1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. O YOLLARDAN GEÇEMİYORUZ!
O YOLLARDAN GEÇEMİYORUZ!

O YOLLARDAN GEÇEMİYORUZ!

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” “Biz o gece birlikteydik…”

A+A-

 

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”

 

Lefkoşa’nın Kermiya bölgesinde meydana gelen kazada yaşamını yitiren Asya Rıdvanoğlu’nun acılı ablası Çiçek Rıdvanoğlu kazadan sonra neler hissettiklerini anlattı

 

O YOLLARDAN GEÇEMİYORUZ:

Asya Rıdvanoğlu’nun ablası Çiçek Rıdvanoğlu’nun Asya’nın ölümüyle sonuçlanan kazanın ardından olayın gerçekleştiği bölgeden ve Lefkoşa Dr Burhan Nalbantoğlu Hastanesi önünden geçemediklerini anlattı

Ceren ÖZBİL
Lefkoşa’nın Kermiya bölgesinde 31 Ağustos saat 00.05’te meydana gelen ve Asya Rıdvanoğlu’nun yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan kazanın ardından Rıdvanoğlu ailesi için trafiğe çıkmak kabus oldu. Her trafiğe çıktıklarında o acı günü hatırlayan aile Kermiya bölgesi ve Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi yolunu artık kullanamıyor…
Asya Rıdvanoğlu’nun ablası Çiçek Rıdvanoğlu yaşadıkları o acı günü ve sonrasında hissettiklerini Havadis’e anlattı. Kız kardeşi Asya’dan söz ederken gözleri dolan Çiçek Rıdvanoğlu tek istediklerinin adaletin yerini bulması olduğunu söyledi ve onlar için artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını vurguladı. 

“Biz o gece birlikteydik…”


Çiçek Rıdvanoğlu, kazanın yaşandığı akşam, kardeşi ile birlikte olduğunu belirterek, “Biz o gece kardeşimle beraberdik. Ben eve gittim. Yanından ayrıldıktan yarım saat sonra zaten bu kaza olmuş” dedi.

Anne babasının o sırada uyuduğunu, babasının ısrarla çalan cep telefonu ile uyandıklarını belirten Çiçek Rıdvanoğlu, “Bir sarhoştur diye düşünüp hiç dikkatte almadım. Tekrar tekrar çalınca inip bakayım dedim. İnip baktığımda o cevapsız numaradan geri aradım ve polis çıktı” ifadesini kullandı.

Polisin direk olarak kendisine, “Bir kaza oldu büyük bir kaza, kardeşiniz vefat etti” dediğini anımsayan Rıdvanoğlu, o an çok kötü olduğunu, polisin eve gelerek, aileye daha doğru bir ortamda haber vermesinin daha iyi olacağını söyledi.

“Zaman acıya ilaç değil”

Soru: Kazadan sonra neler hissetiniz?

Cevap: Biz Asya’nın ailesi olarak onun acısını her geçen gün daha çok, daha derinden hissediyoruz. “Zaman her şeyin ilacıymış, zamanla bu acıya alışarak yaşarmışız” gibi basmakalıp cümleler sadece laftan ibaret. Ben annemin, babamın bir kere daha asla gerçekten mutlu olamayacağını biliyorum. Her bir gülümsemelerinin altında o derin acının varlığını yaşadığım sürece hissedeceğimi de biliyorum. Biz en değerli varlığımızı bir gecede kaybettik, sabaha beraber uyanmayı beklerken, hiç ummadığımız bir anda Asya’yı bir kere daha göremeyeceğimiz, ona asla dokunamayacağımız gerçeği yüzümüze tokat gibi indi.

Soru: Sizce kazanın sorumlusu kim?

