1. HABERLER

  2. MAGAZİN

  3. HANDE ATAİZİ: “BEĞENİLMEYİ HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEM”
HANDE ATAİZİ: “BEĞENİLMEYİ HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEM”

HANDE ATAİZİ: “BEĞENİLMEYİ HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEM”

Evlendi ve sanki biraz kenara çekildi. Ama sessiz de dursa, ışıltısı hiç sönmeyen bir yıldız o. Yeri az doldurulur kadınlardan

A+A-

Röportajımıza geçmeden bir iki ufak not: Hande Ataizi, beni şaşırttı. Bu kadar samimi ve doğal birini beklemiyordum, o yüzden senli benli bir sohbet yaptık. Onun karşısında kasmanın imkânı yok zaten. Tuzla’da, Rıfat Edin’in özenle korumaya çalıştığı muhteşem mekânı Harun’s Paradise’ta yaptığımız çekim, Hande’nin tir tir titrediği bir havada gerçekleşse de, hem Nihat Odabaşı ve ekibinin pes etmeden çalışması, hem de Hande’nin havada uçuşan kahkahaları sayesinde unutulmayacak bir anı oldu bizim için. Hande Ataizi gerçekten içten bakan, matrak, umursamaz görünse de, hayatta keskin çizgileri, kendine ait kuralları ve duruşu olan bir yıldız. Onu yıkmak pek kolay değil.

Hande, harika bir çekim yaptık ve sen hayatın boyunca, bu çekimdeki gibi, hep beğenilen ve göz önünde biri oldun. Çok da güzel bir kadınsın. Hep arzulanan, beğenilen olmak nasıl bir duygu?
Öncelikle çok teşekkür ederim. Tabii ki beğenilmek güzel bir şey. Bizler oyuncu olarak zaten bu arzu içinde olan kişileriz. Gösteri dünyasındaki herkesin bilinç altında, alkışlanmak ve beğenilmek var. Bir oyun veya filmdeki performansım için alkışlanmayı ve beğenilmeyi hiçbir şeye değişmem. Bu, benim kendimi ifade etme biçimim ve o insanlar tarafından beğenildiğimde, kendimi bu hayatta onaylanmış ve kabul edilmiş hissediyorum.

"Oyuncular biraz arıza"

Bir tür megalomanlık mı bu?
Asla değil. Bir tür, farklı şekilde dışa vurumculuk. Farklı karakterlerde, başka bir kimlikle insanların gözü önünde olabiliyorsun. Oyunculuk aracılığıyla, kendini biraz da gizleyerek iletişim kuruyorsun. Bu, belki bir sevgi eksikliği de barındırıyordur alt metinde. Küçük bir arızadan doğuyor bu oyuncu olma isteği bence.

Oyuncuların hepsi arıza mı yani?
Bir ölçüde. Çok normal bir şey mi göz önünde olmak? 500 kişilik salonun koltuklarında oturmak yerine, sahneye tek başına çıkmak?

Ama bir yandan da müthiş bir özgüven var. Bu, güçlü karaktere işaret etmiyor mu?
Özgüven, hayatta elde ettiğin başarılar ve başarısızlıkların sonucunda dimdik ortaya çıkıyor. Bende öyle oluştu en azından. Altından kalkamayacağımı düşündüğüm şeyleri başardığımı gördükçe, kendime güvenim arttı. Güçlü karakter olmaya gelirsek, yaşadıklarınla ya güçlenirsin ya da kaderine razı olursun. Ben razı olmayı seçmedim hiçbir zaman.

Erkeklerin ilgisine gelirsek... Türkiye’de, dışa dönük kadınlarla iletişim kurmak daha rahat gelir erkeklere. O mesafeyi karıştıran insanlar oldu mu hiç hayatında?
Yok; o mesafeyi ve çizgiyi her zaman çok güzel kurdum. Karşımdaki insana mesafe koymak istediğimde bir iki taktik uygularım.

Nasıl?
“Sen” diye gelir mesela, ben “Siz” diye hitap ederim. İkincisinde “Siz” demek durumunda kalır. Ama her “Sen” diyene de tepki göstermiyorum tabii ki; karşımdakinin tavrından nasıl yaklaştığını anlarım.

