1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. ADADA BİR ‘İLK’
ADADA BİR ‘İLK’

ADADA BİR ‘İLK’

Adada bir ‘ilk’ daha 25 yaşında...

A+A-

 

Hayatı ve yaşadığı olaylar filmlere konu olacak bir isim İnci Avcı... Avcı’ya henüz 25 yaşındayken meme kanseri teşhisi konuldu. Hayata tutunma aşkını ve azmini hiçbir zaman kaybetmeyen İnci Avcı, önce kanseri yendi; sonra geçirdiği bir trafik kazasında ölümle yüzleşti... Ancak hiç umudunu kaybetmedi...

Gazete, KKTC’de en genç meme kanser teşhisi konulan İnci Avcı ile konuştu... Genç kadın yaşadığı zor yılları anlatırken “Nasılsa içkim ve sigaram yok. Ben kansere yakalanmam demeyin” diyerek tedbirin elden bırakılmaması gerektiğini söyledi. 

Meme kanseri, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen üç kanser türünden birisi. 

Dünyadaki birçok ülkede yapılan istatistikilerde her 8 kadından neredeyse biri ya meme kanseri, ya da risk grubunda yer alıyor. 

Meme kanseri sadece kadınlarda değil, erkeklerde de görülebilen bir hastalık. Bu hastalığa yakalanma yaşı da ortalama 40’ın üzerinde olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor. 

“Ben de olmaz diye düşünmeyin”

İnci Avcı, bu istatistiklerin dışında kalan dünyadaki nadir kadından sadece birisi…

KKTC’de görülen en genç meme kanseri teşhisi konulan kadın olarak dikkat çeken Avcı, aynı zaman da kansere karşı en iyi mücadele eden bir anne olarak biliniyor. 

Kanser olduğunu öğrendiğinde yaşadığı psikolojik sıkıntıları ve zorlukları anlatan Avcı, gençlere de çağrıda bulundu.

“Yaşım küçük, bende olmaz, düşüncesiyle yaklaşmayın, en ufak şüphede doktorlarunuza başvurun” diyen Avcı, erken tanı ve tedavi sırasında hayata vazgeçmeden tutunulması gerektiğini anlattı.

Üç yıl boyunca tedavi görmesinin ardından, kanseri atlatan ve tatil için Türkiye’ye giden Avcı, kanseri yense de geçirdiği trafik kazası nedeniyle bir de orada ölümle burun buruna geldi ve bir ay boyunca komada kaldı.

“İlk günü dün gibi hatırlıyorum”

25 yaşındayken kansere yakalanan Avcı, hastalıkla ilk tanıştığı günü asla unutamadığını ifade etti. 

21 Ekim 2011’de saat 10.05’te öğrendiğini söyleyerek, ikinci çocuğuna hamile iken kanser olduğunu öğrendiğini anlatan Avcı, göğsünde bir kitlenin olduğunu anlayınca, doktoruna gittiğini, doktorunun da kendisine ilk etapta hiçbir şey söylemediğini aktardı. 

 

“Tümör olduğunu bilmiyordum”

Daha sonra rahatsızlığı devam edince tekrar başka bir doktora gittiğini söyleyen Avcı, “doktor bana, ‘ailende meme kanseri var mı’ diye sordu. Bende ona ‘Hayır hiçbir şey yok’ diye cevap verdim. Bir şeyin olduğunu söylemedi. Sonra oradaki kitleyi almaları gerektiğini belirtti. Kitleyi ameliyatla iki gün sonra aldık. Tabi ben o kitlenin tümör olduğunu bilmiyordum. Bana söylemediler” dedi.

“Öğrenince baygınlık geçirdim”

Eşinin kendisine hasta olduğu süreçte çok büyük destek olduğunu belirten Avcı, ilk başlarda hasta olduğunu eşinin kendisine söylemediğini ve eşinin kendisini sık sık doktora götürdüğünü aktardı.

Doktorun yaptığı kontrollerde tümörün yeniden çıktığını ve eşinin de kendisine meme kanseri olduğunu söyleyince korkudan bir anda bayıldığını söyleyen Avcı, “Tümörün tekrar çıktığını öğrendik. Ve bana kanser olduğumu söylediler. Ben o sırada baygınlık geçirdim. Tabut gibi aletlerin içine girmek beni çok korkutuyordu.  İki gün sonra tekrar ameliyet oldum. Sol göğsümdeki kitleyi aldılar” şeklinde konuştu.

