1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. GÖZYAŞLARIMIZI İÇİMİZE AKITTIK
GÖZYAŞLARIMIZI İÇİMİZE AKITTIK

GÖZYAŞLARIMIZI İÇİMİZE AKITTIK

Yılan Adası’ndaki evlerinin kapısını açan Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın eşi Aydın Denktaş, altı evladından üçünü kaybetmenin acısını çok derin yaşadıklarını söyledi

A+A-

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın hayat arkadaşı Aydın Denktaş, eşiyle çok sevinçler ve acılar paylaştıklarını söyledi.

Merhum Denktaş’ın kendisine çok yardımcı, sevgi dolu bir eş olduğunu belirten Denktaş, altı çocukları olduğunu üçünü kaybettiklerini ifade etti. Denktaş, “Acılarını kalbimize gömdük. Birbirimizi daha da perişan etmemek için gözyaşlarımızı içimize akıtmasını öğrendik. Tesellimizi torunlarımızda bulmaya çalıştık” dedi.

Aydın Denktaş, Yılan Adası’ndaki evlerinin kapısını açtı. Masmavi gözleri gözyaşları içerisinde eşini ve yaşadıklarını anlatan Denktaş, ziyaretçi ekibi her zamanki nezaketi ve zarafetiyle karşıladı.

Aydın Denktaş, eşi Rauf Denktaş’ın hiç bilinmeyen yönlerini, aşklarını, çocuklarını, umutlarını, kırgınlıklarını anlatırken kah güldü, tebessüm etti, kah hüzünlendi ağladı.

64 yıl aynı yastığa baş koyduğu eşini “İlgili, sevecen, anlayışlı, sevgisini esirgemeyen, ne istesem müsaade eden, kalbi yumuşak biri” olarak tanımladığı merhum Denktaş’ı ev işleri ve çocuk bakımında kendisine çok yardımcı olduğunu söyledi.

KKTC için çok çalıştığını buna rağmen eşinin çok eleştirildiğini belirten Denktaş, “Eleştirilere muhakkak ki üzülürdü ama hiç dile getirmezdi. Ben kırılır üzülürdüm ama o hiçbir şey söylemezdi. Her zaman halkının yanındaydı” dedi.

SORU: Kendinizden bahseder misiniz?
A. DENKTAŞ: Lefkoşa doğumluyum. Amerikan Koleji’nde okudum. Hatta Rauf beni okula getirir ve götürürdü. Ebe Leman Hanım doğurttu beni. Babam, ilk eczacıydı. İsmi Münir Pınar, eczanesi Atatürk Meydanı’ndaydı. Biz iki kardeştik.

SORU: Merhum cumhurbaşkanı Denktaş ile akraba mıydınız?
A. DENKTAŞ: Biz iki kardeş çocuklarının torunlarıyız, yeğendik. Nenem ‘Aydın’a bir koca düşünüyorsam, Rauf’u düşünürüm’ demişti. Ben doğduğumda nenem ‘al nişanlını’ deyip beni onun kucağına verdi. Yani beşik kertmesi gibi olduk. Nenem devamlı ‘git Rauf Abi’ne havlu ver, onu ver, bunu ver’ derdi. Nenem soktu aklıma evliliğimizi. Benim de gönlüm vardı, boş değildim. Bana olan sevgisini gözlerinden anlıyordum. Beraber ders çalışırdık, o benim hem hocamdı hem kocamdı. Bütün düğünlerde beni küçük gelin yaparlardı, bir gün mavi bir tuvalet giydim, beğenmişti. Bana bir bakışı vardı, hiç unutmam. İşte o an, bana olan hislerini sevgisini anladım.

SORU: Evlilik kararını nasıl aldınız?
A. DENKTAŞ: Eşim, o zamanlar savcı olarak görevdeydi. O zamanlar hükümet, savcılara Trodos’ta lojman veriyordu ve yazı orada geçiriyordu. Ben de bunu duyar duymaz babama gittim Rauf’un 3 ay orda kalacağını, benim de gitmek istediğimi söyledim. İlk kızdı ‘Niye ki?’ dedi. ‘3 ay orada kalacak, ben burada yalnız başıma ne yapacağım? Evlenelim isteriz’ dedim. ‘Hadi oradan, daha senin yaşın küçük, ne evlenmesi? Sen daha çocuksun’ demişti babam. Ben karşı çıktım ‘hayır’ dedim. ‘Rauf gidecekse ben de gideceğim’ dedim ve ‘peki’ dedi. Bir düğün yapmıştık ve beraber Trodos’a gitmiştik.

