1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. İŞE YARAMADI VE YARAMAYACAK
İŞE YARAMADI VE YARAMAYACAK

İŞE YARAMADI VE YARAMAYACAK

Tam 40 yıldır ...

A+A-

 

AŞIKOĞLU: "BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜME TAKILMA HASTALIĞI AŞILMALI"

Şahap Aşıkoğlu, kişisel Blog'undan, Kıbrıs Sorunu ve Bütünlüklü Çözüm ile ilgili açıklamarda bulunarak, "bu bütünlüklü çözüme takılma hastalığını ve odaklanma sorununu aşma vakti kanımca gelmiştir" dedi.

Bütünlüklü çözüm üzerine;

Bugün bir gazetenin ilk sayfadan verdiği haber hakkında sosyal medyada yapılan bazı yorumlar üzerine ben de konu hakkındaki analiz ve fikirlerimi seslendirmek istedim.

Tam 40 yıldır bütünlüklü çözüm üzerine tartışıyoruz, konuşuyoruz ve hatta kavga ediyoruz ama tüm bunları yaparken de sadece ve sadece bekliyoruz. Tam 40 yıldır gerçek sorunlarımız yerine Kıbrıs konusu üzerine gündemler yaratıp hayatımızı buzdolabında tutuyoruz. BU ÜLKEDE NASIL DAHA KALİTELİ BİR HAYAT YAŞAYABİLİRİZ sorusunu atlayıp, tam bir odaklanma sorunu yaşayarak tam 40 yıldır sorunları, çözümleri, her şeyi Kıbrıs sorununun çözümünden bekliyoruz.

Bu 40 yılda beklerken ise içinde yaşadığımız ülkeye, ÜLKEMİZE olan inancımızı, aidiyet duygumuzu, birbirimize  olan saygımızı sevgimizi kaybettik. Hatta kimin ne dediği kimin ne istediği de artık tartışılmıyor, herkesin kendine göre ezberlemiş olduğu ve kendisinin dahi üzerinde yeniden düşünmediği bir bütünlüklü çözümü var ve herkes Kıbrıs meselesinden başka bir şey anlar oldu, herkesin çözümden beklentisi farklılaştı.

Bu davranış modeli bize çok şeye mal oldu, 1974’ten sonra kendi sistemimizi ve devletimizi nasıl oluşturacağımıza, nasıl adil ve şeffaf bir devlet kuracağımıza değil, yıllarca bizim paydaşlarından sadece bir tanesi olduğumuz ve ne yaparsak yapalım tek başımıza çözemeyeceğimiz bir soruna odaklandık.

Bu konuda yaşanan çözümsüzlük kısır döngüsü de bizi "öğrenilmiş çaresizlik" "yetersizlik" "stres"  gibi birçok sendromla besledi ve bugünlere geldik.

Geçen sürede kendimizle yüzleşmeyi, sorunların üstüne gitmeyi, daha iyi bir hayat için sorumluluk almayı, kötü olmayı göze almayı, direnmeyi, prensiplerimize sahip çıkmayı, etik yaşamayı, hep erteledik.

Büyük bir akıl tutulması yaşayarak devlet kurumunun bizim hayatımızı düzenleyecek, güvenliğimizi sağlayacak, refahımızı artıracak bir otorite olduğunu unutarak ideolojik dünyamıza kurban ettik. Devlet kurumunu kıbrıs meselesi ile bir tuttuk geliştirmek yerine itibarsızlaştırarak unuttuk, görüşümüz ne isterse olsun HER ideolojide devlet Kurumunun esas unsur olduğunu beynimizin gerisine atarak bekledik, bütünlüklü çözümün DEVLET OTORITESİNİN YERİNE GEÇECEĞİNİ ZANETTİK. Kısaca devletin biz olduğunu unuttuk beslemedik ama her başımız sıkıştığında " nerde bu devlet dedik".