“Kemoterapiler beni yorgun düşürüyordu”

Doktorunun daha sonra tedavinin devam edebilmesi için bir müddet hastanede kalması gerektiğini söylediğini belirten Avcı, “Hastanede Kemoterapiler başladı. Kilomu tarttılar, boyumu ölçtüler. Çok kötü bir duyguydu. Daha sonra ilk kür verildi bana. Kürleri almaya başladığım ilk gün, halsizlikten kalkamıyordum” dedi.

 

“Eşim de saçlarını kazıttı”

İlk kemoterapi iğnelerinin ardından, saçlarının dökülmeye başladığını ve psikolojisinin git gide bozulmaya başladığını söyleyen Avcı, “Saçlarım dökülmeye başladı. İkinci kürden sonra daha çok dökülmeye başladı. Psikolojim bozuldu. Tutup tutup kendi saçlarımı ellerimle söküyordum. Eşim bana saçlarımı kesti. Daha sonra destek olabilmek için kendi de saçlarını kazıttı. Ben aynaya bakamıyordum artık. Korkuyordum. Eşim bütün aynaları evden kaldırdı. Üç gün sonra aynaya baka bildim.” ifadelerini kullandı.

 

“Kanser olduğumu kabullenemiyordum”

Yaşının genç olduğundan dolayı ilk başlarda hastalığı kabullenmenin kendisi için çok zor ve tüyler ürpertici bir durum olduğunu aktaran Avcı, çocuklarından uzak kalmanın ve onların yanında olamamanın da büyük bir acı olduğunu söyledi.

Avcı, “Kabullenemiyordum kanser olduğumu. O kadar genç birinin kanser olması çok tuhaf geliyordu bana. İnsan kabullenemiyor. Kanser denince insanın tüyleri diken diken oluyor. Ben bir anneydim ve çocuğuma bakamamakta benim zoruma gidiyordu” dedi.

 

“Daha ağır hastaları görünce şükrettim”

Yaşadığı bütün olumsuzlukların ardından, tedavisi için tekrar hastaneye gittiğinde kendisine verilen bir tavsiye ile tüm hayatının karanlıktan aydınlığa doğru bir anda çıktığını söyleyen Avcı, hastanede Kanser Hastalıkları Vakfı’na gidip oraya üye olması gerektiğini ve orada kendisini psikolojik olarak daha iyi hissedeceğini söylediklerini ifade etti.

Kanser Hastalıklar Vakfı’na eşiyle birlikte giden Avcı, “Eşimle birlikte gittik. İlk karşılaştığım kişi Raziye hanımdı. Bana sarıldı ağladık. Hayat hikâyesini anlattı. Çok duygulandım. Ondan sonra bana peruk getirdi, peruğu kendi taktı. O ilk pozitif enerjiyi veren Raziye hanımdı bana. Ondan inanılmaz pozitif enerji alıyordum. Oradaki hastalarla tanıştım. Benden çok kötü durumda hastalarda vardı. Sonra halime şükrettim. Yavaş yavaş kendimle barışık bir hale gelmeye başladım” diye konuştu. 

 

“İnsanların bakışları rahatsız ediyordu”

Tedavi sürecinde saçlarının olmamasının kendisini çok etkilediğini ve insanların bakışları ile acıyor gözüyle izlemelerinin kendisini çok üzdüğünü belirten Avcı, “Saçlarım kirpiklerim tamamen döküldü. İnsanlar bana acır gibi bakıyordu. Ama ben kimsenin bakışlarını umursamadım. Aynanın karşısına geçip baktım, ‘ben güçlü bir insanım’ dedim ve bunu atlatmam gerektiğinin farkına vardım. İki yıl boyunca bu tedaviyi gördüm.  Ama her gittiğimde kendimi bırakmadım. Hep süslenip gidiyordum. Oradaki doktorlar artık bana süslü İnci diyorlardı. Onlarında çok hoşlarına gidiyordu. Psikolojim yavaş yavaş düzelmeye başladı” dedi. 

 

“Ben gencim kanser olmam demeyin”

İki yıl boyunca kemoterapi gören Avcı, iki yılın ardından radyoterapi görmeye başladı. 

