1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. "DEVLET SEYİRCİ KALAMAZ"
"DEVLET SEYİRCİ KALAMAZ"

"DEVLET SEYİRCİ KALAMAZ"

Recep Tayyip Erdoğan: "Devlet seyirci kalamaz"

A+A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uçakta gazetecilere konuştu. “Tekrar 90’lara dönüldü” değerlendirmeleri hatırlatılınca “Artık o dönemlere yer yok. 2013’te bize silahı bırakma sözü vermişlerdi ama terör saldırılarına tekrar başladılar. Devlet tabii ki seyirci kalmaz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin, Endonezya ve Pakistan turunun ardından dönüşte uçak gazetecilerin sorularını yanıtladı. PKK'ya yönelik operasyonları değerlendiren Erdoğan, son dönemdeki saldırıların ardından “Tekrar 90’lara dönüldü” değerlendirmeleri hatırlatılınca “Artık o dönemlere yer yok. 2013’te bize silahı bırakma sözü vermişlerdi ama terör saldırılarına tekrar başladılar. Devlet tabii ki seyirci kalmaz, kalamaz. Cumhurbaşkanı olarak bizler de seyirci kalamayız. Türkiye'nin yönetiminde tabii ki Beştepe'nin de rolü var” diye karşılık verdi. 

Erdoğan'a uçakta sorulan sorular ve yanıtları şöyle: 

Türkiye-ABD ilişkilerindeki son duruma ilişkin değerlendirmeniz nedir?

22 Temmuz’da Sayın Obama ile özellikle DAİŞ (IŞİD) eksenli bir telefon görüşmesi yaptık. Bu hususta oluşturulacak koalisyon güçleriyle alakalı çalışmaları değerlendirdik. Onun akabinde, bir astsubayımızın da şehit olmasıyla birlikte, tehdit unsurlarına karşı, DAİŞ’e karşı operasyonumuzu da yapmış olduk. O sırada Kandil’deki gelişmeler de farklı bir tehdit unsuruydu. İçeride de bazı tehdit unsurları vardı. Bunlara yönelik olarak da adımlarımızı atmak durumunda kaldık. Polislerimize ve askerlerimize yönelik saldırılar, güvenlik güçlerimizin şehit edilmeleri bu süreci ciddi manada tetikler hale geldi. Bölücü terör örgütünün yaptıkları, demokratik bir ülke için kabul edilebilir şeyler değil. Bu yapılanlara karşı, hükümet, devlet elbette gerekli adımları atmak durumundaydı." yanıtını verdi. 

rte.jpg

Türkiye’nin PYD konusundaki tavrına karşın ABD’nin PYD ile neredeyse stratejik müttefiklik ilişkisi kurduğu konuşuluyor. Bu durum Türkiye’nin PKK ile mücadelesine ve güvenlik anlayışına nasıl yansır?

Bu konu, Kobani’de DAİŞ’le çatışmaların yaşandığı süreçte, Obama’yla yaptığımız bir telefon görüşmesinde gündeme gelmişti. Obama, ‘Kobani 2 güne kalmaz düşebilir’ demişti. Ben de kendisine, 200 bine yakın Kobanilinin zaten bizim ülkemizde olduğunu hatırlatarak, orada sadece 3 bin civarında savaşçı bulunduğunu söylemiştim. Özgür Suriye Ordusu’nun ve peşmergelerin desteğiyle Kobani’nin düşmesinin pekâlâ engellenebileceğini belirtmiştim. ‘Oraya indireceğiniz silahlar sadece PYD’ye değil DAİŞ’e de gidebilir’ demiştim. PYD’nin içinde PKK terör örgütünün unsurlarının da yer aldığından, PYD’nin adeta PKK’nın farklı bir yapılanması olduğunu anlatmıştım. Ama bunu pek anlamak istemediler, o gece malum oraya silah da indirdiler. Ama süreç bizi haklı çıkardı. Müteakip süreçte de Türkiye’deki Kobanililerin yaklaşık 120 bini geriye döndü. Burda kalanların sayısı da 70-80 bin civarında. Bizim özellikle Kuzey Suriye’de terör yapılanmasına sıcak bakmamız mümkün değildir. NATO’daki müttefikimiz ve stratejik ortağımız olan ABD de söz konusu bölgede Türkiye’ye karşı oluşturulabilecek bir tehdide sıcak bakmayacaktır.

