1. HABERLER

  2. SAĞLIK

  3. GÜNDE 2 KADEH=YILDA 10 KİLO!
GÜNDE 2 KADEH=YILDA 10 KİLO!

GÜNDE 2 KADEH=YILDA 10 KİLO!

Günde 2 kadeh=Yılda 10 kilo!

A+A-

Alkolün zararları saymakla bitmez. Her şeyden önce karaciğeri yorar. Bazen yormakla da kalmaz, hasta eder. Özellikle gençlerde ve genelde hemen herkeste tansiyonu yükseltir. Akşamları fazlaca tüketildiğinde uykuyu bölüp kalitesini bozar. Başta boğaz ve karaciğer olmak üzere her türlü organ ve dokuda kanser riskini arttırır. Kan yağ dengesini alt üst edip trigliserid seviyelerini yükseltir. Şeker hastalarında kan şekeri ayarını alt üst eder. Bir başka zararı da size “çaktırmadan” kilo aldırması, üstelik bir de “göbekten” yağlandırmasıdır. “Sağlığınıza iyi gelebileceği” tavsiyesi ile her akşam yudumladığınız iki kadeh kırmızı şarabın size yılda fazladan 72 bin kalori kazandırdığını, bunun da neredeyse 10 kilo ilave yağ depolamakla eş anlamlı olduğunu asla unutmayın. Üstelik yemekle birlikte tükettiğinizde alkol metabolik sisteminize adeta uçak yakıtı gibi hızla karışıp kan şeker seviyelerinize tavan yaptırır. Neticede yemekle aldığınız diğer kalorilerin yağ olarak depolanmasına sebep olur. Özeti şudur: ALKOL ŞİŞMANLATIR!

 HER KALORİ AYNI DEĞİL

Tıpta da yanılgılar hep vardır. Tıpta da doğrular yanıla yanıla bulunur. Yirmi yıl öncesine kadar hepimizin düştüğü ortak yanılgılardan biri de her kaloriyi aynı kefeye koymaktı. “Kalori kaloridir, her kalori eşittir” diye biliyorduk, zira bize öyle öğretilmişti: Ne zaman ki “insülin direnci” ve “düşük glisemik indeks modeli beslenme” gibi kavramlar gündeme geldi, ne zaman ki “insülinle yağlanma” arasındaki ilişki bugünkü kadar netleşti, işte o zaman anladık ve kabul ettik ki “bütün kaloriler eşit değildir!” Bir başka deyişle “baklavadaki, kurabiyedeki ya da beyaz ekmekteki 300 kaloriyle bademdeki, fındıktaki, cevizdeki ya da ıspanaktaki, kabaktaki 300 kalori aynı değildir”. Daha önce de yazdım, bir kez daha hatırlatayım: Ne kadar yediğiniz önemlidir ama ne yediğiniz de en az onun kadar önemlidir. Hatta bazen ne yediğiniz, ne kadar yediğinizin önüne bile geçmektedir. Bedeninize giren her kalorinin kaynağını araştırın.

BİTKİLERDE DE İYİ PROTEİNLER VAR

Protein dendi mi aklınıza sadece yumurta, kırmızı et, tavuk, balık ve süt ürünleri gelmesin. Son derece kaliteli aminoasitler içeren güçlü protein yapısına sahip bitkisel protein kaynakları da var. Üstelik bizim mutfak kültürümüz ve yeme içme alışkanlıklarımız bu besinlerle fazlası ile iç içe. Mesela baklagiller! Bunlar çok güçlü bitkisel protein kaynakları. Mesela mercimek ve börülce. Mesela maş ve kuru fasulye. Tümü neredeyse “protein şampiyonu” bitkisel besinler. Atıştırmalık olarak kullandığımız ve “kuruyemiş” olarak tanımladığımız yağlı tohumların ve çekirdeklerin de güçlü birer protein kaynağı olduklarını da unutmayın. Özellikle badem, fındık, ceviz mükemmel protein dolu birer atıştırmalıktır. Bu listeye kabak ve ayçiçeği çekirdeğini de ekleyebilirsiniz. Bizde yeni yeni tanınmaya başlandı ama kinoa da güçlü protein yapısıyla öne çıkan bir bitkisel yiyecek. Benim favori bitkisel protein kaynağıma gelince: BEZELYE PROTEİNİ!

NE ZAMAN YEDİĞİMİZ DE ÖNEMLİ

Çoğumuz ne yiyip içtiğimize dikkat etmeye başladık ama yine de çoğumuz hala ne zaman ve ne yediğimiz konusunda yeteri kadar dikkatli değiliz. Kimimiz kahvaltıyı atlıyor. Kimimiz öğle yemeğini geçiştiriyor. Kimimiz de akşam yemeklerini neredeyse gece onda, on birde yiyor. Oysa doğru bir kahvaltı menüsü hazırlamak kadar kahvaltıyı zamanında yapmak da, öğle ve akşam yemeklerini zamanında yemek de mühim beslenme ayrıntıları. Ayrıca ne yediğiz de ne kadar yediğiniz kadar önemli bir konu. Tatlı olarak un değil sütlü tatlı tercih etmek daha doğru. Bunların yerine az tatlı bir meyve (örneğin elma, şeftali, kayısı, portakal) daha doğru. Atıştırmalık olarak 100-150 kaloriyi gofretten mi kazanmak isterdiniz yoksa 30 gram badem veya fındıktan mı? Özetle her şeyin başı tercihlerimizdir.