Cevap: Asya 26 yaşında bile olamamıştı, onun da yaşayacak bir hayatı, hayalleri, en az kendi kadar güzel çocukları olacaktı. Ama bir trafik canavarı, bir katil saniyeler içinde onu bizden kopardı. Asya’nın kaçacak şansı bile olamadı. Kendinizi bizim yerimize koyun, gözleri görmediği halde lens veya gözlük takmayan, 111 promil alkollü, 150-190 km arasında hızla araba sürerken, sevgilisiyle kavga eden bir sürücü düşünün. Ve bu sürücünün bir anda en sevdiğinizi sizden sonsuza dek çaldığını düşünün. Bir aile düşünün, çocuklarının tüm yetersizliklerini, para ve çeşitli maddi kaynaklarla örtbas etmeye çalışan, onun altına spor bir araba çekip “git, kendin ölmezsen bir başkasını öldür” dercesine uğurlayan.

“Aileler canavar yaratıyor”

Soru: Sizce bu kazaya en büyük etken nedir?

Cevap: Direksiyonların başına geçen canavarlar yaratıyor aileler, sistemimizdeki boşluklar, bu sakat sistemleri bile yönetemeyen,  kontrol altına alamayan devlet denen otorite.
Asya’mızın bizden alınmasının nedenlerinden biri de doğru işlemeyen bu sistemler zinciridir. O sorumsuz ve bencil varlığa bu ehliyeti hatır için veren ve sonrasını, bu ihmalden doğacak kazaları umursamayan sistemdir.

Ona, gözü neredeyse hiç görmediği halde hızlı bir araba alan ve diğer insanların yaşama hakkını elinden alan, vicdanı, insancıl düşünceyi, duyarlı olmayı, kendisini incinen insanların yerine koymayı öğretemeyen ailedir.

Güya yol yapan ama o yola sadece asfalt dökmekle yol yapmış sayılmayacağını hala idrak edememiş ve o yolu sadece arabaların değil, yayaların, bisiklet sürücülerinin de kullanacağı standarda getirmeyen, bunun gerekliliğini sonsuz bir bencillikle reddeden karayolları sistemidir.

“Her gün canımız risk altında”
Soru: Trafik kazalarını önlemek için sizce devlet üzerine düşen görevleri yerine getiriyor mu?
Cevap: Caydırıcı cezaların yokluğundan beslenen katiller var toplumda, aramızda. Gelişmiş sosyal devlet düzeni olan ülkelerde değil yaya geçitleri, kasisler bile ışıklandırılarak metrelerce öncesinden belirgin hale getirilir.

Son zamanlarda değil tali yollarda, anayollarda, şehirlerarası yollarda bile asfaltların çukurlarına, deliklerine düşmeyen, düşmemek için direksiyon kırmayan kaç insan var? Hiç.
Her gün canımızı riske ederek bu küçük ülkede yollarda can vermemek için mücadele ediyoruz. KKTC, Anayasaya göre bir “sosyal devlet”tir. Sosyal devlet her bir vatandaşının refahını minimumdan öte bir seviyede sağlamakla görevliyken,  can güvenliğimizi bile elimizden alan devlet ve bu oluşumun her bir alt kurumu kendi anayasasını çiğnemektedir. Tüm bu unsurları bir araya getirdiğim zaman bu olaya “kaza” diyemiyorum. Bu, olsa olsa bir cinayettir. Toplum sistemin  kontrol ve denetim yeteneğini elinden aldı ve devleti bir canavara dönüştürdü. Şimdi de bu canavar kendisini yaratanı yiyor.

Soru: Yasaların yetersiz olmasının bu kazada rolü var mı?

