1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. POLİS İŞKENCESİ ! TECAVÜZLE TEHDİT EDİLDİ!
POLİS İŞKENCESİ ! TECAVÜZLE TEHDİT EDİLDİ!

POLİS İŞKENCESİ ! TECAVÜZLE TEHDİT EDİLDİ!

Kan donduran iddialar!

A+A-

 

İddialara göre polisin işkencesine maruz kalan Bilal Nergiz, yaşadığı kan donduran olayları yargıya taşıma mücadelesini 5 yıldır sürdürüyor. Dövülen, tehdit edilen ve 15 gün ev hapsinde tutulan Nergiz’in Avukat Barış Mamalı aracılığı ile dosyaladığı şikayet dilekçesi kaale alınmıyor

30 yıldır Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan, askerliğini yaptıktan sonra ülkemizde yaşamaya devam eden 50 yaşındaki TC vatandaşı Bilal Nergiz’in işkence iddiaları kan dondurdu.

Polisler tarafından kendisine yapılan işkenceleri anlatırken gözyaşlarına hâkim olamayan Nergiz, karakolda polislerin kendisini dövdüklerini, soyup hortumla vurduklarını belirterek, “3 gün boyunca tuvalete çıkarmadılar, ekmek su vermediler, hatta bir tanesi bani tecavüzle tehdit etti. Yattığım oturduğum yere tuvaletimi yapmak zorunda kaldım” dedi.

3 gün tutukluluğun ardından, polisler tarafından 15 gün ev hapsinde tutulduğunu savunan Nergiz, “Sabah ve akşam günde 2 kez işkencenin izinleri silinene kadar polisler evde beni yokladı. Karakoldan çıkarılırken de onlara beni mahkemeye çıkarmaları için yalvardım, ama her yerimde işkencenin izleri olduğu için olayın üzerini kapattılar” dedi.

Hakkını aramak için her yere başvurduğunu belirten Nergiz, “Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na, Kolordu Komutanlığı’na dilekçe yazdım ve benim adıma Barış Mamalı Başsavcılığa dilekçe yazdı. Ama hiçbirinden sonuç alamadım” diye konuştu

Nergiz’in mücadelesine yardımcı olan Avukat Barış Mamalı, “11 ay sonra 13 Şubat 2013 yılında tekrar bir başvuru yaparak Mart’ta bir şikâyet dilekçesinde daha bulunduk ve akıbetini soran bir dilekçe daha yaptık. İlk başvurumuzu yaptığımız zaman bütün ilgili raporları da koyarak Savcılığa ilettik, ama bize Savcılıktan hiçbir dönüş olmadı. Şu anda soruşturma açılıp, açılmadığını da bilmiyoruz. Soruşturma açılmışsa da belli ki bir yere varamadı. Şimdi yapılacak şey eğer Bilal Nergiz Bey isterse bu olayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımaktır” dedi.

Eniz ORAKCIOĞLU

30 yıldır Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan, askerliğini yaptıktan sonra ülkemize yerleşen 50 yaşındaki TC vatandaşı Bilal Nergiz’in iddiaları kan dondurdu. 5 yıl önce Haziran 2010 yılında polis tarafından gördüğü işkenceyi Yeni Bakış’la paylaşan Nergiz gördüğü işkenceleri anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadı. Dörtyol’da yaşadığını belirten Nergiz 5 polisin, telefondan yüksek sesle müzik dinlediği gerekçesiyle evinin önünde kendisini kötü bir şekilde döverek, zorla karakola götürdüklerini 3 gün boyunca karakolda yapılmayan işkence kalmadığını iddia etti. Gerekli mercilere başvurduğunu ve hakkını aradığını belirten Nergiz, başvurularına yanıt almadığını da belirtti.

Yüksek sesle müzik dinledi diye dayak ve küfür

2010 yılında Dörtyol’da gerçekleşen işkence olayı 27 Haziran 2010 Pazar günü Yerel Seçimlerin yapıldığı gün Bilal Nergiz’in evinin önünde başlıyor. 30 yıl önce askerliğini yapmak için Kuzey Kıbrıs’a gelen Bilal Nergiz, olayı şu şekilde anlattı; “Ben yeni bir telefon almıştım ve telefondan müzik açmasını bilmediğim için çocuklarıma müzik açtırdım ve akşam saatlerinde evimin önünde müzik dinliyordum. Bu esnada biri çavuş, diğeri yıldızsız polis olmak üzere 2 polis yanıma geldi, yüksek sesle müzik dinlediğimi ve müziği kapatmamı söyledi. Ben de kapatmayı bilmediğimi ve müziği çocuklarımın açtığını izah ettim. Buna rağmen onları dinlemediğimi öne sürerek içlerinde yıldızsız olan polis yüzüme tokat vurdu ve bana küfretti, ağıza alınmayacak sözler söyledi. Bana vurulan tokat üzerine orda bulunan çavuşa canımın acıdığını, bana vurmasını hak edecek bir şey yapmadığımı ve bana küfretmemesi gerektiğini dile getirdim. Sözlerim üzerine aynı polis bana tekrar vurdu sonra komşular dışarı çıktı.”