SORU: Evliğinizin ilk zamanları nasıldı?
A. DENKTAŞ: İkimiz de hiçbir şey bilmiyorduk. Yemek yapmayı bile. Rauf gider et alır gelirdi, ‘kebap yapacağız’ diye bütün bütün etleri koyardı fırına pişmezdi. ‘Hamur yoğur. Koy tepsiye pişsin’ derdi bana, o da pişmiyordu. İkimiz de tecrübesizdik. Fakat birbirimize dayanarak seneler geçti. Onun gibi bir koca da zor bulunur. Herkesin kocası kendine kıymetlidir ama benimki bambaşkaydı.

SORU: Eşiniz hiç sinirlenmez miydi?
A. DENKTAŞ: Sinirlenmezdi pek ama gözlerinden anlardım. Gözleriyle tuhaf bir bakışı vardı, benim o sözü söylememem gerektiğini hemen anlardım ve düzeltirdim. Hiçbir gün, yüksek sesle konuşmadı bana. Sadece gözlerinden anlardım yanlış yaptığımı.

SORU: Merhum Cumhurbaşkanımız Denktaş’ın bir günü nasıl geçerdi?
A. DENKTAŞ: Sabah kalkar, tıraşını olur, banyosunu yapar, giyinir daireye giderdi. Ben kalkar seslenirdim ‘niye erken gidiyorsun?’ diye. ‘Daha daireye gelip, temizlik yapmadılar ne bu acelen’ derdim. ‘Dairedekiler temizlemedi ama benim masamın üstünü temizlemem gerekir’ derdi. Bazen kahvaltı ederdik bazen etmezdik. ‘Ben dairede bir şeyler yerim. Sen yat uyu’ derdi. Hep benim istirahatımı düşünürdü.

SORU: Biraz bahsettiniz ama açabilir misiniz; Kurucu Cumhurbaşkanımız nasıl bir eşti?
A. DENKTAŞ: İlgili, sevecen, anlayışlı, sevgisini esirgemeyen, ne söylesem müsaade eden, kalbi yumuşak bir eşti. Bana çok yardımcı olurdu. Yemek yapardı. Ben uyuyayım diye çocukların kahvaltılarını hazırlardı. Çocukların altını değiştirdiği bile olurdu. Çok mükemmel bir baba, mükemmel bir eşti. Ben de çocuktum çünkü ben de yoruluyordum sırf ben de biraz uyuyayım diye alır onları arabada uyutmaya çalışırdı. Çocuk yaşta evlendiğim, çocuk sahibi olduğum için kocam beni hep çocuk gibi görürdü, çocuklarla birlikte beni de büyüttü ben de onlarla büyüdüm.

SORU: Siyasetin hayatınıza girişi nasıl oldu?
A. DENKTAŞ: Siyasi hayata atıldığı zaman ben çok ağladım. Daha 22 yaşındaydı. O gün de annemin doğum günüydü, anneme gidecektik. Doğum gününe gelmedi ve o gün ilk münakaşamızı yaptık. ‘Ben artık siyasi bir hayata başladım beni öyle her zaman her saat göremeyeceksin alıştır kendini’ demişti. Ben ağlaya ağlaya anneme gittim. ‘Rauf siyasete giriyor nedir siyaset?’ diye sordum. Annem ve babam ‘Artık o bir siyasi adam oldu. Seninle belki fazla ilgilenemeyecek ama bırak artık devletle ilgilesin’ demişti. Daha 22 yaşındaydı, genç, hevesli. Hiç kırmadım hevesini, hep destekledim hep yanında oldum. Çünkü istediği oydu siyasi hayatı çok seviyordu.

SORU: Eleştirilere maruz kaldığında, üzülmez miydi?
A. DENKTAŞ: Eleştirilere muhakkak ki üzülürdü ama hiç dile getirmezdi. Ben kırılır üzülürdüm ama o hiçbir şey söylemezdi. Her zaman halkının yanındaydı. Rum yönetimi eski lideri Dimitris Hristofyas ile diğer Rum liderler için, ‘Söyle kendilerine, burası bağımsız bir cumhuriyettir’ dedi ve ‘Hristofyas’ diye bağırmıştı. Hasta yatağında bile halkı için savaşıyordu.

SORU: Eşinizi hiç kıskandınız mı?
A.DENKTAŞ: Büyük bir lider, tabii ki sevenleri çoktu. Sarılıp öpen çok olurdu. Hatta öpmedikleri zaman ‘niye öpmüyorlardı’ diyordum. ‘Sen sarıl, sen öp’ diyordum. Ama tabii ki kıskanıyordum çünkü aşıktım ona. Ben kendimle ilgili olan bir anımı anlatayım. Çok kıskanç bir kişiydim. Bir gün beni İzmir’de bir tiyatroya götürmüştü. Orada ‘sahnedeki oyuncuya niye öyle bakıyorsun’ diye kıskançlık yapıp, oyun bitmeden eve getirmiştim. Bunu hiç unutamam. Ben kıskanırdım ama o bu hallerime güler, ‘boşuna sinir oluyorsun’ derdi. Bir gün de Turgut Sunalp bizi gazinoya götürdü, çok muzip biriydi, oradaki bir kıza tembih etmiş ‘al Rauf’un elini göğsünün içine sok ve sutyenini çıkar ve göster’ diye. Rauf da eliyle çıkarttı sutyeni, herkes bakıyor hele ben ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırdım, şok oldum. ‘Ben gidiyorum. Kaçıyorum’ dedim. Yürüdüm masadan kalktım arkamdan koşarak geldiler. Turgut Sunalp bana ‘gel, deli olma ben yaptım bu muzipliği, sana şaka yaptık’ dedi.