Artık evlisin, daha çok dikkat etmen gerekiyordur herhalde.
Benjamin şöyle düşünüyor olabilir: “Etrafında onu arzu eden bir sürü erkek var ama o, benim. Ve Hande nasıl davranacağını bilir.”

“Benjamin” demişken, kocan hakkında tek bildiğimiz “Amerikalı” olduğu, gazeteci olduğu yazıldı bir de...
Gazeteci değil Benjamin. Bloomberg diye finans ağırlıklı çalışan bir haber ajansı var, televizyon kanalından ayrı bir şey. Benjamin, Bloomberg Ajans’ın Türkiye büro şefi.

Nasıl tanıştınız?
Ortak bir arkadaşımız sayesinde. Benjamin de oradaydı. Hatta ertesi gün Amerika’ya dönüyordu. Sonra telefonlaştık, buluştuk. Bir ay sonra beni Arjantin’de bir arkadaşının düğününe davet etti. “En azından Arjantin’i görürüm” deyip, kabul ettim. Böyle fırsatlar tanımak lazım, çünkü ne zaman ne olacağı belli olmuyor. “En kötüsü bir Arjantin’i görürüm gelirim” olayı, aşka ve evliliğe dönüştü. Üç yıldır birlikteyiz.

"Sıkıcı hayat insanı düzene sokuyor"

30’lu yaşlarda evlilik yapmanın zor olduğundan söz ederler. İki tarafın da yaşları oturduğu için yeni bir hayat düzeni zor gelir genellikle. Sizde de böyle oldu mu?
20’li yaşlarımı dolu dolu yaşadım, 30’larımı da öyle. Yıllar içinde insana tecrübenin verdiği bir sakinlik geliyor. Tabii ki aşırı sıkıcı, tekdüze bir hayattan bahsetmiyorum. Farklılaşıyorsun sadece. Şimdi bakıyorum, eve daha bağlı bir hayatım var. Daha evcilim. Partiler, davetler güzel ama gitmiyorum pek. Bazen “Ayıp mı oluyor artık, kaçıncı defadır reddettim” dediğim oluyor. İçimden dışarı çıkmak geldiğinde çıkıyorum artık. Mesela yılbaşı gecesi haldır huldur dışarı, sokaklara çıkmak değil de, yeni bir yer görmek, seyahat etmek, arkadaşlarımla daha samimi organizasyonlar yapmak hoşuma gidiyor.

Evliliğin etkisi oldu mu böyle düşünmende?
İkisi birbirini etkiledi aslında. Bu kıvama geldiğim için evlendim, evlilik de bu düzeni getirdi. Hiç karşı değilim evliliğe. “Evlilik monotonluk getiriyor” gibi laflara kulak asmıyorum. Benim gibi ruhu zaptedilemeyen insanlara aslında çok iyi geldiğini düşünüyorum evliliğin. Güzel bir denge oluyor.

Kendini böyle mi tanımlarsın? Ruhu zaptedilemeyen...
Evet, böyle tanımlıyorum. Biraz sıkıcı hayat, insanı düzene sokuyor ve o sıkıcılık da huzuru getiriyor. Huzur benim için çok daha ön planda. Ama tabii ki heyecan da olacak, ölü müyüz? Benjamin ile de birlikte yaşama konusunda güzel bir kimya tutturduk. İkimizin de kendimize ait alanları var, ama bir yandan da klasik, geleneksel bir evlilik yaşıyoruz. “Herkes kendi hayatını yaşasın” tarzı evliliklere sıcak bakmıyorum. Benim ev arkadaşım değil ki bu insan. Yani biz beraber yola çıkmışız. Aileden aldığımız, gördüğümüz bir model var. O model içinde yeniliklerimiz olsun. Benjamin kıskançtır mesela...

Ne tür kıskançlıklar?
Eski erkek arkadaşlarımla süper modern bir ilişkim olmasını istemez mesela. Haklı da bence. Kişiler çok serbest olduğunda, evlilikler çatırdamaya başlıyor. Evlilik sistemine uygun değilsen, evlenme!