“Telefonumu kırdılar”

Evinin önünde oturup telefondan müziğini dinleyen Nergiz’in sadece müzik dinlediği nedeniyle aniden hayatı alt üst oldu. Nergiz olayın yaşandığı gece evinde az miktarda alkol aldığını söyleyerek, “2 polis alkollü olduğumu öne sürerek doktora gitmem gerektiğini söyledi ve beni polis aracına bindirip doktora götürmeye çalıştı. Ben de kendimde olduğumu az içtiğimi söyleyerek arabaya binmeyi reddettim. Arabaya binmeyi reddedince de telefonumu alarak yere vurdular ve telefonum parçalandı. Yaşanan bu olaylar bana anlamsız gelmişti ve tepkimi ise ‘senin bana vurmaya, küfretmeye hakkın yok’ sözleri ile belli ettim” şeklinde konuştum.

“Suratıma yumruk vurdular”

Nergiz, o gece yaşanan olayı anlatmaya şu şekilde devam etti; “Daha sonra 2 polis gitti ve bu sefer 2 polisle birlikte 3 sivil polis geldi. İlk etapta onların polis olduğunu anlamadım. Bu 3 kişi ise beni tehditle arabaya bindirmeye çalıştı. Ben de polis olduklarını bilmediğim için ‘siz ısmarlama mı geldiniz, siz ne karışıyorsunuz’ dedim. Bu söylediğim söz üzerine sivil polislerden bir tanesi suratıma bir yumruk vurdu, ben de tepki olarak bana vuran kişiye vurdum, tabi ki halen daha bu kişilerin polis olduğunu bilmiyordum.”

“Tekmeyle suratıma vurdular dişlerim kırıldı”

Polislerin sert ve saldırgan davranışlarına ellerine elektrikli kelepçe takarak devam ettiklerini söyleyen Nergiz, “Elektrikli kelepçenin acısını omuzlarımda hissettim ve hala bugün 5 yıl geçmesine rağmen izlerini omuzumda taşıyorum. Kelepçeyi taktıktan sonra 5 kişi beni zorla, döverek arabanın arkasına soktu. 5’i birden üzerime yüklenirken de arabanın arka camı kırıldı. Vurdukları yumruklar yüzünden ağzımdaki dişlerim kırıldı. Üstelik bana hakaret etmeye devam ettiler. ‘Pis Karasakal, pis Türkiyeliler’ diye ağır sözlere maruz kaldım. O zaman ben de dayanamayıp ona küfrettim. Bunun üzerine de tekmeyle suratıma vurdu ve kalan dişlerimde kırıldı. Bir polis kafamı tutup yüzümü çeviriyor diğeri tekmeyle ağzımın üzerine vuruyor. Kaslarıma vurdular, kaslarım yırtıldı” dedi.

“Beni tecavüzle tehdit ettiler”

Evin önünde yaşanan olaylardan sonra zorla arabaya konularak, karakola götürüldüğünü alnatan Nergiz, “Orada çeşitli işkencelere maruz kaldım, beni soyarak hortumla dövdüler. Akla gelmeyecek işkencelere maruz kaldım. 3 sivil polisten biri ve tek yıldızı olan kişi ise beni tecavüzle tehdit etti. 3 gün içerde kaldım tuvalete bile çıkarmadılar, ekmek, su bile vermediler. Olduğumuz yere tuvaletimizi yapıyorduk” şeklinde konuştu.

“15 gün beni evimde yokladılar”

Nergiz, kendisine işkence eden polislerin isimlerini hatırlamadığını belirterek, “Eşimden kırılan araba camı karşılığı 2 bin TL istediler ve parayı vermezsek bizi Türkiye’ye yollayacaklarını söylediler. Sonuç olarak bin TL verdik ve beni serbest bıraktılar. Olayla ilgili ne rapor tutular ne de beni mahkemeye çıkardılar. Beni, mahkemeye çıkarın diye yalvardım ama işkence gördüğüm anlaşılmasın diye beni mahkemeye çıkarmadılar. Dişlerim kırıktı, yüzüm simsiyahtı ve sırtımda da morarmalar vardı. 15 gün evimin önünde gece, gündüz bir akşam, bir sabah beni evde doktora gitmemem ve rapor almamam için yokluyorlardı. Toplamda 45 gün belirli aralıklarla kontrol amaçlı evime geldiler” dedi.