SORU: Üç evladınızı kaybettiniz…
A. DENKTAŞ: Dilek üç yaşına kadar yaşadı. Beyninde ur var olduğunu söylediler. Altı aydan sonra ne yürüdü ne konuştu çocuğum. Ben üç sene sokak yüzü görmedim. Benim kucağımdan başka hiçbir yerde uyumadı, yemek yemedi. Götürmedik yer bırakmadık. Beyrut’a gittik. Beyin ameliyatı olacak diye Londra’ya götürdük, yetiştiremediler. Sabahına öldü. Orada gömüldü. Benim tahminim, bebekken başına termos düşmüştü, ben ondan öyle oldu diye düşünüyorum. Çocuklara belli etmemek için Dilek’i orada bırakmak mecburiyetinde kaldık.

12 Mayıs 1957’de öldü Dilek. 1958 Eylül’ünde de Münir’i bademcik ameliyatında kaybettik. Aynı senenin içinde düşünebilir misiniz? Ben yıkıldım. Raif’e söyleyemedik. Rauf, Münir’i ameliyat ettirdiğim zaman vazife için Ankara’daydı. Kendi de bademcik ameliyatı geçirdiği için çocuğu bademcik ameliyatı yaptırmaktan çok korkuyordu. ‘Ne olur yapmayalım’ dedi.

Ama çocuk o kadar bitkin hale gelmişti ki, artık merdivenleri emekleyerek çıkıyordu. Daha 7 yaşındaydı. Dr. Küçük, o zaman ‘Ben mesuliyeti alıyorum üstüme, babası yokken gidelim yaptıralım. Beş dakikalık iş, olur biter’ dedi. Ama ameliyat odasından çocuğun kanları çıktı. Damarını kesmiş doktor. Doktor Burhan Nalbantoğlu yakın dostuydu kocamın. Çok üzüldü ama geri gelmez ki. Güvendik işte ne bilirsiniz. Hazım Remzi, Rauf’a ‘başın sağ olsun’ deyince Rauf, annem öldü sanmış. Annem hastaydı diye ilk o aklına gelmiş. Rauf cenazeye bile gelemedi.

Evladının cenazesine gelemedi. Görümcem geldi, kızgınlıkla elimden çekti ama Rauf hiçbir şey demedi. Ne bir şey sordu, ne söyledi. Yalnız benimle uzun bir süre konuşmadı. Oğlumuzun ölümünden bir süre sonra Bursa’ya gittik. Bursa, bizim için bir değişiklik oldu. Yavaş yavaş acımızı bastırmaya başladık ama yine de bana kırgın olduğunu hissediyordum.

Bir şeyler söylemek istiyor, söyleyemiyor, kızamıyordu. Ben de üstüne gitmedim çünkü kabahatliydim. Ondan habersiz çocuğu ameliyat ettirmemeliydim. Daha sonraları, ‘Ben sana söylemedim mi zor bir ameliyat. Niye yaptırdın?” demişti. Çok iyi bir eşti. O acıya rağmen bana bir şey söylememişti. Raif’in ölümü her şeyi değiştirdi. Bütün hayatımız altüst oldu. Tüm emelim babası gibi bir evlat yetiştirmekti.

Okulda öğretmendi, çocuğu da apandisit ameliyat olmuştu, ona yetişecek diye trafik kazası geçirdi. Askeri bir araca çarparak hayatını kaybetti.

SORU: Bu acılardan sonra hayata nasıl devam ettiniz?
A. DENKTAŞ: Allah’ın sevgili kuluymuşum ki; hemen arkasına iki doğum yaptım. Önce Serdar’ı doğurdum. O 9 aylıkken ikizlere hamile kaldım. Ender ve Değer’e. Üç kaybettim üç tane kazandım. Allah beni affetti diyordum o zamanlar kendi kendime. İlk zamanlar kendimi suçlardım ama şimdi kader diyorum. Kaderin önüne geçemiyoruz, geçen yıllarda torunumu, canımı kaybettim o daha da büyük acı, Allah kimseye yaşatmasın.

