1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. ‘’CEZAEVİ’NDEN GELEN MEKTUPTA ÜLKENİN ACI GERÇEKLERİ’’
‘’CEZAEVİ’NDEN GELEN MEKTUPTA ÜLKENİN ACI GERÇEKLERİ’’

‘’CEZAEVİ’NDEN GELEN MEKTUPTA ÜLKENİN ACI GERÇEKLERİ’’

Özellikle KKTC vatandaşı mahkûmlara büyük haksızlıklar yapıldığını belirten mahkûmlar;

A+A-

“İçişleri Bakanı Teberrüken Uluçay haklı olduğumuzu ve mevcut durumun sürmeyeceğini söylemiştir ve bize en kısa zamanda gündemde olan Ceza Değişiklik Yasası ile bu sorunun çözüleceğini vaat etmiştir. Ancak bizlere verilen sözler yeniden hiçe sayılmıştır.”


Cezaevindeki hükümlü ve tutuklular olarak gerekli gördükleri bazı gerçekleri kamuoyu ile paylaşmak istediklerini açıklayan mahkumlar, cezaevinde yapıldığı söylenen kurslar, sertifikalar ve eğitimlerin tamamen palavradan ibaret olduğunu ileri sürdü.
 
Özellikle KKTC vatandaşı mahkûmlara büyük haksızlıklar yapıldığını belirten mahkûmlar, cezaevinde yapıldığı söylenen kurslar, eğitim ve rehabilite edici faaliyetlerin tamamen yalan olduğunu belirtti. Lefkoşa Merkezi Cezaevi’nden gazetemize ulaşan mektupta ülkenin acı gerçekleri yazıldığını ifade eden mahkûmlar, hükümetin sırtlarından rant sağladığını iddia etti.

Cezaevindeki hükümlü ve tutuklular olarak gerekli gördükleri bazı gerçekleri kamuoyu ile paylaşmak istediklerini açıklayan mahkumlar, cezaevinde yapıldığı söylenen kurslar, sertifikalar ve eğitimlerin tamamen palavradan ibaret olduğunu ileri sürdü. 

Mahkumlar, “Ocak ayında cezaevine gelen bakanlar, gazeteciler ve müsteşarlar sözde cezaevinde bilgisayar kurslarının, çalışanlara yönelik ustalık belgelerinin verildiğini duyurmuşlardır. Ancak o tarihten bu yana İngilizce öğretmenimiz Cenk Özdağ dışında hiç kimse eğitimlerine devam etmemiştir. Hocamız Cenk Özdağ ne kadar yalnız bırakılmış olsa da kendi imkânlarıyla, her insanın ikinci bir şansı hak ettiğini düşünerek bizleri yalnız bırakmamıştır. Kurslarına kendi inancı ve isteği ile devam etmiştir. Kendisine sonsuz teşekkürlerimizi sunarız” dedi.

“TC vatandaşı mahkûmlara çifte standart uygulanıyor”
Mahkumlar, mektuplarında şu ifadelere de yer verdi:
“KKTC vatandaşı olmak bu ülkede suç olmaya başlamıştır. Yasalarımız kendi vatandaşını en ağır şekilde cezalandırmaktadır. Örneğin bir KKTC ve bir TC vatandaşı ülkemiz sınırları içerisinde bir suç işlerse ve her ikisi de yargılanarak 6 yıl hapis cezasına çarptırılırsa, bu durumda KKTC vatandaşı 6/1 yasasına göre 5 yıl tam hapis yatarken, TC vatandaşı mahkûm sevkini yazarak TC’nin 3/1 yasası gereği 4 yıl tam hapis yatacaktır. Üstelik, yatacağı 4 yılın 2 yılını kapalı cezaevi, 1 yılını açık cezaevi ve kalan 1 yılı da denetimli serbestlik yasası gereği dışarıda tamamlayacaktır. Bu kendi ülkemizde bize karşı yapılan büyük bir haksızlıktır. Geçen sene Kasım ayında, haksızlıklara karşı başlattığımız açlık grevinde cezaevine gelen İçişleri Bakanı Teberrüken Uluçay haklı olduğumuzu ve mevcut durumun sürmeyeceğini söylemiştir ve bize en kısa zamanda gündemde olan ceza değişiklik yasası ile bu sorunun çözüleceğini vaat etmiştir. Ancak geçtiğimiz aylarda görüşülen yasada zaten uygulanmayan ölüm cezası ve cinsel suçlarla ilgili düzenlemeler yapılarak, bizlere verilen sözler yeniden hiçe sayılmıştır.”

“Hükümet seçim vaatlerini unuttu”
Hükümetin seçim vaatlerinden biri olan “eğer seçimi kazanırsak şartlı tahliye tüzüğünü düzenleyeceğiz” vaadinin de unutulduğunu belirten mahkûmlar, şartlı tahliye kurulunun kendini mahkemelerden üstün tutarak mahkûmlara “neden yaptın?” , “hiç utanmadın mı?” gibi rencide edici sorular yönelterek görevlerini kötüye kullandığını ve şartlı tahliyeye hak kazanan mahkûmların hakkını yediğini ileri sürdü. Mevki sahibi tanıdığı olan mahkûmların özgür bırakıldığını savundular. Bu sistemin, mahkûmların psikolojisini bozduğunu ve her insanın hayatında hata yapıp bedel ödediğini vurguladılar.

“Cezaevi, suç okuluna dönüştürüldü”
Cezaevi sistemindeki en büyük yanlışlardan birinin de trafik cezasından hüküm giyen bir mahkûmla, uyuşturucu gibi yüz kızartıcı bir suçtan hüküm giyen mahkûmların aynı yerde cezalarını çekmesi olduğuna işaret eden mahkumlar, bunun sonucunda sirkat suçundan hüküm giyen birinin daha sonra uyuşturucu suçundan mahkûm olduğunun görüldüğünü, çünkü sistemin kişiyi bu yöne iten bir durumda olduğunu ifade etti. Mahkumlar yazdıkları mektupta, “Cezaevinde topluma kazandırıcı hiçbir faaliyet yoktur” dediler.

“Mahkûmlara tuzak kuruluyor”
Sanıkların işlediği veya işlemediği bir suç için hâkim karşısına çıkartıldığını ileri süren mahkumlar, sanık aleyhinde delil olmaması ve sanığın masum olduğunu savunmasına rağmen teminat olarak cezaevine gönderildiğine işaret etti. Ve konuyla ilgili şu ifadelere yer verdi: 

“Yargılanma süreci başlayan sanık 8 ile 10 ay arasındaki bir süreyi cezaevinde geçirir. Sanık halen daha suçunu kabul etmese mahkemede kendisi ya da avukatı hâkimin odasına çağrılıyor ve ‘bu işin sonu yok, dosyayı kabul edin bizde size uygun bir ceza verelim. Yoksa bu dava uzayıp gider. Sende yattığınla kalırsın’ diyerek tehdit ediliyor. Çaresiz kalan sanık mecburen suçlamayı kabul ediyor ve işlediği ya da işlemediği suçtan hüküm giyiyor. Kısacası polis, savcı ve hâkim birlik oluyorlar. Avukatta bu duruma seyirci kalıyor.”

 Haberal Kıbrıslı

Bu haber toplam 1946 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.