1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. "İNGİLTERE İSTERSE BİR HAFTADA ÇÖZÜLÜR"
"İNGİLTERE İSTERSE BİR HAFTADA ÇÖZÜLÜR"

"İNGİLTERE İSTERSE BİR HAFTADA ÇÖZÜLÜR"

"İngiltere isterse bir haftada çözülür"

A+A-

 

Kıbrıs Sorunu ve Türk Dış Politikası konularında akademik çalışmaları olan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hande Erol, müzakerelerdeki yeni konjonktürü değerlendirdi ve şimdiye kadar sayısız BM ve ABD girişimi yanında çözüm noktasında ‘samimi bir İngiltere girişimi’ olmadığına dikkat çekti… Kıbrıs’ta uluslararası aktörlerin senkron sorununa işaretle Dr. Hande Erol, “Çözüm için anahtarın İngiltere olduğu kanaatindeyim. İngiltere kararlı bir tutum ve somut bir adım sergilediği takdirde Kıbrıs meselesi bir haftada çözülür” dedi.

Türkiye’de 1 Kasım sonrası 4. Ak Parti dönemi ve bunun Kıbrıs Sorunu ile ilişkisine dair ise Erol, Türkiye’nin “AB’ye mutlaka girmeliyiz” politikasından vazgeçtiğini, yönünü Orta Doğu’ya çevirerek, Arap dünyasının ‘hâmisi’ olma planları içinde olduğunu ifade etti.

Hande Erol’a göre, Türkiye’den KKTC’ye Su Temin Projesi’nin hayata geçmesi ile Kıbrıs Türk tarafının eli, müzakere masasında güçlendi…

Kıbrıs Sorunu ve Türk Dış Politikası konularında akademik çalışmaları olan Marmara Üniversitesi öğretim Üyesi Dr. Hande Erol, Kıbrıs Sorunu ve müzakerelerdeki yeni konjonktürü Kıbrıs Postası’na değerlendirdi.

Erol, Kıbrıs’ta çözüm noktasında şimdiye kadar sayısız BM ve ABD girişimine rağmen ‘samimi’ bir İngiltere girişimi olmadığına dikkat çekti…

Hande Erol’a göre, Türkiye’den KKTC’ye Su Temin Projesinin hayata geçmesi ile Türk tarafının eli müzakere masasında güçlendi…

“82’nci vilayet tavrı olumsuz etkiliyor”

Kıbrıs Postası’na değerlendiren Dr. Hande Erol şöyle konuştu; “26 Nisan 2015 seçimleri ile KKTC siyasetinde yeni bir dönem başladı. Sol gelenekten gelen sosyal demokrat kökenli Akıncı’nın yeni cumhurbaşkanı seçilmesi şüphesiz hem Ankara-Lefkoşa hattında hem de müzakere sürecinde yeni bir dönemin başladığına işarettir.

Akıncı’nın daha koltuğuna oturmadan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaşadığı ‘yavru vatan- kardeş ülke’ polemiği bu yeni dönemin ilk işaretlerinden biri sayılabilir.

Türkiye tarafından dile getirilen ‘her yıl size şu kadar para veriyoruz, şunları yapıyoruz’ söylemi dünyaya kabul ettirilmeye çalışılan bağımsız, güçlü KKTC imajı ile çelişmektedir: Bağımsız bir devletten söz ederken, O’nu 82’nci vilayet gibi gören bir tavır hem uluslararası arenada hem de Kıbrıs Türklerinin Türkiye’ye bakışında olumsuz bir algı oluşturuyor…”   

“Suyu projesi yeni bir konjonktür”

Dr. Erol, Türkiye’den KKTC’ye Su Temin Projesi’nin geçtiğimi, haftalarda hayata geçmesiyle Kıbrıs Türk tarafının elinin güçlendiğine işaretle, suyun hidrokarbon kaynaklarına bir alternatif olarak da ortaya çıkmış olduğuna dikkat çekti.

Erol şöyle konuştu; “Bu arada yapımı yıllardır devam eden Barış Suyu Projesi KKTC’de hayata geçirildi. Bu durum güneydeki (Rusya ve İsrail’in de eklemlendiği) doğalgaz rezervlerine karşılık Kıbrıs Türkeri’nin masada elini güçlendirdi. Ayrıca bu su tarımda kullanıldığı takdirde, Meserya Ovası’nda yetişebilecek narenciyenin Avrupa’ya ithali ile KKTC ekonomik olarak oldukça güçlü ve bağımsız bir duruma gelebilir. Enerji rezervleri ve Barış Suyu projesi Kıbrıs meselesine yeni bir konjonktür sağladığı hakikattir…”

“Daha muktedir bir güç gerekiyor”

Müzakere seyri için ise Hande Erol, Kıbrıslı Türk ve Rumları aşan bir muktedir uluslararası gücün zorunluluğuna değindi.