Cevap: Yasal düzenlemelerin yetersiz olduğu yadsınamaz bir gerçek. Geçen sene yeniden düzenlenen Ceza Yasası’na trafik kazaları alanında bir katkı yapılmaması, toplumun bu kanayan yarasının göz ardı edilmesi, sorumsuz ve bencil sürücülerin yol açtığı bu tip cinayetlerin hız kesmeden devam etmesine devlet tarafından altyapı hazırlamaktadır. Pek çok ülkede trafik kazalarını, gerçekleşme şartlarına göre belirli koşullar altında değerlendiren özel yasalar veya maddeler bulunurken, KKTC denen devletin tüm trafik kazalarını tek bir yasa maddesi ile değerlendirmesi hem trajikomiktir hem de çağdışıdır. Diğer yandan 1974 yılından kalan “Motorlu araçlar yol ve trafik yasası ve tüzüğü”‘nün güncel hale getirilmesi bir zorunluluktur. En azından bu tip engelli sürücülere verilen şartlı ehliyetlerin belli sıklıklarla denetimlerinin yapılması, şartlara uyulup uyulmadığının düzenli olarak kontrol edilmesi elzemdir.

Soru: Trafik cezaları kazaları önlemek için yeterli mi?

Cevap: Geçen haftalarda Cuma gecesi Dereboyu’nda kaldırımları arabalar işgal etmişken tüm yayalar yoldan yürüyorlardı ve polis BMW aracı ile Dereboyu’nda devriye geziyordu. Polis aracını durdurarak bir yaya olarak kaldırımlardan yürüyemediğimi çünkü araçların yasak olduğu halde kaldırımlara park ettiğini söyledim. Polisler ise kendilerinin de bu durumun farkında olduklarını fakat yasalara uymayan bu araçlara ceza yazıp yazmamayı düşündüklerini söylediler. Çünkü nasıl olsa ödemiyorlarmış!! Yasaları uygulamayanlara göz yumulacaksa, o zaman neden yasalar var? İşte bizim yaptırım gücümüz bu kadar! Biz onlara son model arabalarını kaldırıma çekip, alkol alıp serbestçe sürat yapmaları için her türlü kolaylığı sağlıyormuşuz meğer! Meğer biz kardeşlerimize, arkadaşlarımıza, sevdiklerimize araba kullanırken dikkat etmelerini, alkol alınca araba kullanmamalarını, hız yapmamalarını, araba kullanırken telefonları ile uğraşmamalarını söylerken,  tam tersini yapanlara polis büyük bir çaresizlikle göz yumuyormuş! 

“En değerlimi kaybettim…”

Soru: Bu olay sizde ne gibi izler bıraktı?

Cevap: Ben hayatta en çok değer verdiklerimden bir tanesini, kardeşimi kaybettim. Onu hayatımdan yoldan geçen acımasız bir katil çaldı ve bunun hiçbir şekilde telafisi yok. Şimdi hayatta olan sevdiklerim yola çıktığında deli gibi endişeleniyorum, direksiyonun başına ben geçtiğimde ise korkuyorum. Çünkü biliyorum ki canımızın değeri tüm bu değerlerden uzak yetişmiş ve sistemin boşluklarından yararlanan bir sorumsuz, duyarsız insana rastlayana kadar var.

Hayatında bir kez bile olsa aşırı hız yapan, alkollüyken araç kullanan, gözlüğünü takmadan yola çıkan herkes bir an için bizim yaşadığımızı düşünsün. Sonra da kendi sevdiklerini düşünsün. Ve karar versin. Bu sakat düzen 7 ay önce bizim hayatımızı söndürdü, canımızı içimizden söke söke aldı.

Her an bir vicdansız, bir sorumsuz tarafından öldürülme kaygısı ile yaşamaya çalışmak çok ağır bir yük. Bu gibi varlıkların her yerde olduğunu bilmek, herhangi birimizi her an can evinden vuracağını hissederek ölüm korkusu çekmek, sevdiklerini kaybetme paranoyası ile çırpınmak korkunç. Kurallara, yasalara uymayanlara, ülkedeki sistemsizliğe, siyasi ve ahlaki yozlaşmaya kimse göz yummasın!

Havadis

 

Bu haber toplam 1413 defa okunmuştur
Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.