1. HABERLER

  2. MAGAZİN

  3. BU ATEŞ HİÇ SÖNMEZ
BU ATEŞ HİÇ SÖNMEZ

BU ATEŞ HİÇ SÖNMEZ

BU ATEŞ HİÇ SÖNMEZ

A+A-

Scarlett yılı bitmedi, tüm ateşiyle devam ediyor. Sadece sesiyle var olduğu ‘Her’de Oscar’a aday gösterilecek kadar iyiydi. ‘Under the Skin’ ile uzaylı da olabileceğini, ‘Captain America’ ile gişeyi süpürecek kadar güçlü olduğu kanıtladı. İlk bebeği yolda, yeni filmi ‘Lucy’ vizyonda, kendisi de hâlâ zirvede...

Üç kez ‘Woody Allen’ın ilham perisi’ (Maç Sayısı, Scoop, Vicky Christina Barcelona), iki kez de ‘Esquire’ın yaşayan en seksi kadını’ unvanını kazanan, henüz 29’unda ‘başka türlü’ bir Hollywood ikonu o. Kısa kariyerine Marvel süperkahramanlığını (The Avengers, Captain America), Tony ödüllü Broadway macerasını (A View From The Bridge), bir Tom Waits cover albümünü de (Anywhere I Lay My Head) sıkıştırabilmiş bir yetenek.

Scarlett Johansson, karizmanın ve seksapelliğin kusursuz vücut hatlarında değil kişinin sözünde/gözünde olduğunun 21’inci yüzyıl kanıtı. Evet, sözünde: Son Spike Jonze harikası ‘Her’de, bilgisayar operatörü rolünde sadece sesiyle milyonları (ve Joaquin Phonex’i) kendine aşık edişini hatırlayın. Şahit Spike Jonze ayağa kalksın, başına gelenleri anlatsın: “Sevişme sahnesinde Scarlett, ses kaydını odada yalnız yapmak istediğini söyledi. Biz de onu dinlemeye dışardan devam ettik. Bir ara sesi o kadar titrek o kadar canı acıyormuş gibi çıktı ki panik içinde kayıt odasına kaldım. İstifini bozmamış aynen öyle duruyordu!”

25493469.jpg

Yaşadığı sayısız Hollywood aşkı (Josh Harnett, Jared Leto, Sean Penn) ve bir adet ‘celebrity’ evliliğinden (Ryan Reynolds!) sonra gerçek mutluluğu Fransız gazeteci/reklamcı Romain Dauriac’da bulması bildiğimiz/okuduğumuz Hollywood masallarının çok çok dışında. Dauriac’ın gazeteci kimliği uzun yıllar şehirli sanat dergisi Clark’ı çıkarmasından geliyor. Scartlett’ın milyon dolarlık gişeleri, ışıl ışıl billboard’ları Fransa’daki Dauriac Malikanesi’nden içeri girince tek tek sönüyor, kırık dökük Fransızcasıyla baraber aristokrat kayınpederin en büyük espri malzemesine dönüşüyor.

Scarlett, alaycı kayınpeder kahkahaları karşında bırakın ‘istenmeyen gelin’ dramını yaşamayı, aksine mutluluk ölüyor: Tekrar hiç kimse olabilmenin verdiği rahatlık, huzur, heyecan! Birkaç ay evvel verdiği Vanity Fair demecinden bu birlikteliğin sırrını daha iyi anlıyoruz: “İkimiz çok farklıyız çünkü. Ayrı dünyaların insanları olmamız büyük konfor. Hayatlarımız, birbirimiz ilginç gelince heyecan da kaybolmuyor.”

LUCY, MÜKEMMELDEN DAHA AZINA RAZI OLMAMA KONUSUNDA ÇOK ISRARCI!

filmle kanıtlamış Luc Besson’un doğru ilham perisiyle tanıştığı zaman ortaya nasıl da moden başyapıtlar çıkardığını gördük, billiyoruz (Milla Jovovich’li Beşinci Element! Natlie Portman’lı Leon!) Besson’un yeni meleği Johansson filmleri ‘Lucy’ öncesi sorularımızı yanıtladı:

Senaryoyu ilk bitirdiğiniz an aklınızdan neler geçiyordu?

- Filmin nasıl olacağını hayal etmekte zorlandım çünkü bir Luc Besson filminden bahsediyoruz. Karmaşık fikirlerden bahsetmesine rağmen senaryo o kadar da karmaşık değildi. Senaryodaki açıklamaları okuyarak hayal edebildiğim her şey, Luc’un vizyonun yanında soluk kaldı. Filme dair her şey onun tasarımı. Neticede film hayal ettiğimden çok daha renkli oldu.

