1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. KKTC'NİN GURUR KAYNAKLARINDAN BİRİ...
KKTC'NİN GURUR KAYNAKLARINDAN BİRİ...

KKTC'NİN GURUR KAYNAKLARINDAN BİRİ...

Var mı adını duymayan...

A+A-

 

“Televizyonculuk, kendi kendime araştırarak seçtiğim bir meslektir”

Senaryo metinlerini yazarken, ülkede yaşanan güncel olaylardan esinlendiğini belirten yılların televizyon oyuncusu Tolgay Tarıman, ülkede siyasileri sevmeyen insanların bir türlü dillendiremediği mesajları, parodileriyle yansıttığını söyledi.

 

Tolgay Tarıman, kendisinin tiyatrocu değil, televizyon oyuncusu olduğuna dikkat çekerek, televizyon drama komedilerdeki oyunculuğunun tiyatrocu olarak algılandığını söyledi.

 Ülkemizde tiyatro oyuncuları için fazla imkân olmadığına da değinen Tarıman, sanatçının her zaman el üstünde tutulması gerektiğini savundu.

Televizyonculuğa olan ilgisinin videoların çıktığı zaman başladığını belirten yılların oyuncusu Tolgay Tarıman, çok sevdiği mesleğinin, kendi kendine karıştırarak araştırarak, seçtiği bir meslek olduğunu belirtti. Bir toplumda verilmesi gereken mesajların, sahnede verildiğini söyleyen Tarıman, sanatçının bir ülkede el üstünde tutulması gerektiğini ifade etti. Ülkemizdeki siyasilerin tiyatro dendiği zaman çekindiklerini kaydeden Tarıman, topluma ışık tuttukları için geçmişte “aman toplumu aydınlatmayın, toplum karanlıkta kalsın” diyen siyasiler olduğunu öne sürdü. Televizyon oyunculuğuna yıllarını veren Tolgay Tarıman ile bir röportaj yaparak tiyatro ve televizyon oyunculuğu hakkında bilgi aldı.

 

– Tolgay Tarıman kimdir?

 

– “Ben Lefkoşa’da doğdum ilk ve orta öğrenimimi burada yaptım. Bir memur oğluyum. Babam İngiliz döneminden itibaren kamuda çalıştı. Sonra radyo istasyonunda haberler amiri oldu. O dönemde Türkiye’ye gittik. Ben üniversite öğrenimimi yarıda bırakıp geri döndüm. Döner dönmez Bayrak Radyosu’nda kadrolu olarak göreve başladım. Ancak, 10 yılı bile tamamlamadan dayanamayıp işten ayrıldım. Kimileri, ‘Tolgay emir altında çalışamaz’ dedi. Hâlbuki ben hayallerimde yapmak istediğim işleri yapmak için ayrıldım. O günden beridir hep serbest çalışıyorum. Çoğunlukla da televizyon programcılığı ve reklam yapıyorum. Evliyim, 3 çocuğum var.”

 

– Televizyon oyunculuğunu neden seçtiniz?

 

– “Televizyon oyunculuğu isteği, bana radyo sayesinde geldi. 1976 yılında radyoya tayinli olarak girdiğimde ses operatörüydüm. O dönemde de 1970’li yılların sonuna doğru videolar çıktı ve insanların görüntü alma lüksü oldu. O dönemde elime geçirdiğim küçük bir kamerayla kendi kendime çekimler yaptım. Görüntü üzerine ses bindirdim. Bu bende bir ilgi uyandırdı. Yaşım biraz daha büyüyünce, televizyonun günümüzde çok etkili bir iletişim aracı olduğu kanaatine vardım ve televizyonculuk yapmak için kolları sıvadım. İlk çalışmam rahmetli Cem Karaca’yı, Yasemin Koşal’ı ve Rahmi Dilligil’i buraya getirip bir komedi çekmekti. Amacım bu filmi Türkiye’de bir kanala vermekti. Ama olmadı. Bu başarısızlığın ardından 1994’te ‘Torba’ doğdu. Televizyonculuk, benim kendi kendime karıştırarak araştırarak, seçtiğim bir meslektir. Televizyon dünyanın neredeyse en çok ilgisini çeken bir alettir. Dünyayı o kutunun içinde görürsünüz. Haberi, diziyi, eğlenceyi ve daha birçok şeyi… Bu mesleği yaptığım için pişman değilim, gücümün yettiği kadar yapacağım.”

 

– Kaç yıldır televizyonculuk yapıyorsunuz?