O dönemde sizin ‘Kobani düştü düşecek’ sözünüzü, bazı kesimler sanki buna seviniyormuşsunuz gibi algıladı...

Bunu daha önce de defalarca söyledim. O ifadelerimi çarpıtanların kimler olduğu belli. Kobani’nin düşmesini arzulamamız asla söz konusu olmamıştır. Nitekim Kobani’nin düşmesini istemediğimiz için Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) ve peşmergelerin Kobani’nin imdadına koşmalarına imkân sağladık. O esnada, ABD’nin havadan yapmış olduğu harekâtı, karadan destekleyecek güç yoktu. O güç hangi güç olmuştur? İşte topraklarımızdan geçerek oraya ulaşmalarını sağladığımız peşmergeler ve ÖSO.

Türkiye bölgesel bir savaşa çekiliyor’ yorumları var... İncirlik’in de açılmasından sonra yeni bir kırmızı çizgimiz var mı?

Türkiye’nin bölgesel bir savaşa çekildiği doğru değil. Böyle bir iddiayı ya da yorumu paylaşmam mümkün değil. Bu iddiayı ortaya atanlar, şu anda yapılmakta olan operasyonları engellemek istiyorlar.

DAİŞ, PKK ve PYD, aynı anda Türkiye’ye karşı kullanılıyor diyebilir miyiz?

Aralarında çıkar ilişkileri olduğunu göz önüne almak gerekir. Mesela Tel Abyad’da yaşananlar... DAİŞ önce işgal ediyor. Tel Abyad boşaldıktan sonra PYD ile DAİŞ arasında mücadele başlıyor. Bu defa da PYD giriyor... Yapılması gereken boşaltılan bu şehirlere Araplar, Türkmenler de dahil olmak üzere oraların asli sakinlerinin de tekrar dönebilmelerini sağlamaktır. Aynı şey Cerablus için de geçerli.

Son operasyonları ‘Tekrar 90’lara dönmek’ biçiminde yorumlayanlar var...

Ben buna katılmıyorum. Öyle bir şeyin olması zaten mümkün de değil. O tür ifadeleri kullananların zihinsel yapısı, aslında 90’ların çok daha gerisinde. Dolayısıyla, önce onların kendilerini gözden geçirmeleri lazım. Belki de 90’lar öncesine bir tür özlem duyuyorlar. Ama Türkiye artık o dönemleri çoktan geride bıraktı. Artık o dönemlere yer yok. Yeni Türkiye’yi gayretle, azimle inşa etmeyi başarmamız lazım. Bunu başardığımızda onların tuzakları boşa çıkacak. Biliyorsunuz, 2013’te bize o zaman silahları bırakma sözü vermişlerdi. Ama sözlerini tutmadılar. Sözlerini tutmadıkları gibi, terör saldırılarına tekrar başladılar. Son olaylar, kimin hangi hayaller peşinde olduğunu gösteriyor. Devlet bu saldırılara tabii ki seyirci kalmaz, kalamaz. Cumhurbaşkanı olarak bizler de seyirci kalamayız. Türkiye’nin yönetiminde tabii ki Beştepe’nin de rolü var. Cumhurbaşkanı olarak, anayasada verilen rol neyse, o rolü her zaman üstlenmek durumundayım. Artık 90’ların Türkiyesi değiliz. 10 Ağustos’ta milletin oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanı var.

Çin’de Uygur Türkleri konusunda yaptığınız görüşmelerin sonuçları neler oldu?

Çin’in bu konuda rahatsız olduğu konu, terörle alakalı. Bazı Uygurların DAİŞ başta olmak üzere, terör örgütlerine katılmalarından, Çin’in bütünlüğüne kasteden faaliyetlerinden rahatsızlar. Bazı Uygurların DAİŞ’e katıldıklarını bizler de biliyoruz, açıkça söylemek durumundayım. Pekin’de Çin İslam Cemiyeti mensuplarıyla da bir görüşmem oldu. “Bizde 35 bin cami, 40 bin de din görevlisi var” diyorlar. Ben de kendilerine ‘Çin, 10-15 sene sonra belki de dünyada birinci sıraya yükselecek. Sizler de bu halk içerisinde konumunuzu sağlamlaştırmaya önem vermelisiniz” dedim.

Milliyet, Hürriyet

Bu haber toplam 489 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.