1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. "DAİŞ ERKEK EGEMENLİĞİNİN EMPERYAL PATLAMASI"
"DAİŞ ERKEK EGEMENLİĞİNİN EMPERYAL PATLAMASI"

"DAİŞ ERKEK EGEMENLİĞİNİN EMPERYAL PATLAMASI"

"DAİŞ erkek egemenliğinin emperyal patlaması"

A+A-

Ayşe Gökkan: "DAİŞ erkek egemenliğinin emperyal patlaması"

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu’nun 26 Kasım’da düzenlediği Savaş ve Çatışmalarda Cinsiyetlendirilmiş Şiddet ve Kadın Möücadelesi başlıklı panelinde konuşmacı olan KJA-Özgür Kadın Kongresi’nden Ayşe Gökkan, Ortadoğu’daki kaosun kökenlerini ve kadınların direnişini değerlendirdi.

Ayşe Gökkan, Türkiye coğrafyasında kadın özgürlük mücadelesi yürüten Kongra Jinen Azad (KJA)-Özgür Kadın Kongresi’nden bir kadın. Yıllarca Nusaybin Belediye Başkanlığı yapan Ayşe Gökkan, Demokrat Özgür Kadın Hareketi’nin (DÖKH) KJA’ya dönüşümünden yürütülen kadın özgürlük mücadelesine, Ortadoğu’da DAİŞ’in kadınlara yönelik şiddetinden ulus devletlerin dönüşümüne ve 21’inci Yüzyılın bir kadın özgürlük yüzyılı olmasına dönük hareketlere uzanan geniş bir alanda değerlendirmelerde bulundu.

“Yerel yönetimler bir kadın yönetim tarzıdır”

Yılların birikimi üzerinden yükselen bir mücadeleyi yürüten DÖKH’nin 31 Ocak- 1 Şubat 2015 tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlenen kongrede adını KJA-Özgür Kadın Kongresi olarak değiştirdiğini ifade eden Ayşe Gökkan, kadının özgürlük mücadelesinin zorlu bir sürecin ürünü olduğunu vurguladı.

“Türkiye’de Kürt ve kadın olmanın ağır bedellerini ödedik. Gözaltında taciz ve tecavüzü, ailede ve toplumda erkek egemen iktidarın şiddetini gördük. Ayıp, günah, yasak. Adaletsizlik iktidarlaşıyor ve bu kadın üzerinden oluyor. Kadın hareketinin deneyimlerinden yararlandık. Süryaniler, Asuriler, Kürtler ve Araplar. KJA bir kadın konfederal sistemidir. 501 delegesi vardır. Farklı haklardan, inançlardan kadınlar vardır. 45 yürütmesi vardır. Dünyanın her yerinde savaş bittikten sonra kadına yönelik şiddet ve tecavüz gündem olur ama biz süreç içerisinde gözaltında taciz ve tecavüzleri mahkemeye taşımış ve AİHM’de Türkiye’yi mahkum ettirmiş bir pratiğe sahibiz” diyen Gökkan, kadın özgürlük mücadelesinin en önemli alanlarından biri olan yerel yönetimlere dikkati çekerek, 2004’te 9, ardından 14 olan kadın belediye başkanları sonrasında eşbaşkanlık sistemine geçildiğini kaydetti.

“Yerel yönetimlerde çok önemli kararlar aldık çünkü biz yerel yönetimlerin bir kadın yönetim tarzı olduğunu düşünüyoruz” diyen Gökkan, yerel yönetimlerde çalışanlarla yapılan sözleşmelerde kadına karşı şiddetin önlenmesi amacıyla alınan bazı uygulmaları anımsattı. Gökkan bu bağlamda, belediye çalışanın kadına şiddet uygulaması durumunda maaşının kadına devredilmesine ve çok eşli olan çalışanların işine son verilmesine işaret etti.

“DAİŞ taşeron çete”

Ortadoğu’daki savaşın ve DAİŞ’in (IŞİD) kadına yönelik şiddetini de değerlendiren Ayşe Gökkan, Ortadoğu’daki kadın özgürlük mücadelesine dikkati çekerek, bu mücadele karşı erkek egemen zihniyetin taşeron çetesi olarak ifade ettiği DAİŞ’in şiddetinin tesadüfi olmadığının altını çizdi.

DAİŞ’i “erkek egemenliğinin emperyal patlaması” olarak değerlendiren Gökkan, şöye konuştu:

“DAİŞ erkek egemenliğinin emperyal patlamasıdır. DAİŞ’in kadın özgürlük mücadelesine karşı erkek egemen zihniyetin taşeron çetesi olduğunu düşünüyoruz.Hiç tesadüf değildir. AKP 13 yıldır hükümette, yüzde 1400 kadına yönelik şiddet artmış. DAİŞ, bu dönemde kadınları pazarlıyor. O nedenle kadın özgürlük mücadelesini yükselttikçe, kadın mücadelesine saldırı olarak bunlar çıkacaktır.