"Çocuk yapmamak dünyanın sonu değil"

Senden yaşça küçük galiba Benjamin.
Evet, altı yaş küçük. Biz kısmetli bir aileyiz. Bir laf vardır ya, “Kadının yaşının büyük olması şans getirirmiş” (gülüyor). Ama jenerasyon farkımız yok, çok önemli değil.

Çocuk istediğiniz ama olmadığı yansıdı gazetelere...
Evet soruyorlar sürekli, ben de cevap verdim. Böyle bir yola çıktık ama maalesef birtakım zorluklar oldu. Biraz umudumu kaybettim ve dedim ki; “Dünyanın sonu değil, bir sürü kimsesiz çocuk var. Evlat ediniyorlar, çocuklara da fırsat oluyor.”

Bir yabancıyla evli olmanın artı ve eksileri neler?
Arkadaşlarımla konuştuğum konularla Benjamin ile konuştuklarım farklı. Fazla yüz göz olmuyoruz. Suyunu çıkarırsın ya bazen... Her şeyi irdelersin, geçmişe dönersin ve kavgalar çıkar. Bizde bunlar olmuyor. Ben eski ilişkilerimde, bir ilişkide olması gereken ayrımları hep yüzüme gözüme bulaştırdım. Şimdi Benjamin’in yabancı olmasından ve de karakterinden dolayı her şey olması gerektiği gibi. Bunu planlamadık tabii ama öyle denk geldi.

"Ekibi riske atamazdım"

Biraz da iş konuşalım. “Evlilik, çocuk planı” derken biraz geri mi durdun işlerden? Bu aralar pek görmüyoruz seni.
Önce tiyatroya başladığımda bir hamilelik yaşadım. Herkes panik oldu. Bir projeye başlayacağın zaman bunları düşünmen gerekiyor. Çünkü o kadar fazla insan ekmek yiyor ki bir işten. Onları da riske atmış oluyorsun. Ama şimdi anladım ki, bebek planlarıyla ilgili bir umut yok. O yüzden projelere daha rahat şekilde bakacağım. Son dönemlerde hep TV programı bazlı düşündüm, ama ben konservatuvarlı bir oyuncuyum. Sinema ödülüm var. Güzel bir televizyon dizisi projesi olabilir; tiyatro da gündemde...

Bir aralar tiyatrolar can çekişiyordu, şimdi yine yükselişte.
Bir oyuncu için zor ama tatmin edici, keyifli bir şey tiyatro. Dizilerin de bir anlamda katkısı oldu bu yükselişe. İzleyiciler, televizyondan tanıdıkları oyuncuları canlı görüyor. Hepsi birbirine yarıyor.

Sen Yıldız Kenter’in öğrencisisin ve açıklamalarında seni başka bir yere koyar. Ama sanki ufaktan serzenişte bulunuyor sana, oyunculuğa daha fazla eğilmeni istiyor gibi...
O da benim için bambaşka bir yerde. Ben de doğru projeyi ve doğru cast’ı bekliyorum. Sezona inşallah çok güzel bir tiyatro projesi ile girmek istiyorum. Daha yenilikçi, çağdaş bir oyun istiyorum bu kez.

"Her sezon oynayacağına yurt dışına git"

Türk sineması da çok canlı. Aklında belli bir yönetmenle çalışmak var mı? Bu aralar herkesin gönlü Nuri Bilge Ceylan ve Yılmaz Erdoğan’da gibi. Sen de öyle düşünüyor musun?
Nuri Bilge ile çalışmak isterim tabii, niye istemeyeyim. Yılmaz Erdoğan’la da öyle. Zaten az sayıda iyi proje ve isim var. Bunun yanı sıra genç yönetmenlerle de çalışmak isterim. İlk filmini yapacak biri bile olabilir, yeter ki beni heyecanlandırsın.

