1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. İHTİYAT SANDIĞI MÜDÜRÜ TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMAYA BÜYÜK TEPKİ
İHTİYAT SANDIĞI MÜDÜRÜ TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMAYA BÜYÜK TEPKİ

İHTİYAT SANDIĞI MÜDÜRÜ TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMAYA BÜYÜK TEPKİ

“Bu utanmazlıktır”

A+A-

 

“Hem İhtiyat Sandığı’na, hem de dönemin müdürü Mehmet Metcaoğlu’nun şahsına dosyaladığım davalar vardır. Bu sürecin sonunda haklı olan haksız olan ortaya çıkacaktır”


“Bu yapılan ödemeleri yok saymak ve çektiğimiz acılar yetmezmiş gibi üstünden toplum nazarında yargı süreci tamamlanmadan suçlu duruma sokmak utanmazlıktır, terbiyesizliktir”

“Evvelîsi gün (Salı) ara emri duruşması varken, geçtiğimiz hafta Cuma günü Yakın Doğu Üniversitesiyle mukavele imzaladılar, bu parayı aldılar”

Cafer Gürcafer, Mimoza Otel konusunda ceberut bir yaklaşıma maruz kaldığını, 2001 yılından 2008 yılına kadar tüm taksitleri gününde ödediğini, borcun tamamını ödemeye hazır olduğunu belirtmesine rağmen, paranın alınmadığını belirtti. Konunun yargıda olduğunu anımsatan Gürcafer, “Yapılan ödemeleri yok saymak ve toplum nazarında yargı süreci tamamlanmadan (bizi) suçlu duruma sokmak utanmazlıktır, terbiyesizliktir. Ben İhtiyat Sandığı Müdürü’ne hiç yakıştıramadım” dedi.

İhtiyat Sandığı Dairesi tarafından teslim alındığı 28 Eylül 2011 tarihinden sonra İhtiyat Sandığı Yönetim Kurulu tarafından 6 kez ihaleye çıkılan ve son olarak da 15 Temmuz’da, ihaleye teklif veren tek firma olan Near East University Ltd.’e 2 milyon 10 bin sterlin bedel karşılığında satılan Mimoza Otel’in işlemlerinin ara emrine rağmen gerçekleştiği iddia edildi. 

Konuyla ilgili olarak Haberal Kıbrıslı gazetesine çarpıcı açıklamalarda bulunan Gürcafer, hukuki prosedür devam ederken sonuç beklenmeden devir işlemlerinin yapıldığını kaydederek, “Ara emrinin gerekleri ortadan kalktı. Yani ara emri duruşmasına neden olan olgular ortadan kalktığı için biz ara emrini geri çektik” dedi. Yargı süreci tamamlanmadan böyle bir anlaşma yapılmasını ‘etik dışı’ olarak nitelendiren Gürcafer gelinen süreci şu sözlerle özetledi: 

“Etik kurallar anlam ifade etmiyor”

“Biz bir süre önce Başbakanlık Denetleme Kurulu’na konuyu incelemesi için dosya verdik. Ancak bu arada çok hızlı bazı gelişmeler oldu. Yakın Doğu Üniversitesi, teklif verdi. Bununla ilgili bir ara emri dosyaladık. Tabi yapmış olduğumuz ara emri başvurusunda üç konuda ara emri alınmasını istedik. 1, Bakanlar Kurulu tarafından imzalanmaması; 2, Mukavele imzalanmaması; 3, Paranın alınmaması. Etik olan, yargı süreci tamamlanana kadar bunların yapılmamasıydı. Ama demek ki etik kurallar kendileri için çok anlam ifade etmiyor. Dolayısıyla evvelîsi gün (Salı) ara emri duruşması varken, geçtiğimiz hafta Cuma günü Yakın Doğu Üniversitesi’yle mukavele imzaladılar, bu parayı aldılar. Bu nedenden dolayıdır ki, ara emrinin gerekleri ortadan kalktı. Yani ara emri duruşmasına neden olan olgular ortadan kalktığı için biz ara emrini geri çektik. Çünkü üç gerekçe Bakanlar Kurulu’nda karar çıkmaması,  para alınmaması, mukavele yapılmamasıydı. Üçü de yapıldığı için mahkemede durduracak bir şey kalmadı. Bundan dolayı biz bunu geri çektik. Müdürün açıklamasını üzülerek okudum.

“Bizim mağduriyetimizi bildiği halde…”

 Sanki geçmişte yapılanları aklamaya, bizi suçlamaya çalışıyor tavrı içindeydi. Bunu kendisine yakıştıramadım. Gerek benimle, gerek başkalarıyla yapmış olduğu konuşmalarda bunun böyle olmadığını, mağduriyetimizin söz konusu olduğunu, hatta fonun ciddi bir tazminatla karşı karşıya kaldığını dahi söylemişti. Bunun yanı sıra mahkemenin bizi haksız bulup reddetmiş olması durumu da yok. Çünkü dava daha sonuçlanmadı. Davanın esası devam ediyor. Biz satışın iptalini istedik. Yüksek İdare Mahkemesi’nde dava görüşülecek. Onun yanında Mağusa Kaza Mahkemesi’nde hem İhtiyat Sandığı’na, hem de dönemin müdürü Mehmet Metcaoğlu’nun şahsına dosyaladığım davalar vardır. O davalar da görüşülecektir. Bu sürecin sonunda haklı olan, haksız olan ortaya çıkacaktır. Ve bu süreç tamamlandığında kamuoyu doğru aydınlanacaktır.