SORU: Merhum cumhurbaşkanının fotoğraf merakı biliniyor. O fotoğraflar nerede şimdi?
A. DENKTAŞ: Her anımı fotoğraf çekerdi. Bilhassa yeni bir elbise giydiğimde gözlerimin içine tatlı tatlı bakarak, ‘bunu ne zaman aldın hanım?’ der, hemen fotoğrafımı çekerdi. Yalnız beni değil uçan bir kelebeği, yeni açan çiçeği... Anıt mezarının yapılmasını bekliyoruz, yapılır yapılmaz yanına bir sergi açmayı düşünüyoruz, oğlum Serdar Denktaş’la. Sadece fotoğraflarını resimlerini değil, gittiği her ülkede ona çok hediyeler verdiler, kıyafetler, onları bu yerde sergilemek istiyoruz. Bir türlü mezarlığı yapılamıyor, esaslı bir şey yapılması gerekir.

SORU: Hasta yatağında size şarkı söylediği anlatılıyor…
A. DENKTAŞ: Nefes alamaz durumdayken bile bana sürekli “Sevemez Kimse Seni Benim Sevdiğim Kadar” şarkısını söyledi. Ben de ona eşlik ettim. Hasta yatağında ‘Sizleri kaybetmekten korkuyorum’ demişti.

SORU: Cumhurbaşkanı eşi olmanın zorlukları nelerdi?
A. DENKTAŞ: Hem iyi yönleri hem zor yönleri vardı. İyi tarafı; herkes tarafından tanınıyor olmam, hürmet, sevgi, saygı görmemdi. Zor tarafı; herkesi dinlemek zorunda olmamdı. Halkın sorunlarını not ederdim, eve geldiğinde Rauf’a verirdim. Bu çocuğun eksikliği varmış, bu kadının kocası kaçmış, işsizmiş gibi sorunları gelir Raif’e anlatır çare bulmasını isterdim. ‘Ne yazarsın bunları?’ derdi bana, ‘Ben zaten bunları dinlerim. Ben bunları yaparım. Seni ne rahatsız ederler’ derdi. Ben de ‘hoşuma gider Rauf’ derdim.

SORU: En sevdiği yemek neydi?
A.DENKTAŞ: Her yemeği yerdi. Hiç ayrım yapmazdı. Ama en fazla kuru fasulyeyi severdi. Ne koysan önüne yerdi, çok uysal bir kişiydi. Yemek yapmaktan çok hoşlanırdı. Özellikle de ciğer kavurmak en büyük zevkiydi. Sabah ciğer kokularıyla uyanıyorduk. Gider kendi pidesini de alırdı, sofrayı da hazırlardı ve bir güzel yerdik, çocuklar o yemeğe “baba yemeği” derdi.

SORU: Siz siyasete girmeyi hiç düşündünüz mü?
A. DENKTAŞ: Kesinlikle hayır. Bir evde bir siyasetçi yeter demememe kalmadan oğlum canım ciğerim Serdar girdi bu işlerin içine. ‘Yetmez miydi çektiklerimiz annem?’ demiştim Serdar’a. ‘Napayım anne kanıma işledi’ demişti. Çocuk hep siyasetin içinde büyüdü çünkü. Her türlü acıyı zorluğu gördü demek ki, içinde vardı.

SORU: Merhum cumhurbaşkanı torunlarıyla nasıl vakit geçirirdi?
A. DENKTAŞ: En büyük zevki, onlarla vakit geçirmekti. Onları alsın gezdirsin çarşıya götürsün. Özellikle çok oyuncak alırdı kendilerine, ben de kızardım ‘ne gereği var oyuncaklara, o kadar para harcayasın kırarlar dökerler’ derdim. O da ‘hayır çocuklar oyuncakla büyür’ derdi.

SORU: Eşinizi kaybettikten sonra neler hissettiniz?
A. DENKTAŞ: Keşke burada yanımda olsaydı. Evimin lideriydi en başta. Boş bir hayatta bıraktı gitti beni. Kendimi bildim bileli doğdum doğalı beraberdik biz. Şimdi bir boşluktayım sanki. Elbette hayat devam ediyor ama benim için anlamını kaybetti. O benim sadece eşim değil, en iyi arkadaşımdı. Beni şımartırdı. Bir dediğimi iki etmezdi. Parçamdı benim. Onsuz dünya çok tatsız her şeyini özlüyorum. Bunca yıllık yaşamımızda tek bir acı sözünü duymadım. Bir bakışı yeterdi bana. Nurlar içinde yatsın. Rahat etsin. Ömründe hiç rahat etmedi. Hiç olmazsa yattığı yerde rahat etsin. Devamlı mücadele etti. Dinlenmedi, oturmadı, gezmedi, dolaşmadı. Orada rahat etsin. Rahat uyusun. İnşallah nurlar içinde yatar.

Kıbrıs

Bu haber toplam 1989 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.