Çok fazla dizi yayına giriyor ve birdenbire yayından kalkıyor. Arka arkaya her sezon dizi projesinde yer alan oyuncular doğru yolda mı?
Bir dizi, akabinde bir dizi... En azından bir geçiş dönemi olmalı. Sadece televizyona yönelik yaşamak iyi bir şey değil oyuncu açısından. Diyelim iki sezon dizi çektin, git tiyatro yap. Ya da git bir ülke seç, altı ay orada yaşa. Oradakiler ne yapıyor bak, oyunlarını izle, yeni insanlarla tanış.

Senin böyle kaçışların oldu mu yurt dışına?
Oldu tabii. Kopenhag’da yedi ay kaldım, New York’ta yedi buçuk ay yaşadım. Üç aylığına farklı yerlere gittiğim oldu ama en uzun kaldığım bu iki şehir. Öbür taraf, sana bambaşka bir kapı açıyor, ufkun genişliyor. New York mesela, bana üretmenin anlamlı olduğunu hissettiren bir şehir.

"Evlilik programı bana çok şey kattı"

Para gerekmiyor mu bu kaçışlar için?
Pek öyle değil. Biz güvensiz yetiştiriliyoruz: “Aman kızım uzağa gitme, şu işi yapma...” gibi. Halbuki orada insanlar bir taraftan çalışıyor yarı zamanlı, bir taraftan okul parasını çıkarıyor.

Televizyonda da en son bir evlilik programı sundun. Çok şehirli, modern olduğun için bu programa sana yakıştıramayanlar oldu. Sen üzerine oturduğunu düşünüyor musun?
Oturup oturmadığını reytinglerden takip edebiliyoruz ancak. İzlenme oranımız çok iyiydi, üstelik de insanların ismini bile telaffuz edemediği yeni bir kanaldı. İlk başta insanlar “Uydu mu Hande’ye?” diye baktı ama biz de saraylarda büyümedik. Bu program, oyuncu olarak da bana çok cazip geldi.

Tam bir gözlem yeri değil mi?
Tabii ki. Türkiye’nin her yerinden, farklı kültürlerden insanlar geliyor. Türkiye’nin gerçekleri ve problemleri var. Orada bakıyorsun ki, aslında başka bir yerden gelmiş kadınla senin sorunun özünde aynı. O kişilerden çok şey öğrendim. Bir de ben çok sıcak, herkesle empati kurabilen, bütün yaşamlara açık biriyim. Şimdi kafamda bin beş yüz tipleme var. Doğru rol olduğunda kafamdaki kişiyi oraya monte edebilirim.

“Bütün yaşamlara açık biriyim” dedin, ama halk seni biraz sosyetik görüyor. Öyle misin?
Her çevreden dostum, arkadaşım var. Onları statülerine göre belirlemiyorum ki. Etrafımda bin çeşit insan var, ama “Dostum” dediklerim, bu söylediğin bölümle alakalı insanlar değil. İnsanların bu şekilde kategorize edilmeleri bana çok anlamsız geliyor. Evde çalışan kadınıma kendi elimle Türk kahvesi yapar, sorunlarını da dinlerim. Üç beş kuruş parası olup da yanında çalışan insana köpek muamelesi yapanları görüyorum. Asla benim masama oturamaz öyle insanlar.

Ayakkabı tasarımına el attı

Oyunculuk, sunuculuk bir tarafa, senin çok beğenilen bir başka tarafın var: Stilin. Bu doğal bir yetenek mi?
Moda ikonluğu üzerine stratejik bir çalışma yapmadım. Bu, bir zevk. Kendimi rahat hissettiğim şekilde, o günkü ruh halime uygun giyiniyorum. Bazen bir erkek çocuğu gibi hissediyorum, bazen alımlı bir kadın... Ama genel olarak dönem kıyafetlerine ilgim var; nostaljik bir şey var kıyafetlerimde. Zamansız giyinmeyi seviyorum. Mesela 15 yıl önce aldığım paltoyu kullanabiliyorum. Hep klasik, düz seçimler yapmışım ana parçalarda. Renkleri de cesaretle karıştırmasını biliyorum.