Benimsediğimiz bu tutum aslında, bir birey olarak üzerimize düşen kendi sorumluluklarımızı başka birilerine devretmek dışında hiç bir şey değil.
40 yıl süresince sorumluluklarımızdan kaçarak, yaşanan hiç bir güzel gelişmeyi görmeyerek, bu devleti ve toprakları sahiplenmeyerek, bugün yaşadığımız ortamı kendimiz yarattık. Kendi sorumluluklarımızı başka otoritelere ve devletlere havale ettik. Biz büyümeyi ve olgunlaşmayı reddettik. İyi bir hayat istedik Ama onun gereklerini yapmadık. Temiz çevre istedik ama çöp atana karışmadık kötü olmadık.

Tüm mutsuzluğumuzun nedenini Kıbrıs sorununun çözümüne bağlayarak 40 yıl çözüm bekledik ve içinde yaşadığımız bataklığı sorumluluk almayarak besleyip büyüttük, başka bir devlet veya bütünlüklü bir anlaşmanın her şeyi çözeceğine inanarak bunca yıl bekledik.

Hatta maalesef kendi içimizde aydın veya entelektüel olarak tanımladığımız yüzlerce kişi de bu ortamı besledi, her gün onlarca köşe yazıları, TV sohbetleri ile bizim gözümüzde bu yaşadığımız toprakları ve devleti itibarsızlaştırdı, biz de bu fikirleri okudukça, duydukça kendi sorunlarımızı çözmekte dahi kendimizi çok yetersiz hissettik, sorunlarımız büyüdükçe "Biz ne yapabiliriz ki Kıbrıs sorunu çözülsün her şey düzelecek" fikrine daha sıkı sarılarak sorumluluk almaktan yine kaçtık.

Bu bütünlüklü çözüme takılma hastalığını ve odaklanma sorununu aşma vakti kanımca gelmiştir. Ülkemizde eğitim, turizm, tarım gibi birçok alanda ciddi gelişmeler ve potansiyeller oluşmaktadır. Yaşadığımız bu ortamdan daha adil ve şeffaf bir sisteme geçmek, ÜLKEMİZDE DAHA İYİ BİR HAYAT KALiTESi OLUŞTURMAK İÇİN tek bir yol vardır o da SORUMLULUK ALIP HEP BERABER ÇALIŞMAKTIR! Hiç bir canlı, hayati sorunları varken oturup beklemez o olumsuz şartlardan kurtulmak için ya savaşır ya kaçar.  Biz hep kaçtık, başka bir ülkeye, kitaplara, hayal dünyasına, ideolojilere... En güzel kaçışımız da başkalarını küçümseyip, itibarsızlaştırarak kendimizi önemli ve iyi hissetmek oldu. AMA BU DAVRANIŞ MODELİ GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ İŞE YARAMADI VE YARAMAYACAK.

Biz mutsuzsak,başarısızsak,istediğimiz hayatı yaşamamıyorsak mutlaka bunun arkasında birileri veya kurumlar vardır. Pisikozundan kurtulmamız gerekmektedir. Geçmişimizle ve kendimize yüzleşmenin vakti geldi de geçiyor.

1974’te ne oldu? Nasıl oldu? Niçin oldu? İyi mi kötü mü? sorularını bir yana bırakarak;  “sağcısı”, “solcusu”, “yerlisi”, “göçmeni”, “yerleşiği” ile şu veya bu nedenle Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan herkesin, öncelikle kendimiz ve sonrasında burada yaşayacak gelecek nesiller için, adil ve şeffaf bir sistem tasarlamak ve oluşturmak tek amacımız olmalıdır.

Bütün olumsuzluklara ve Kıbrıs sorunundan doğan kendimize has sorunlarımıza rağmen, daha iyi bir hayat yaşamayı hak ettiğimiz için kendi yarattığımız ama hiçbirimizin memnun olmadığı bu sistemi değiştirmek için  40 yıldan sonra sanal bir dünyadan gerçek dünyaya dönme zamanı artık geldi!

Kendi hatalarmızın sorumluluğunu alma vakti bugün...

Hem de bütün enerjimizle ve bütün gücümüzle, hep birlikte!

 

Bu haber toplam 400 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.