DAİŞ’in Sengal’e saldırısı, 5 bin yıldır hangi şiddeti sistemi uygulanmışsa aynısı uygulanıyor. Kadınlar pazarlarda satılıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Ama buna karşı direnen, 30 kez farklı insana satılan bir kadın, direniyor, ellerinden kaçmayı başarıyor ve şimdi savunmanın kadın örgütlenmesine katılmış. Zorla alıkonulan kadınlar nasıl alıkonuluyor, buna izin veren kim? Bunları satın alanlar kim? DAİŞ 5 bin yılıdr uygulanan tüm yöntemleri uyguluyor. Ben öyle zannediyorum 21’inci yüzyılda erkek egemenliğinin son çırpınışlarıdır kadına saldırma.”

“Ortadoğu’da kadın özgürlük mücadelesi rönesanstır”

Ortadoğu’da çok güçlü bir kadın özgürlük mücadelesi başladığını ifade ederek bunu rönesans olarak nitelendiren Ayşe Gökkan, bu bağlamda Kobani, Rojova ve Şengal’deki gelişmeleri irdeledi. Kobani’nin enternasyonal bir kadın direnişine dönüştüğünü, çok acı bir deneyim olan Şengal’in ise bugün farklı bir yapıyı yarattığını ifade eden Gökkan şöyle konuştu:

“Ortadoğu’da çok güçlü bir kadın özgürlük mücadelesi başladı. Bu mücadeleye saldırı da bir o kadar vahşi. Kobani bir kadın direniş sembolü oldu. Şengal kurutulamaz deniyordu, elinden alındı. Şimdi Meclislerini kurdular. Bunların hepsi bu organize erkek egemen emperyal patlamayı yenen bir şey. Ortadoğu’da kadın özgürlük mücadelesi rönesanstır. DAİŞ eyleme giderken dua ediyormuş, inşallah kadınlar tarafından öldürülmem çünkü cennete giremem. Kobani direnişi, tüm dünya kadınları için direniş.Emeği olmayan kadın yoktur bir şekilde. Enternasyonal kadın direnişine dönüştü Kobani. Çok önemli bir kadın direniş deneyimiydi. Evet çok acı çektik, çok kadın zorlandı... Şengal çok acı bir deneyim ama geldiğimiz nokta bizim özsavunma, özyönetim dediğimiz, 40 yıllık özgürlük mücadelesinin aslında bizi çok olgunlaştırdığı ve kendi boyutlarımızı çok ciddi ele aldığımızdır.

“Soykırım yapıldığına dair deliller var”

Gökkan, KJA ve Kıbrıs’ın kuzeytinden Mülteci Hakları Derneği’nin de yer aldığı Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu’nun Şengal ve Rojova’da yaşananlar konusundaki çalışmalarıyla ilgili çarpıcı bilgileri de paylaştı.

DAİŞ tarafından binlerce Ezidi kadının satılması, tacize ve tecavüze uğramaları konusunda elde edilen gelişmeleri aktaran Gökkan, “1 yıldır akradaşlarımız Rojova ve Şengal’de araştırmalar yaptılar. Elde edilen bilgiler kadınların Katar, Suddi Arabistan, Ürdün, Musul, Kerkük’te değişik insanlara, değişik yertlere satıldıklarına dair. Şengal kurtarıldıktan sonra toplu mezarlar bulundu. 1 toplu mezarda sadece kadınlar bulundu, 40 yaş üstü kadınlar. Katlediyor, toplu katlediyor. Kadınların satılmaları konusunda da bilgiler var, genç yaşta olanın fiyatı 100 dolar... O kadar korkunç, o kadar vahşi ki. Kadınların beyanlarından soykırım yapıldığına dair deliller var”dedi.

DAİŞ, sayıları 4 bin ila 7 bin arasında değişen ve çoğunluğu Ezidi olmakla birlikte Süryani, Türkmen, Arap ve Kürt kadınları zorla alıkoyoyur. Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu’nun hedefi, DAİŞ üyelerini ve destekçilerini Uluslararası Ceza Mahkemesi önüne çıkarmak. Platform, DAİŞ’in Süryani ve Ezidi halklarına karşı eylemlerinin soykırım olarak tanınması için mücadele ediyor.

“Bu insanlığın yüz karasıdır”

Ayşe Gökkan, KJA’nın ve Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu’nun DAİŞ’in yaptığı vahşet ve kadınların öldürülmeleri, defa defa satılmaları konusunda Avrupa ülkeleri nezdinde yaptıkları girişimlere de değinerek, “Dünyada AB konsolosluklarını ziyaret ettik. Herkesin gündeminde bu konu olmalı. Bu insanlığın yüz karasıdır. Hiçkimse bunu ben yapmadım, yapanlar sorumludur diyemez. Çünkü bunlar ulus devletlerin sınırları içinde yapılıyor Musul, Suudi Arabistan, Ürdün gibi. KJA olarak biz AB ülkeleriyle tek tek bağlantı kurduk” dedi.