Çok zaman harcıyor musun buna? “Bugün Nişantaşı’nda dolaşacağım, kesin çekerler. Ona göre stil yapayım” diyor musun?
Yok canım, ne stili? Ne zaman harcayacağım, hiç harcamıyorum. Sadece özgürce giyiniyorum, bunda oyunculuğa da sığınıyorum tabii. “Çevre ne der? Sen ne giydin? Jean giydiysen, dur ben de üzerimi değiştireyim” diye düşünenler kendilerini kısıtlamaya başlıyor ve kısıtladığın her işin içinde bir yamukluk olur. Ben canım ne isterse onu giyiyorum sadece. Tabii ki yerine göre...

"Geniş bir kitleye ulaşmak istedim"

Kadınlar özellikle senin ayakkabı seçimlerine bayılıyor. Ve sonunda buradaki başarın ortaya bir iş çıkardı. Ayakkabı tasarımı yapmaya başladın. Anlatır mısın?
Evet herkes “Aman kıyafetleriniz, ayakkabılarınız” diyordu. Ben de “Ayakkabıdan başlayayım” dedim. O kadar yüksek fiyatlı ki ayakkabılar. 1.500-2.000 TL’lerde... Bütçesi buna yetmeyen kadınlar, zevkli bir şey giyemeyecek mi? İnternet sitelerine baktım, fiyatları uygun olanlar da “Ayağımı yerden kessin” tarzı. Çoğunun stili, renk seçimi yok. Tutturmuşlar; “Türk insanı koyu renk ayakkabı giyer.” Sen tasarla bakalım, bir iki güzel renkte ayakkabı. Bak bakalım, Türk insanı alıyor mu, almıyor mu? İstedim ki, daha geniş bir kitleye ulaşayım. Hem genç olsun hem klasik; giyilebilir yükseklikte topuklar olsun.

Anlattıklarına bakılırsa, renkli olacak bu ayakkabılar...
Hangi renkleri giyiyorsam onları kullanıyorum. Rengârenk, palyaço ayakkabısı gibi de olmayacak tabii. Yağ yeşilleri, bejlerin güzel tonları...

Fiyat aralığı nasıl?
En pahalı ayakkabımız 250 TL olacak ama 119 TL’ye de var. Ben de giyeceğim bu ayakkabıları.

Nerede ve ne zaman satışta olacaklar?
15 Nisan’dan itibaren alışveriş sitesi Morhipo’da satılmaya başlayacak. İyi giderse kıyafet de tasarlamayı düşünüyorum.

Stili ile öne çıkan ünlülerin bu tür kreasyonları yurt dışında çok iş yapıyor. Sen de öyle bir marka yaratırsın belki.
Evet başarılı olursa, neden olmasın? Çünkü bunu da çok seviyorum.

Hiç 'Bugün Ne Giysem?' tarzı yarışmalardan teklif geldi mi?
Moda yarışması formatı geldi. O da bana uzak değil. “Oyuncu olmasam ne yapmak isterdim?” diye düşünüyorum. Herhalde tasarımcı olmak isterdim.

“Baş örtüsü tepkisini çok saçma buluyorum”

Babanla ilgili hikâyeyi biliyoruz. Ona karşı hoşgörülü olduğunu söylüyorsun, gerçekten öyle misin? Kızgınlık yok mu?
Yemin ediyorum, gerçekten inanarak söylüyorum bunu. Üniversiteyi bitirdikleri dönemde bir tarikata giriyor babam, o yakın geliyor ona. Hayatını onun üzerine kuruyor. Bunu bir dönem olarak da yaşamıyor, gerçekten inanarak yaşıyor. Farklı bir savaş var insanlar arasında. Baş örtülülere falan tepki... Bunları çok saçma buluyorum. İnsanlar özgürse, istediğini yapsın kardeşim sana ne? Ben babamla görüşmüyorum, ama tarikata girdiği için değil, o geçmişine sünger çekti. Yoksa ben ondan çok şey öğrenebilirim, ondan beslenebilirim.

 

AYŞEGÜL SAVUR/TEMPO

Bu haber toplam 1917 defa okunmuştur
Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.