte bizim öngörülerimiz doğru çıktı’ minvalinde lanse etmeyi başaran partinin lideri Le Pen, saldırının hemen akabinde yaptığı ‘Fransa ve Fransızlar artık güvende değildir’ diye açıklama yaparak, halihazırda hissedilen korku ve endişenin üzerine oynayacaklarını gösteriyor. Aralık ayında yapılacak bölgesel seçimler öncesinde düzenlenen kamuoyu yoklamalarında da Ulusal Cephe giderek destek kazanıyor.

Nesillerdir yaşayan Afrika kökenli göçmenler, Suriyeli mültecilerden daha çok sosyal patlama riski taşıyor”

Sevim, “nesillerdir yaşayan kuzey Afrika kökenli göçmenler, Suriyeli mültecilerden daha çok sosyal patlama riski taşıyor” diyerek asıl riske dikkat çekti ve “Sağın yükselişi yukarıda bahsettiğim gibi sürüyor. Ancak benim çevremde gözlemlediğim en dikkate değer nokta, genelde insanların ‘yabancılar-göçmenlik’ kavramını bu saldırılardan ayrı tutmaya çalıştıkları… Buradaki gazeteci meslektaşlarımın çoğu, aslında bu olayların müsebbibi gibi gösterilmeye çalışılan sığınmacıların da kendileriyle aynı güvenlik endişesini taşıyarak ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları konusunda hemfikir… Bu kesimde, bu doğrultuda sığınmacıların girişini engellemek değil, tam aksine onlarla daha fazla empati yapıp, yardım etme fikri hakim.

Özellikle de ilk günlerde ortaya atılan ‘saldırı alanında, eylemcilerin yakınlarında Suriye pasaportu bulundu, eylemciler Fransa’ya kendilerini mülteci gibi göstererek geçmiş’ haberlerinin ardından, gerçekte saldırganların Fransız veya Belçika vatandaşı olduğu ortaya çıkması tehlikenin kaynağının dışarıda değil, içeride aranmasına yol açtı. Evet, saldırganlar köken olarak yabancıydı ancak çoğu doğma büyüme Avrupalıydı.

Bence burada nesillerdir yaşayan kuzey Afrika kökenli göçmenler, son bir senede Fransa’ya giriş yapmış Suriyeli mültecilerden daha çok bir sosyal patlama riski taşıyor” şeklinde konuştu.

Bir Türk’le karşılaştıklarında size soracakları sorular, Müslüman kimliğinden çok Türkiye siyasetiyle ilgili oluyor”

“Ancak tabi ki her ülkede olduğu gibi, Fransa’da da radikal görüşlüler var ve onlar arasında yabancı düşmmanlığına varan göçmenlik karşıtı bir düşünce giderek güçleniyor.

Ama genelden bahsedersek, Türk olduğunuzu söylediğinizde Fransızlar korkudan çok merak duyuyorlar. Önceleri turizm olarak ilgilerini çeken Türkiye, her geçen gün dünya gündeminde bir şekilde yerini bulmasıyla her Avrupalı’nın haber bültenlerinden çokça duyduğu bir ülke konumunda.

O yüzden bir Türk’le karşılaştıklarında size soracakları sorular, terörizm saldırıları veya Müslümanlık kimliğiyle alakası olmasından çok, Türkiye siyasetiyle ilgili oluyor.

Kıbrıs’ın önümüzdeki günlerde Avrupa’nın gündeminde önemli bir yer alacağını tahmin etmek güç değil”

Dış medyada Kıbrıs’ı ve Kıbrıs Sorununa ilişkin genel görünüm ve beklentiye ilişkin ise Nezahat Sevim şu değerlendirmeyi yaptı; “Avrupa’nın gündeminde bir süredir terörizm, IŞİD, Suriye ve sığınmacı krizi var. Yükselen güvenlik endişesi de eklenince diğer konuların biraz gündem dışı kaldığını söyleyebiliriz. Eğer haber kanalları ve gazetecilerin gündemi açısından bakarsak, örneğin Yunanistan Başbakanı Çipras’ın Türkiye ziyaretinde Davutoğlu ile yaptığı basın toplantısında Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde dillendirilen önemli taahütler, maalesef ki ziyaretin Paris saldırılarından sadece birkaç gün sonra olması sebebiyle haber bültenlerinde hak ettiği yeri alamadı.

Ancak bu Avrupa’nın bir yandan da Kıbrıs’ı takip etmediği anlamına gelmiyor. Hem Anastasiadis’in hem de Cumhurbaşkanı - Akıncı’nın adada çözüm için 2016 yılını hedef göstermesiyle, Avrupa’nın önümüzdeki sene Kıbrıs’tan beklentisi yüksek. Bunun yanında, dünya güçlerinin dikkatlerinin ve planlarının Suriye’de toplanmasıyla birlikte stratejik konumu ve Rusya ile iyi ilişkilerinin yanı sıra AB üyesi de olması sebebiyle Kıbrıs’ın önümüzdeki günlerde Avrupa’nın gündeminde önemli bir yer alacağını tahmin etmek güç değil…”

Kıbrıs Postası

 

Bu haber toplam 355 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.