 

– 1976’da sesle başladığım bu çalışmalarım, 1980’li yıllara doğru görüntüye kaydı. 1990’lı yılların başlarında ilk profesyonel kameramı aldım. 1990 yılından beri görüntü ile uğraşıyorum. Ama televizyonlara program yapma tarihi 1994’tür. Yani Torba’nın başladığı tarih.”

 

– Tiyatroya ilginiz var mı?

 

– “Bu soru bana çok soruluyor. Çoğu insan beni tiyatrocu sanıyor. Çünkü benim televizyon drama komedilerdeki oyunculuğumu görüyorlar ve sağ olsunlar beğeniyorlar. Ben tiyatrocu değilim, eğitimini de almadım ama çok sevdiğim dostum, uzun yıllar Torba’yı birlikte yaptığımız Osman Alkaş çok iyi bir tiyatrocudur. Oyunculuğu ondan öğrendim dersem doğru olur. O da televizyonculuğun bir kısmını benden öğrendi. Ben oynarken o benim oyunculuk hatalarımı söylerdi. O televizyon anonslarını sunarken, yürürken, hareket ederken ve bir komedide oynarken, televizyonculuk açısından ben de onu düzeltirdim. Tiyatrocularla birlikte çalışan bir mesleğe sahibim. Bu meslekte her zaman tiyatrocular çalışır. Tiyatrocu olmak avantajdır. Türkiye’de olduğu gibi bütün dizilerde, devlet tiyatrosu özel tiyatro sanatçıları tiyatrolardan çok, televizyonlarda zaman harcıyorlar.”

 

– Ailede televizyonculuk yapan var mı?

 

– “Ailede bir tek televizyonculuk yapan benim ama iletişim olarak söz etmek istersek babam radyocuydu. Benim çocukluğumda eve teyp recorder ile gelirdi. Haberleri kaydederdi, çözerdi, ileri geri sarardı. O zamanlar makara banttaydı. Ben çocukluğumdan beri radyo binasına girip çıkmış ve o stüdyoları görmüş biri olduğum için, babamın radyoculuğuna ilaveten, ben sesle görüntünün birleştiği televizyonculuğu seçtim.”

 

– İlk televizyonculuk deneyimini nerede yaşadınız?

 

– “1994 yılında dönemin Çevre Bakanı bir telefon açtı ve bizi çağırdı. Dedi ki ‘televizyonda çevre ile ilgili uyarı filmleri yapabilir misiniz? Çünkü bu işi yapabildiğinizi gördüm.’  Uyarı filmi dedi ama biz çevreyle ilgili bir program yapalım dedik ve torbayı yaptık. Sanırım 1994 yılının Nisan’ıydı. Televizyona ilk çektiğimiz ve ilk özel televizyon programı olan ‘Torba’ ile başladık.”

 

– Tiyatronun ve televizyon oyunculuğunun günümüzdeki önemi nedir?

 

– Sanat bildiğiniz gibi her zaman toplumun en önde gelen neferidir. Söylenmesi ve yapılması gerekenler hep oyunda sergilenir. Verilmesi gereken mesajları da sahnede verirler. Dolayısıyla bir sanatçı, bana göre ülkede el üzerinde tutulması gereken kişidir. Nedense ülkemizdeki siyasiler tiyatro dendiği zaman biraz çekiniyorlar. Çünkü tiyatrocuların dilleri biraz serttir, keskindir. Topluma ışık tuttukları için geçmişte ‘aman toplumu aydınlatmayın, toplum karanlıkta kalsın’ diyen siyasiler oldu. Tiyatro oyunculuğuna gelince maalesef ülkemizde tiyatro oyuncuları için fazla bir şans ve imkân yok. Özel televizyonlar dizi çekmiyor. Devletin televizyonu bile dizi çekemiyor. Dizi çekmek çok pahalı bir iştir. Bizde özel televizyonlar arzu edilen noktaya gelemediler. Drama çalışmalarına zaman ve para ayıramadılar. Ben ülkenin en iyi tiyatro oyuncusu diyebileceğim Osman Alkaş’ı programıma sunucu olarak aldım. Sonra geçen zaman içerisinde Osman’daki bu yeteneği keşfettiğim için aralara kısa kısa parodiler yapalım dedim. Onun önerdiği bir başka kişiyle karşılıklı kısa komediler yaptık. Bu, parodi yapma deneyimimizi artırdı. Tiyatroculuk bizim ülkemizde elbette çok önemli bir meslek dalıdır ama Türkiye’deki gibi gereken ilgi, sevgi ve gereken finans yok gibi görünüyor. Tiyatro salonlarında gidip oyunları izlediğinizde, kaç kişinin izlediğini görürsünüz. Millet televizyonkolik oldu çıktı. Akıllı telefonlar şunlar bunlar derken, toplum tiyatroya çok az gidiyor, bu da bizim toplumun sanata ve sanatçıya bakış açısının, hala tam yerine oturmadığını gösterir diye düşünüyorum.”