“Mahkemeye ilk giden bendim”

Kendi yaptıkları bir çirkin davranıştan dolayı ara emri gerekçelerini ortadan kaldırdıkları için biz bunu geri çektik. Ama sayın müdür yaptığı açıklamayla, sanki biz taahhütlerimizi yerine getirmemişiz de sokağa atılmışız gibi açıklama yaptı. Hâlbuki mahkemeye ilk giden bendim. ‘Paranın tümünü ödemeye hazırız, gelin bize tapuyu devredin’ diye müracaatımız oldu İhtiyat Sandığı’na. Bize, Başsavcılığın şerh koyduğunu, dolayısıyla İhtiyat Sandığı’nın yasasında gerekli değişiklikleri yapmadan bir şey yapamayacaklarını kendileri söylediler ve bu süre zarfında da ‘herhangi bir para talebimiz olmayacak’ diyerek beyanda bulundular. Bunun üzerine biz, ‘yaptığımız masrafı verin, alın otelinizi geri’ diye dava açtık. Bu davanın sonunda anlaşmalı olarak hüküm yazdırdık. Yani aleyhime alınan bir hüküm değildi. Anlaşmalı bir hükümdü. Onun ardından Bankalar Krizi geldi. Hatırlayacaksınız, o dönem tüm bankalar batmış, sterlin üçe katlanmıştı… Yaprak kıpırdamıyordu. Ve o döneme denk geldiği için taksit süremizin bir süre uzatılmasını istedik. Anlaşmalı olarak gittik ve yazdırdık. O tarihten sonra taksitlerimizin hepsini günü gününe ödedik. Bu yapılan ödemeleri yok saymak ve çektiğimiz acılar yetmezmiş gibi üstünden toplum nazarında yargı süreci tamamlanmadan (bizi) suçlu duruma sokmak utanmazlıktır, terbiyesizliktir. Ben hiç yakıştıramadım İhtiyat Sandığı Müdürü’ne…”

 

 “Tapuyu vermediler”

Cafer Gürcafer, kendisine yöneltilen bir soru üzerine, Mimoza Otel’in alınışından bugüne değin yaşananları şu sözlerle anlattı: 

“Mimoza Otel’i 1993 yılında açılan bir ihaleyle 1 milyon 260 bin Pound’a satın aldık. İlk olarak 330 bin Pound peşinat ödedik, kalanını taksite bağladık. 1996 yılında İngiliz şirketle ortaklık yapmıştık. Bu ortaklık çerçevesinde oteli geliştirme düşüncemiz vardı. Bundan da İhtiyat Sandığı’na dilekçe yazdık ve ‘paranın tümünü ödemek istiyoruz, tapumuzu verin’ dedik. İhtiyat Sandığı bize ‘tapu veremeyiz’ dedi. ‘İhtiyat Sandığı’nın satış yetkisi olmadan ihale açtığını’ söylemiş Başsavcılık. Bu yüzden tapu veremezlermiş. Biz İhtiyat Sandığı’na dava açtık. Davanın sonuna gelindiğinde İhtiyat Sandığı yetkilileri gelip dediler ki, ‘tamam, biz hatalıyız, suçluyuz, davayı kaybedeceğimizi biliyoruz, neticede biz yasal değişikliğe gideceğiz, bu yasal değişikliğe gidene kadar sizden para talebimiz yoktur’ diye mahkemede beyanda bulundular. 2001’de ‘yasal değişikliği yaptık, gel, yeniden yapılandırmada bulunalım, ancak bunun için mahkemeden hüküm yazdıralım’ Gittik hüküm yazdırdık. Borcun 930 bin sterlin olduğunu mahkeme tanıklığında kayda geçirdik. 2001 yılında ciddi bir kriz yaşandı. O dönemde bankalar batmıştı. Dolayısıyla biz bir takım taksitlendirmeler yapmalarını istedik. Faiz ödeme koşulunu da söyledik. Bunun üzerine bir hüküm yazdırdık. Yazılan hüküm 930 bin sterlindi. ‘930 bin sterlin+ faizleri diye bir hüküm’ yazdırdık. Biz bu 930 bin Pound’un 914 bin Pound’unu ödedik. Ana paradan kalan borcumuz toplam 16 bin Pound’du. 914 bin Pound’u ödedikten sonra, 'Bize faizlerle birlikte borcumuzun ne olduğunu söyleyin tümünü ödeyelim ve bize tapumuzu verin' dedik. O dönemde İhtiyat Sandığı ile yaptığımız görüşmede İhtiyat Sandığı Yönetimi tarafından ortaya konan faizlerin mahkeme hükmüne uygun faizler olmadığını tespit ettik ve sözlü bir anlaşma yaptık. Bu anlaşmada ‘mahkemeye hüküm verelim, mahkeme tespit etsin. Mahkemenin tespit ettiği rakamı da ödeyelim ve tapumuzu alalım’ diye bir anlaşma yaptık. Tabii ki mahkemenin neticesini bekledik.