“GKK ve Kolordu Komutanlığı’na dilekçe yazdım”

Nergiz, sözlerine şu şekilde son verdi; “Barış Mamalı, benim adıma Başsavcılığa soruşturma başlatmak için dilekçe yazdı ama başsavcılık geri dönüş yapmadı. Hatta 2’nci kez dilekçenin akıbeti için yine dilekçe yazdı ama hiçbir şey olmadı. Güvenlik Kuvvetleri ve Kolordu Komutanlığı’na da olayı anlatan bir dilekçe yazdım. Kolordu Komutanı beni yüz yüze görüşmek için çağırdı, beni başka komutanlara yönlendirdi ve bir baktım 8-9 komutan geldi ve onlarla konuştum. Komutanlara her şeyi, gördüğüm işkenceleri anlattım. Komutan benim haberim olmadan beni araştırdı ve tekrardan beni yanına çağırdı. Kimsenin hakkımda kötü bir şey demediğini o yüzden bana yardımcı olacağını söyledi. Kolordu Komutanı Güvenlik Kuvvetleri Komutanı ile konuşarak, beni oradan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığına yönlendirdiler, GKK komutanı ise olayın üzerine düşmedi ve olay kapatıldı” dedi.

Av. Mamalı, “Savcılıktan bize geri dönüş olmadı”

İşkence Adası Kuzey Kıbrıs kitabı yazarı ve Bilal Nergiz’in avukatı Av. Barış Mamalı, konuyla ilgili olarak 1 Mart 2012 yılında bir yazı yazarak ve Bilal Nergiz’in isteği ile Savcılığa soruşturma açılması için durumu bildirdiklerini söyledi. Savcılıktan 'soruşturma açtık gereken yapılıyor’ diye herhangi bir bildirim yapılmadığını söyleyen Mamalı, “11 ay sonra 13 Şubat 2013 yılında tekrar bir başvuru yaparak Mart’ta bir şikâyet dilekçesinde daha bulunduk ve davanın akıbetini soran bir dilekçe daha yaptık. İlk başvurumuzu yaptığımız zaman bütün ilgili raporları da koyarak Savcılığa ilettik, ama bize Savcılıktan hiçbir dönüş olmadı. Şu anda soruşturma açılıp, açılmadığını da bilmiyoruz. Soruşturma açılmışsa da belli ki bir yere varamadı. Şimdi yapılacak şey eğer Bilal Nergiz Bey isterse bu olayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımaktır” dedi.

“Bu olayları yaratan sistemi yok edin”

Yaşanan olayda avukatların, yargının ve sisteminde kusuru olduğunu vurgulayan Mamalı, “Mecliste tarihi bir adım atmak istiyorlarsa ülkede bu olayları yaratan sistemi yok etsinler ve insanları bu tür olaylardan koruyacak hukuk sistemini kursunlar. Öncelikli hedeflerinin ön sıralarında bu olmalı”

Av. Barış Mamalı yasal durum şu şekilde anlattı;

KKTC Mevzuatı içerisinde Ceza Kanunu da dahil “İşkence” kelimesinin geçtiği veya işkenceyi suç olarak düzenleyip cezalandıran özel veya genel herhangi bir yasal düzenleme yoktur. Sadece Anayasa’da genel anlamlı bir kelime olarak kullanılmaktadır, o kadar. İşkence konusu tabi olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile diğer bazı uluslararası sözleşmelerde geçmektedir. Ancak mecliste onaylanan bu uluslararası sözleşmelerin gereği olan hiçbir yasal ve idari düzenleme yapılmamıştır.

Uluslararası sözleşmeler, bir anlamda evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin somutlaşmış yazılı belgeleridir. Bir hukuk sisteminin meşru olarak nitelendirilebilmesi için evrensel hukuk değerleri ve ilkeleriyle uyumlu olması gerekmektedir. Bu uyumun bizdeki hukuk siteminde tamam olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Birleşmiş Milletler tarafından 1984 yılında kabul edilen “ İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi”ni KKTC Meclisi 2004 yılında onaylamıştır. Bu uluslararası sözleşme onaylanıp iç hukukun bir parçası haline getirilmiş olmasına rağmen sözleşmede işkence yapılmasını önlemek için devlete atfedilen etkin yasal, idari, hukuki ve diğer tedbirleri alma ödevinin hiçbiri yerine getirilmemiştir. Belli ki bu sözleşmeyi KKTC “Sırf dostlar bizi alış-verişte görsün ve bizim işkenceye karşı duyarlı olduğumuzu zannetsinler ” diye kabul etmiştir. Yoksa aradan geçen 8 yıla rağmen insanlık adına en azından tek cümlelik bir yasal değişiklik olsun yapılmaz mıydı?

İktidarların ihtiyatsızlıkları ve umursamazlıkları nedeniyle bu ülkede insanlar işkenceye açık bir ortamda yaşamaya, polis soruşturması yanında kötü yaşam ortamı nedeniyle (Cezaevi binasının fiziki yetersizliği, yaşam alanlarının kötü yapısı, ıslah faaliyetlerinden yoksunluk, yargısız infazla hücre hapsi verme gibi) cezaevinde dahi işkence çekmeye mahkum olabilmektedir.

Bu konuda söylenebilecek en net cümle “İşkencenin önlenmesi konusunda kuzeydeki iradenin isteksiz, basiretsiz ve ürkek davranması işkencecilerin varlığını devam ettirmelerine imkan yaratmaktadır.” Bu anlayış, işkenceye zımnen onay veren bir devlet görüntüsünü anımsatmaktadır.”

Yeni Bakış

 

Bu haber toplam 1485 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.