 

– Parodi veya bir oyunu izlerken neye dikkat ediyorsunuz?

 

– “Parodi, güldüren bir dramadır. Televizyona uyarlanmış skeçlerdir. Bugüne kadar benim da tarzım hep komedi oldu. Trajik dramayla uğraşmadım. Parodi de benim temelde yaptığım en önemli işlerden biriydi. Bir parodinin birinci hedefi, toplumu güldürmesi olmalıdır. İkinci hedefi ise o parodinin içinde verilmesi gereken mesajın ulaşmasıdır. Yani bir parodide insanlar gülümseyebiliyorsa, kahkaha atabiliyorsa ve bittikten sonra ‘vay be ne doğru söylediler’ demesi gerekir. Bir parodide benim aradığım ilk özellik hikâyesinin ülkenin yapısına uygun bir hikâye olmasıdır. Yani Kıbrıslılık noktasına değinmek isterim. Kıbrıs’taki yaşamın içinden bir takım alıntılar yaparak, hikâye yazmak gerekir. Bu öykü oynanırken güldüren unsurlar içermeli, üçüncüsü de içinde saklı, küçük bir mesaj olmalıdır. Yani topluma doğru yolu gösteremeyeceksen boşuna güldürme, o boş komedidir. Benim için kara mizah çok önemlidir. Bir parodinin hikâyesi komik unsurları vermeye çalıştığı mesaj ve elbette teknik olarak çekimi çok önemlidir. Bunlara dikkat ederim.”

 

– Belli bir birikiminiz var eğitim vermeyi veya parodi yönetmeyi düşündünüz mü?

 

– “Ülkemiz, televizyonculuk ve dramatik çalışmalarla pek ilgilenemiyor. Para sorunları yaşadıkları için böyle bir eğitim verseniz bile, okul açsanız bile, size gelecek olan öğrenciler sonunda gidip bir televizyon kapısına dayanıp da ben dizi çekebilirim, ben oyuncuyum dediği zaman, o kanal sahibinin kendisine ne söyleyeceğini şimdiden bilebilirim. İnsanların niye parasını alalım? Eğitelim de sonra işsiz kalmaya devam mı etsinler? Çünkü ben her zaman söylerim, benim seçtiğim meslek bu ülkede yapılması en zor meslektir. Belki Türkiye’de olsaydık yatlar, katlar ve villa sahibi olurduk. Ama bu ülkede maalesef ağzınızla kuş tutsanız, insanları güldürüp kırmaktan geçirseniz bile televizyon kanalları bu konuda elini taşın altına koymadığı sürece, istediğiniz kadar ders verin. Ben bir dönem Yakın Doğu Üniversitesi’nde senaryo çalışmaları ve uygulamalı TV çalışmalarıyla ilgili ders verdim. Orada gördüğüm şu; kimi okutursanız, kimi mezun ederseniz bu ülkede kalmaz, gider. Kimse bu ülkede, ‘televizyonculuktan doğru dürüst para kazanırım’ diyemez. Demesin, çünkü televizyonculuğun hakkını veren bir televizyon kanalı yoktur. Türkiye’de bütün dizi oyuncuları, başrol oyuncuları, hepsi tiyatro eğitimi görmüş akademik tiyatroculardır. Bugün benden istendiği takdirde engin tecrübelerimi öğretebilirim, anlatabilirim, ders verebilirim. Benim işim senaryo yazmak, yönetmek, filmi hazırlamak kurgu aşamasına kadar birçok işi tek başıma yaptığım için yabancı bir yapımda bugüne kadar bulunmadım. Ülkemizde senaryo yazanların sayısı da fazla değil. Biz Torba’da başlayan dizi formatındaki çalışmalarımızı, 2005 yılında Kördüğüm adlı bir diziye dönüştürdük. Böylece Kuzey Kıbrıs’ın ilk dizi filmini, belediye tiyatrosu ve dıştan aldığımız oyuncularla çektik. Nasıl ki torba ilk özel televizyon programıydı, Kördüğüm ise ilk, özel yapım dizi çalışmasıydı. 8 bölümde son buldu. Nedeni ise finansal meselelerdir. Ben, bana ait olmayan bir senaryoda oynayacaksam 2 kere değil, 12 kere düşünürüm. Eğer bana, ‘gel bu programı, bu diziyi yönet’ diyen olursa seve seve yönetirim. Gerek senaryo üzerinde, gerekse oyuncu seçimi üzerinde gerekli düzeltmeleri yapıp, sahne çekimleri sırasında yönetmenlik yapabilirim ama bunu da 2 kere değil, 12 kere düşünerek yaparım.”