 

“Bu tamamen siyasidir”

Paranın kalanını almayacaklarını söylediler. İhtiyat Sandığı Müdürü Mehmet Metcaoğlu, ‘Biz hiçbir şekilde para almayacağız. Oteli de vermeyeceğiz, tapusunu da vermeyeceğiz. Biz oteli geri istiyoruz. Tazminat hakkı açıktır. Buyursun gitsin tazminat davası açsın. Tazminatını alsın’ dedi.  Bu tamamen bir siyasi infazdır. 2001 yılından 2008 yılına kadar tüm taksitleri gününde ödedim. Son parayı ödemeye hazır olduğumu da söyledim.” 

 

“Bu tazminatı kim ödeyecek”

Davanın sonuçlanması halinde kimin haklı, kimin haksız olduğunun ortaya çıkacağını ifade eden Gürcafer, davayı kaybedenin, tazminatı kime ödeteceğini sordu. 

Gürcafer sözlerini şöyle tamamladı: 

“Üzerinde durulması gereken şu. Ben bir tazminat davası açtım ve bu tazminat davasının neticesinde ben haklı bulunursam kurum bana ciddi bir tazminat ödeyecek. Kim ödeyecek bu tazminatı? İhtiyat Sandığı Kurumu. Peki bunun müsebbipleri, mal varlıklarıyla bunu ödeyecek mi? Ödemeyecek. Esas o zaman işçi zarar edecek. İşçinin parasına o zaman zarar gelecek. İşçi zaten 930 bin sterline alınmış bir malı bana 1 milyon 242 bin sterline satmış. Neresinde kaybetti işçi? 930’a aldı, 1 milyon 242 bine sattı. 930 bin sterlinin 918 bin sterlinini ödedik. Benim paramı almadılar.

“Ceberut bir yaklaşım…”

 Partizanlık bizi kutuplara ayırmış. Bencillik aynı şekilde. Siyasette reforma ihtiyaç var.  Ceberut bir yaklaşımla bunu yaptılar. Şimdi kimin haklı kimin haksız olduğuyla ilgili yargı süreci devam ediyor. Ben haklı olduğumu iddia ederim, onlar haklı olduklarını iddia ediyor. Şimdi eğer ben kaybedersem bunun bedelini ödedim, eğer fon kaybederse kim ödeyecek? Fonu zarara sokanlar bedel ödeyecek mi? Oralarda bulunanların hata yapma lüksü yoktur. Bugün çıkarsınız, koltuğunuzu korumak için doğru olmayan açıklamalar yaparsınız. Mahkeme neticelendiğinde evinizle arabanızla, ben attığım adımın arkasındayım mı diyeceksiniz, yoksa ‘işçinin parasından ödensin’ mi diyeceksiniz? Gelsinler, ‘biz bu konuda sizi düşünerek bu adımı attık. Arkasındayız kararımızın. Endişe etmeyin. Biz kendimiz ödeyeceğiz’ desinler…”

 

Uzun bir süredir gündemde…

Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer’in işletmesinde bulunan Mimoza Hotel, sözleşme şartları yerine getirilmediği gerekçesiyle İhtiyat Sandığı’na geri iade edilmişti.

İadenin ardından aynı yıl otelle ilgili yeniden ihaleye çıkılmış, ‘European Ltd’ isimli şirket ihaleyi 2012 yılında kazanmıştı. UBP Hükümeti döneminde gerekli mevzuatlar yerine getirilmeyen ihale hayata geçmezken, yeniden ihaleye çıkılma kararı alınmıştı.

Otel ile ilgili Mayıs ayında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar ve İhtiyat Sandığı Dairesi Yönetim Kurulu tarafından yeniden ihaleye çıkılarak, Merkezi İhale Komisyonu’nda teklif kabulüne başlanmıştı. İhtiyat Sandığı Dairesi, 3 yıldır atıl durumda bulunan Mimoza Otel ile ilgili 4 kez ihaleye çıkmış, son çıkılan ihalede otele Yakın Doğu Ltd ‘talip’ olmuştu. Daire’nin Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen teklif, İçişleri ve Çalışma Bakanı Aziz Gürpınar’ın imzasından geçerek, Bakanlar Kurulu’na sunulmuştu.  Otel, 15 Temmuz’da ihaleye teklif veren tek firma olan Near East University Ltd.’e 2 milyon 10 bin sterlin karşılığında satıldı.
 
Haberal Kıbrıslı
 
Bu haber toplam 1226 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.