“Çok önemli iki deneyime sahibiz”

Dünyada ulus devletlerin artık halkların beklentilerini karşılamadığını ifade ederek sivil örgütlenmelerin, kadın hareketinin ve yerel yönetimlerin önemine işaret eden, bu bağlamda da Nusyabin, Suruç ve Kobani’yle ilişkili deneyimleri aktaran Ayşe Gökkan, şöyle konuştu:

“Çok önemi iki deneyime sahibiz. Nusaybin ve Suruç deneyimi. Kobani’ye saldırı olduğunda 180 bin insan Suruç’a geçti ve devletin tek bir kampı yoktu. Sınırlar bölündüğünde ailenin yarısı bir tarafta yarısı diğer tarafta kalıyor. 5 gün içinde herkes akrabalarını hızla yanına aldı. Nusaybin’de iç çatışma olduğu zaman 40 bin insan geçti, 1 gün dışarıda kalmadılar. Süryaniler, Araplar, Kürtler herkes kendi akrabasını yanına aldı. Sivil örgütlenmelerin dinamik ve hareketli olduğunu ve sorunları çözdüğünü gördük. Kıbrıs’tan da gönüllüler vardı. Tek bir devlet görevlisi yoktu.

Ortadoğu Kadın Konferansı

Ayşe Gökkan, yakın geçmişte 26 ülkeden katımla gerçekleştirilen Ortadoğu Kadın Konferansı’yla ilgili olarak ise şunları söyledi:

“26 ülkeden kadınlar katıldı. Ortak kararlar aldık. Bu coğrafyalarda kadına yönelik saldırı olduğunda kendimize yapılmış gibi, birlikte, aynı gün, aynı zamanda, eşzamanlı protestolar yapacağız. Ortadoğu bir başkaldırıya girdi. Rojova’da çok güçlü bir kadın dinamiği çıktı. Biz hepbirlikte şuna karar verdik. Ortak özgürleşeceğiz, tek başımıza özgürleşmek gibi bir gerçeğimiz yok.”

“Merkezi yönetimler asla adaleti sağlayamazlar”

Ayşe Gökkan, ulus devletlerin ve merkezi yönetimlerin değişime uğradıkları, adaleti sağlayamadıkları üzerinde durarak, “Devletler erkek egemen zihniyetin ürünü. Yasama, yürütme ve yargı erkek. Devletin kendisi erkektir zaten. Biz şeyi tesadüfi görmüyoruz. Eğer Türkiye’de 45 günde 45 kadın katlediliyorsa, bunun tesadüf olmadığını düşünüyoruz. Merkezi yönetimler asla adaleti sağlayamazlar. Merkezi Yönetimlerin iflas ettiği bir 21’inci Yüzyıldayız. Ulus devletin de 21’inci Yüzyılda iflas ettiğini düşünüyoruz. Artık ulus devlet halkların ihtiyaçlarına yanıt vermiyor. Biz şunu da gördük biz tüm yasaları değiştirdik. Kadın, erkek eşitlikleri yasaları çıktı. Çıkmayan bildiri yok ve herhalde imzalanmayan devlet de yok ama hayatımızda bir değişiklik yok. Onu çiğneyen onu uygulamaz zaten. Kapitalist modernitenin kadın üzerinde şiddeti tekrar tekrar üreterek bize geri gönderdiğini düşünüyoruz” dedi.

Faika Deniz Paşa: “Biz onlarca Ezidi kadını yüzüstü bıraktık”

MHD’den Avukat Faika Deniz Paşa ise Kasım 2015’te yardım çağrısı üzerine KKTC karasularından karaya getirilen mültecileri taşıyan gemide yaşananlara atıfta bulunarak, Ezidi kadınların yüzüstü bırakıldığını ifade etti.

Zorla Alıkonulan Kadınlar Platformu’nun bir parçası olan MHD’nin Ortadoğu’daki kadın şiddeti ve mülteciler konusundaki görüşlerini dile getiren Faika Deniz Paşa, şöyle konuştu:

“Biz onlarca Ezidi kadını yüzüstü bıraktık geçtiğimiz kasımda. O gemide sadece Suriyeliler yoktu. Iraklı Ezidi kadınlar vardı. Çok genç kadınlar. Biz onların isimlerini, yaşlarını aldık, annen baban yanında mı, nereden kaçtın dedikten sonra geri gönderildiler. Akıbetlerini bilmiyoruz. Çünkü Suriyelilerle aynı korumaya sahip değiller Türkiye’nin yerel yasaları altında. Ve o insanlara ne oldu takip edemedik. Onlarca Ezidi kadını, şiddetten kaçıp yoculukları coğrafyamıza düşen onlarca Ezidi kadını yüzüstü bıraktık. Biz daha sonra o gruptan kadınların akıbetini takip edemedik. Orada bağantıda olduğumuz sivil toplum örgütleri yapamadı. Ve bu bir komutanın emriyle yapıldı Kıbrıs’taki. Bu deneyimiz aklımızda olarak, biz de o coğrafyadaki yaygın şiddetten, erkek egemen şiddetten kaçan kadınlarla dayanışmak için biz de bunun parçasıyız.”

Faika Deniz Paşa, ülkede mültecilerin durumuna ilişkin olarak ise, İçişleri ve Çalışma Bakanı Asım Akansoy’un olumlu adımlar attığını ifade ederek, süreci takip ettiklerini vurguladı.

Kıbrıs Postası

 

Bu haber toplam 298 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.