 

– Senaryo metinlerini yazarken nelerden esinleniyorsunuz?

 

– “Özellikle ülkede yaşanan güncel olaylardan esinlenirim. Eğer belediye cenazeleri kaldırmazsa ve ‘ben grevdeyim’ derse, hemen bunun üzerine bir parodi yazarız. Bir adam, parodide kalp krizi geçirir, yere düşer ve ‘aman dur ölme zamanı değil, bekle grev bitsin de ondan sonra ölürsün’ gibi çok çatlak çalışmalarla bir parodi yazarız. Ülkede siyasileri sevmeyen insanların bir türlü dillendiremediği mesajı biz pul parodisiyle yaparız. Örneğin, Cumhurbaşkanı kendi resmi olan pulları bastırır, sekreterine sorar ‘hazır mı o pullar’, sekreteri ise ‘hazırdır efendim’ der. ‘Dağıtın herkes benim nasıl devlet adamı olduğumu görsün’ der cumhurbaşkanı. Sekreteri, ‘efendim bir sorun var, pullar bir türlü yapışmıyor düşüyor’ diyor. Cumhurbaşkanı neden diye soruyor. Sekreter, ‘nedense insanlar arkasına değil hep önüne tükürüyorlar efendim’ diyor. Burada verilen mesaj da siyasilere karşı toplumun söyleyemedikleridir. Ülkemizdeki bazı siyaset adamlarının çok sevildiğini söyleyemeyiz doğrusu.”

 

– “Torba” ve “Şamata Durağı” parodileriniz neden devam etmiyor?

 

– “Torba yıllar önce durdu. 2009’da sona erdi ama ardından başlayan Şamata Durağı da ekonomik sıkıntılarla devam edemedi. Böyle bir çalışmaya ödenmesi gereken miktarın yüzde biri gibi bir para ödenirdi. Ekonomik kriz vardı, televizyonların çok parası yok. 78 bölüm yaptık ve 15 kişi oynattık. Bu 15 kişiden ikisi, ayda 500 TL para aldı. Geriye kalanların hiçbiri para almadı. Çünkü zevk için yaptılar, televizyonda görünmek için, kahkaha kihkihi ile o setlerde bulunmak için yaptılar. Tolgay abileriyle birlikte çalışma zevkini yaşamak için yaptılar. Ama nereye kadar? Bıçak kemiğe dayanınca tamam dedik, yeter. ‘Bu parayla komedinin k harfi bile yapılmaz’ dedik ve bıraktık. Bugün ise yapmamamızın sebebi kesinlikle finansaldır. Benim başka bir işim yok, benim yegâne işim budur. Ben ne memurum, ne devlet dairesinde masam var ne de klimam var. Kendi kameramı kendim aldım. Kendi kameramanımı öderim, ışıkçımı, sesçimi öderim, bilgisayarım bozulursa ben tamir ederim, senaryomu kendim yazarım, her şeyimi kendim öderim ve böyle küçük bir ücretle benden dizi film veya parodi yapmam beklenir. Olamaz, böyle bir şey mümkün değil.”

 

– Şimdi ne yapıyorsunuz?

 

– “Yaklaşık 2 buçuk yıldan beridir Bayrak Radyo Televizyon Kurumu’na ‘Rotasız Yollar’ adında bir program çekiyorum. Bu programda benim geçmişteki özelliklerim var. Ritmi yüksek, neşeli ve doğal. Çoğu insan televizyonu açtığı zaman, ‘aaa o reklamlarını gördüğümüz adam çıktı, izleyelim’ der. Oradan bir prim yaptığımı söyleyebilirim çünkü seyirciyi çekiyor. Ama esas unsur renkli görüntüler, renkli şahsiyetler, onlarla yaptığım kısa söyleşiler arasındaki müzikal geçişler, zaman zaman araba sporları, deniz kenarında çekimler, belki zaman zaman komedilerden bir demet yapıp, aralarda ilgili konuların içerisine yerleştirmek gibi yüksek tempolu bir programım var. Adına ‘Rotasız Yollar’ dedim çünkü nereye gideceği belli değildir. Tıpkı biz Kıbrıslı Türkler gibi, nereye gittiğimizin farkında değiliz. Yolun ucu görünmüyor yani.”

 

Haberal Kıbrıslı

 

Bu haber toplam 1681 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.