1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. "TIBBİ TEDAVİYE İHTİYAÇLARI VAR"
"TIBBİ TEDAVİYE İHTİYAÇLARI VAR"

"TIBBİ TEDAVİYE İHTİYAÇLARI VAR"

"Tıbbi tedaviye ihtiyaçları var"

A+A-

Charaloumbos: "Tıbbi tedaviye ihtiyaçları var"

Çözüm ihtimali ortaya çıktık sonra, güneyde de tartışmalar sertleşiyor… Cyprus Mail yazarlarından Lucas Charaloumbos’tan güneydeki çözüm karşıtlarına çok sert eleştiri…

Cyprus Mail yazarlarından Lucas Charalambous’un hafta sonu gazetedeki köşesinde kaleme aldığı makale, son günlerde özellikle mülkiyet üzerinden kuzeyde patlak veren çözüm tartışmalarının tıpa tıp aynısının güneyde de yaşanmakta olduğunu irdelemesi açısından oldukça önemli.

Charalambous, makalesinde, cesurca ve nüktedan bir dille, güneydeki milliyetçi çevrelerle ‘dalgasını’ geçerken, onların çözüm ve barış karşıtlığını ‘tıbben yardıma muhtaç bir hastalık’ olarak nitelemekten de kaçınmıyor.

Yazar, aynı milliyetçi çevrelerin, Mustafa Akıncı’nın 20 Temmuz törenlerinde, Erdoğan’ın ‘işgali kınamayan’ açıklamalar yapmasının nasıl ‘zafer olarak’ televizyonlardan aktarıldığından tutun, Rum toplumunun yaşadığı ‘unutkanlığa’ atıfta bulunuyor, tiye alıyor…

Sözü fazla uzatmadan bu keyifli yazıya göz atalım…

“Kıbrıs’ta barış istemeyenlerin durumu bence tıbbi bir araştırmaya tabii tutulmalı. Partiler, politikacılar, gazeteciler, işadamları, sahte vatanseverler ve diğer tüm ‘ayrılık’ isteyenler her zaman bu konuda tepki göstermeye ayarlı durumdalar.

Ne zaman müzakere sürecinde yüreklendirici, umut vaat edici bir gelişme olsa-içinde şüphe kaldıran unsurlar olsa bile- bu söz konusunu unsurlar öyle bir hassas bir şekilde reaksiyon gösterirler ki gören ‘hayatları için bir ölüm kalım mücadelesi’ yapar zannederler. Şimdilerde de liderlerin müzakerelerde gösterdiği iyi performans bu arkadaşların çılgına dönmesine yetmiş durumda.

Başkan Anastasiadis’in ve onun dışişleri bakanının yeni kurulacak devlet hakkında sarf ettiği sözler bu arkadaşlar tarafından resmen ‘suç’ olarak lanse ediliyor.

Bu yazılanlarını gördükçe bu türden insanların aptallığına mı cahilliğine mi daha çok tapmak lazım bilemiyorum.

Zira bugün kurulması düşünülen ‘federal devlet’ bundan nerdeyse 40 yıl önce üzerinde anlaşılmış bir konu.

Buna göre yeni devlet, federasyon yani, bütün dünya tarafından tanınacak ve tüm Kıbrıs’ı temsil edecek. Ayrıca bu federasyonun içinde iki tane parça devletçiği de olacak ki bunlara federasyonun oluşturucu devletleri deniliyor. Ve bu iki parça devletçiği kendi içinde egemenlik haklarının bazılarını ortak federal devlete devrederek yeni yapıyı oluşturacak. Bu olmazsa buna federasyon denmez ve sonuç olarak iki taraf arasında anlaşma sağlanmaz.

Bu durumda Genç Papadapolous ve onun ayarındaki politikacılarımızın neye isyan ettiğini anlamak gerçekten zordur. Federal devlet bugün var mıdır? İki taraf arasında bir anlaşmaya varılıncaya kadar yoktur. Dolayısıyla bugün olmayan ve ilerde kurulacak olan bu devlete ‘yeni’ denir, eski denmez. Bu basit gerçeği bile anlamayan demagog politikacılarımızın bunu anlayacak kapasitesi bile yoktur.