MİTOKONDRİLERİN SAĞLIĞI NEDEN ÖNEMLİ?

Modern tıp hala yeteri kadar farkında olmasa da kronik hastalıkların çoğu mitokondrilerimizin sağlığının bozulmasıyla da doğrudan bağlantılıdır. Pek çok kas hastalığı gibi insülin direnci dâhil birçok metabolik bozukluk ve hızlı yaşlanmanın bizzat kendisi de mitokondrilerin gücü ve sağlamlıkları ile doğrudan ilişkilidir. İşte bu nedenle mitokondri sağlığına dikkat etmek, onu yıpratacak yanlışlardan uzak durup güçlendirecek, onarımını ve yeniden yapılanmasını hızlandıracak çalışmalar yapmak ve mitokondri desteklerini akıllıca kullanmak son derece önemli bir konu haline geldi. Mitokondrilerin en çok hoşlandığı şeylerin başında aerobik egzersizler var. Bunu daha az şeker, un, nişasta tüketmek, insülin üretimini minimize edip kan insülin seviyelerini olabildiğince düşürmek izliyor. Ayrıca kaliteli yağ ve protein alımını optimal seviyede tutmak da mühim. Düşük glisemik indeksli beslenme modeli ise mitokondri sağlığının en önemli destekleyicisi. Mitokondrilerin besinsel desteklerine gelince… Alfa lipoik asit, dallanmış zincirli aminoasitler, B1, B6 ve B12 vitamini ve tabiî ki CoQ10 mitokondrinin en hoşlandığı besin takviyeleri

HİPERTANSİYON

HASTALIK MI BELİRTİ Mİ?

Hipertansiyon bir hastalık değil, bir belirtidir ve normal bir sürecin, yani damarlarınızı etkileyen büyük ve küçük kan basıncı değerlerinin fizyolojik limitlerin üstüne çıkmasıdır. Aslında, hepimizin kan basıncında gün içinde yükselme ve düşmeler olabilir. Bu son derece normaldir. Ölçüm yaptığınızda, kan basıncınız sadece o anda damarlarınızı etkileyen sistolik ve diastolik basınç değerlerini gösterir. Ve belirttiğim gibi bu değerlerin gün içinde oynaması normaldir. Örneğin, uyuduğunuzda kan basıncınız da düşer, çünkü vücut pozisyonunuz kan basıncını etkileyen faktörlerden biridir ve yatar pozisyondaki tansiyon değerleriniz ayaktakinden daha farklıdır. Kan basıncınız gün içinde de dalgalanmalar gösterir. Mesela, uyandıktan hemen sonra sabahın ilk saatlerinde genelde en yüksek değerlerdedir. Akşam saatlerinde ise düşmeye başlar, uyku sırasında tüm günün en düşük değerine ulaşır. Yani, bioritiminiz de kan basıncı üstünde etkilidir. Yiyip içtikleriniz, aç ya da tok olmanız, mesanenizin dolu ya da boş olması, hatta aklınızdan geçenler bile kan basıncınızı etkiler. Havanın sıcak ya da soğuk olması da tansiyonunuzda dalgalanmalara neden olabilir. Kimileri de kahve ve çayda bulunan kafeinden, sigaranın içindeki nikotinden aşırı derecede etkilenir ve bu maddeler tansiyonlarının yükselmesine neden olur.

BİR UYARI

GİZLİ HİPERTANSİYONA DİKKAT

Doktor ofisleri, poliklinikler ya da hastanelerde ölçülen kan basıncı değerleri her zaman gerçeği yansıtmayabilir. ‘Beyaz önlük hipertansiyon’ olarak tanımlanan bu problemi yaşayan hastaların kan basınçları normal yaşamlarında tamamen kabul edilebilir sınırlar içindedir. Fakat hastanede olmanın yarattığı stres ve endişe yüzünden tansiyonları bir anda fırlayıverir. Bu durumun tam tersini yaşayanlar da vardır. Evde, iş yerinde ölçüldüğünde kan basınçları yüksek çıkan bu kişilerin klinik ya da doktor ofislerinde yapılan ölçümlerinde tansiyon değerlerinin normal sınırlar içinde olduğu gözlenir. Bazıları hastaneleri, doktorları başlı başına birer stres kaynağı olarak görürken, diğerleri ise bu mekânlarda kendilerini daha güvende hisseder ve işlerindeki stresten, evdeki alkolden, sigaradan uzaklaştıklarında yüksek olan tansiyonları da düşüverir. Her iki duruma da biz gizli hipertansiyon diyoruz. Gizli hipertansiyon problemi olduğu düşünülen kişilerin ciddi bir değerlendirmeden geçmelerinde ve teşhis konuncaya kadar hipertansiyon hastası olarak kabul edilmelerinde fayda olduğunu düşünüyorum.

Dr.Osman Müftüoğlu/Hürriyet

Bu haber toplam 2089 defa okunmuştur
Etiketler : , ,
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.