Lucy, doğaüstü bir karakter. Luc Besson, insanüstü bir yönetmen. İnsan, böyle bir filme nasıl bir hazırlık yapar?

- Fiziksel güç gerektiren bazı sahneler vardı. Ben de her şey için hazır olmak; fiziksel olarak çok iyi durumda olmak istedim. Hareketlere çok fazla amaç ve niyet kattım. Çünkü güçlü hissedilmelerini istedim. Sadece durduğunda, döndüğünde bile fiziksel olarak yeterli olmasından kaynaklandığını fark etmeniz için içsel bir güç sergilemek istedim.

Choi Min-Sik’le de epey karşılıklı sahneniz var. Ve ilk kez aynı dili konuşmadığınız bir oyuncuyla bu kadar yoğun bir mesai yaptınız. Ne öğrendiniz?

- Karşındakinle konuşmadan ifadelerinle iletişim kurabilmeyi öğrendim. Kelimeleri gerçekten söylemek yerine ruhsal olarak da iletişim kurduk. Çok sevimli biri ve sette bulunmaktan hep mutluydu. Onu izlemek de çok güzeldi çünkü inanılmaz ifade veriyor. Gerçekten şiddetli, soğuk ve acımasız sahnelerde rol yapıyor olsak da çok sıcak bir insan.

Ve hikayeyi çözen faktör yine Morgan Freeman! Sağlam tüm filmlerin olmazsa olmaz unsuru gibi...

- Hollywood’da kime sorarsanız sorun aynı cevabı alırsınız: Morgan Freeman’la çalışmak harika. Gerçekten! Lucy yapısı gereği kimseyle duygusal anlamda bir yakınlık kurmuyor, kuramıyor. Filmle ilgili tek pişmanlığım senaryoda Morgan’la daha hisli sahnelerimin olmamasıydı.

Çekmesi en eğlenceli sahne hangisiydi?

- Karakterimi ilk gördüğünüz sahne. Çünkü her şey kontrolden çıkmadan önce ona gerçekten bir renk verebildiğim tek andı. Film boyunca Lucy’nin daha önceden edindiği fikirleri ve düşünceleri kaybettiğini görüyorsunuz. Bundan dolayı boş, monoton ve düz bir performans vermemeye çalışmak zordu. Olanların ardındaki kişiyi ve şartların bütün karakter özelliklerini ortadan kaldırmadığını görmenizi istedim.

Hiç tanışmamış birine Luc Besson’u birkaç cümlede nasıl tarif edersiniz?

- Her sahneyi belli bir şekilde ister. Detaylara gösterdiği titizliği ve herhangi bir şeye razı olmayı kabul etmemesini çok takdir ediyorum. Setten hiçbir zaman “Bunu tam olarak halletmedim” duygusuyla ayrılmadım. Mükemmelden daha azına razı olmama konusunda çok ısrarcı!

WOODY’SINE YAPILAN HAKSIZLIK

Vefalı da. Lafını sakınmadan, kafasını kuma gömmeden, canı ne zaman ne söylemek isterse ‘takır takır’ söylüyor. Tıpkı Woody Allen vakasında olduğu gibi. Hatırlayalım: Mart ayında Woody Allen’ın üvey kızı Dylan Farrow, New York Times’a açık mektup yazarak nasıl tacize uğradığını anlatmış, Allen’la çalışan tüm Hollwyood insanlarını duyarsız olmak, kayıtsız kalmakla suçlamıştı. Nasıl olur da hâlâ böyle bir adamla çalışabilirlerdi? Kimsenin çıtı çıkmadı. Scarlett hariç: “Hiçbir şeyden haberi olmayan bir grup insanı böyle böyle bir olayın içine çekmeyi sorumsuzca buluyorum. Herhangi bir varsayımda bulunup, bir tepki vermek çok saçma.”

EN ‘SCARLETT’ DÖRT AN

1) in Translation (Bir de konuşabilse), 2003
O ilk sahne: Pembe pamuklu küloduyla otelin yalnız yatağında uzanması. Ve o son sahne: Kırık aşık Bill Murray Tokyo kalabalığının ortasında Scarlett’in kulağına ne fısıldadığı hâlâ muamma.

1-164.jpg

2)Vicky Cristina Barcelona, 2008
Bir eli Penolope Cruz’da, diğer eli Javier Bardem’de... Üçlü gibi üçlü! 

2-108.jpg

3)Sapık, 2012
Hitchcock’un hayatını anlatan filmde, Janet Leigh rolünde, duşta, o meşhur çığlığı eşliğinde.

3-067.jpg


4)Girl with a Pearl Earring (İnci küpeli kız), 2003
Meşhur tabloya ilham veren pozu verdiği o sahne.

25493630.jpg

Hürriyet

Bu haber toplam 3162 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.