Hastanedeki cihazların tüylerini ürperttiğini ve kendisini ilk başlarda çok korkuttuğunu söyleyen Avcı, bir buçuk ay boyunca gördüğü radyoterapinin ardından bir yıl boyunca da ilaç tedavisi gördüğünü söyledi.

Kanserin her insanın başına gelebilecek bir hastalık olarak nitelendiren Avcı, önemli olanın erken tanının ve ‘Ben gencim, bende ne işi olur’ zihniyetiyle kimsenin yaklaşmaması ve tedavi süresince de hayata ellerinden geldiğince tutunmalarının olduğunu söyledi.

Avcı, “Aldığım kemoterapiler sonrasında radyo terapi başladı. O daha da kötüydü. Makineler cihazlarla ilk tanıştığımda insanın tüyleri ürperiyordu. Bir buçuk ay radyo terapi gördüm. Sonra bir yıl ilaç tedavisi gördüm. Daha sonra saçlarım düzelmeye başladı. Normal insanlar gibi olmaya başladım tekrardan.

Bu süreçte en çok bana yardımcı olan, eşim çocuklarım ve Raziye hanım oldu. Onların destekleriyle hayata döndüm. Maddi manevi hep yanımdaydılar” ifadelerini kullandı. 

 

“Sigara ve alkol ile alakası yok”

Kanser hastalarına ve ‘kanser olmam’ düşüncesiyle yaklaşan kişilere de çağrıda bulunan Avcı şöyle devam etti, “İnsanlar arasında bir söylenti var, ‘Çocuğu emzirtmedin diye kanser oluyorsunuz.’ Hiç alakası yok. Bunlar çok saçma. Ben kızımı üç yaşına kadar emzirttim. En ufak ağrıda gidip kontrollerinizi yapın. İlk önce çok korkuyorsunuz ama erken teşhis inanın çok önemli. İhmal etmesin kimse. ‘Alkol yok, sigara yok diye kanser olmam’ diye yaklaşmayın. Bende de ne sigara, nede alkol yok. Kendi kendilerine bile kontrol edilebilir.” 

 

“Moralinizi yüksek tutun”

Hatalık süresince en önemli olanın hayata tutunmak ve kendi moralini kişinin yüksek tutabilmesi olduğunu belirten Avcı,  “Ben ilk başlarda evet çok kötü bir Psikolojik duruma düşmüştüm. Saçlarının insanın bir anda yok olması, insanların bakışları, çocuklarından uzak kalman. Bunlar beni mahvetti. İlk dönem çok bozulmuştu. Ama hayata tutuna bildim. Saçım olmadığı halde gözlüklerimi takıp gezebiliyordum. Kafelerde, sokaklarda. İnsanlar bakıyordu ama kabullenmek lazım. Hastalığı kabullendikten sonra yenile bilir bu hastalık. Kendi kendinizi tedavi etmeniz lazım. Aile, arkadaş, hepsi bir yere kadar. En önemli husus budur” dedi. 

 

Kanseri yendi, trafik kazası geçirdi”

Yaşadığı üç yıllık kanser tedavisinin ardından tamamen hastalığı atlatan Avcı, bütün yaşadıkları yetmezmiş gibi birde tatile gittiği Türkiye’de trafik kazası geçirdi. Antakya’da tatilde olan Avcı, aracın bir anda yoldan çıkmasıyla araç içerisinden fırlayarak, kolları, bacakları ve göğüs kafesinin kırılmasına neden oldu. 

Bir ay boyunca hastanede komada kaldığını belirten Avcı, “Tedavilerim bittikten sonra Türkiye’ye tatile gittim. Antakya’da çok büyük bir trafik kazası geçirdim. Bir ay yoğun bakımda yattım. Bacağım, kaburgalarım, kolum kırıldı. Kafamda 30 dikiş vardı. Altı ay koltuk değnekleriyle gezdim. Düşünsenize kanseri yendim, trafik kazasında ölümle burun buruna geldim. Yaşamam bir mucizeydi. Arabadan uçtum, arabanın altından çıkardılar beni. Ayağımdaki platin ömrüm boyunca kalacak” diyerek hayatta kalmasının tam anlamıyla bir mucize olduğunu belirtti.

Diyalog

 

Bu haber toplam 2649 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.