Genç Papoadapoulos Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ‘parçalanma ihtimali/tasfiye edilmesi’ hakkında ortaya görüş koyabilecek son kişidir zira o cumhuriyeti parçalayan Makarios’tur. Yani kendi babasının ‘fikir babası’ olan kişidir.

Birkaç hafta önce Mustafa Akıncı’nın 20 Temmuz hakkında onu bir ‘barış harekâtı’ olarak değil bir ‘savaş’ olarak tanımlayan ve bu savaştan mağdur olanların çoğunluğunun Kıbrıslı Rum olduğunu belirten açıklamasını görmüştük. Akıncı’nın bu açıklamalarını alkışlamak, tebrik etmek yerine, DİKO, EDEK, Lilikas ve Perdikis hiç zaman kaybetmeden buna karşı çıktılar, açıklamaları beğenmediler.

Neden? Belki de Akıncı’nın 20 Temmuz’u ‘kuzeyde milli matem günü’ ilan etmesini beklediler de bu olmayınca üzüldüler.

Bu konudaki açıklamaları Sigma TV’den izlerken yüksek sesle güldüm. Sunucu büyük bir zafer edasıyla ‘Akıncı işgali kınayacak bir şey söylemedi’ diye konuşuyordu. Yani sunucu, Kıbrıslı Türk liderin 20 Temmuz törenlerinde, hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın göz önünde ‘işgali kınamasını’ bekliyordu da bu olmayınca zafer ve sevinçle ‘aha yapamadı’ şeklinde bunu aktarıyordu.

Bu tam anlamıyla ‘yerlerde sürünen bir gazetecilik anlayışıdır’ ki bu anlayış ‘yerlerde sürünen politik anlayışla’ birebir uygun durmaktadır.

Görünen o ki bizim politik demagoglarımızla akılsız gazetecilerimiz, halkın ‘onurlu’ sesini yeterince duyuramazlarsa kendileri olamıyorlar.

Basit bir örnek: 22 Temmuz günü kuzeydeki Larnakas Lapithou (Kozan) köyünün temsilcileri Giorgos Lilikas’ı görmeye gittiler. Çıkışta temsilciler adına bir sözcü görüşmenin son derece yapıcı geçtiğini ve Lillikas’ın Kozan köylülerinin babalarından kalma mallarına geri dönüşe tam destek verdiğini söyledi.

Yine toplantı sonrası Lillikas basına temsilcileri can kulağıyla dinlediğini ve ‘Larnakas Lapithou köylülerinin evlerine geri dönmelerini sağlayacak bir çözüm için sonuna kadar mücadele edeceğini gururla söyledi. İşte bu yüzden ben sürekli ‘hafız-i beşer nisyan ile maluldür’ diye yazıp çiziyorum.

Zira 2004 yılında aynı Lillikas ve onun efendisi Tassos Papadapoulos sadece Annan Planı’nı değil, Larnakas Lapithou köylülerinin , 24 Nisan 2007 (referandumda evet denilseydi, plana göre köyün iade tarihi-UB) tarihine kadar ‘baba topraklarına’ dönüşüne de ‘hayır’ demişlerdi.

Ve bugün, 8 yıl sonra, Annan Planına hayır denerek köylerine dönüşleri engellenen Larnakas Lapithou köylüleri, Lillikas’ın ‘neden hayır diyerek kendilerini engellediğini’ hesap soracağına, görüşmeyi ‘verimli’ olarak niteleyip, Lillikas’tan ‘köylerine dönmelerine yardım etmeleri için söz almayı’ marifet saymaktadırlar.

Size verdiğim bu örnek gerçeklikten uzaklığın en tepe noktalarından birisi olaraktan karşımızda durmaktadır.

İşte bu zihniyet toplumumuzda etkindir ve de bizim hep ‘daha kötüsünü’ beklememizi sağlamaktadır.”

 

Bu haber toplam 297 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.