Erol, “Müzakere sürecine gelince, Kıbrıs meselesinde asıl çözüm istemeyen kim ya da kimler ona bakmak gerek…

Akıncı ‘değişim ve Kıbrıs meselesinde çözüm’ sloganı ile seçildi ancak 1968 yılından beri fiilen yürütülen bir müzakere süreci var, bu süreç incelendiğinde çözüm için Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıs Rumların iradesinden daha muktedir bir güç gerektiği görülür” dedi.

“Akıncı’nın çözüme yönelik pozitif tavrı önemli ancak yeterli değil”

“Yani Akıncı’nın çözüme yönelik pozitif tavrı önemli ancak yeterli değildir. Bu iş müzakerelerle de çözülmez. Müzakerelerin zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünüyorum. 2014 yılında başlayan ve hala devam eden yeni müzakere süreci bir heyecan yarattı.

İyi niyet ve temenniler havada uçuştu. Bu kez tamam, dendi ancak sonuç ortada… Her gün açılıp kapanan başlıklar, tıkanıklığa uğrayan süreç...

Mülkiyet ve toprak konusu devam eden müzakerelerin en önemli başlıkları... Ancak bu başlıklar çok kapsamlı, hayata geçirilmesi çok uzun bir süreç gerektiriyor, anlaşılsa dahi ‘ki ben anlaşma sağlanacağı görüşünde değilim’ uygulamaya geçilmesi yıllar sürer.”

“Anahtar İngiltere… İsterse bir haftada çözülür”

Hande Erol şöyle devam etti; “Şimdiye kadar sayısız BM ve ABD girişimi yanında ‘samimi’ bir İngiltere girişimi olmadı. Çözüm için anahtarın İngiltere olduğu kanaatindeyim. İngiltere kararlı bir tutum ve somut bir adım sergilediği takdirde Kıbrıs meselesi bir haftada çözülür… Garantörlük konusuna gelince; İngiltere garantör olmak istemiyor, Yunanistan- Rum Kesimi garantörlüğün kalkmasını istiyor, Türkler devam etmesinden yana, Kıbrıs Türkleri ve Rumları, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın katılacağı bir konferansta bu garantörlük konusu ele alınmalı…”

1 Kasım sonrası… “Türkiye AB’ye girmeliyiz’ politikasından vazgeçti”

Türkiye’de 1 Kasım sonrası ortaya çıkan 4. Ak Parti dönemi ve bunun Kıbrıs Sorunu ile ilişkisine dair ise Hande Erol, Türkiye’nin “AB’ye mutlaka girmeliyiz” politikasından vazgeçtiğini, yönünü Orta Doğu’ya çevirerek Arap dünyasının ‘hâmisi’ olma planları içinde olduğunu ifade etti.

Erol şöyle konuştu; “1 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye’de 4. AK Parti dönemi başladı. Türkiye ciddi bir şekilde çözüm istiyor. Rumlar,  Türkiye- AB müzakerelerinde açılacak başlıkları veto ediyor ancak Türkiye eski ‘AB’ye mutlaka girmeliyiz’ politikasından vazgeçti, yönünü Orta Doğu’ya çevirerek, Arap dünyasının ‘hamisi’ olma planları içinde…”

“Acılar bir kenara bırakılmalı”

Aynı zamanda Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş’la “son akademik röportajı” yapmış olan Dr. Hande Erol sözlerini şöyle tamamladı; “‘Bundan sonra ne olmalı’ sorusuna bakıldığında, her iki taraf da geçmişte yaşanan acı olaylara kendi açısından bakmayı kesmeli görüşündeyim ancak o şekilde birleşik bir Kıbrıs federasyonundan söz edilebilir. Herkes birtakım acılar yaşadı bunlara saygı duyarak, bir daha olmaması için çalışmalıdır. Kim daha çok acı çekti, gibi bir ‘acı yarışından’ çıkılmalıdır.

Kıbrıs Postası

 

Şu anda Kıbrıs’taki genç kuşak refah içinde yaşamak istiyor. Her iki kesimin de ortak kullanabileceği enerji rezervleri ve su ile Kıbrıs başta ekonomik olarak birçok açıdan güçlenecektir. Bölgeye yatırımlara artacak, Kıbrıs adası sadece turizm bölgesi olmaktan çıkacaktır…”

Bu haber toplam 471 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.