1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. O'NUN DA GÖZÜ KIBRIS'TAYDI
O'NUN DA GÖZÜ KIBRIS'TAYDI

O'NUN DA GÖZÜ KIBRIS'TAYDI

II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya yayılan bir imparatorluk yönünde ilerleyen Naziler, İngilizlerin elinde bulunan adayı işgal planı yapıyordu.

A+A-

İşgal korkusu ve Gumandarya… Araştırmacı Gazeteci Nayhan Morley, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kıbrıs’ın az kalsın Naziler tarafından işgal edeceğini yazdı. Askeri tarih üzerine yayın yapan www.wehrmacht-history.com’da yayınlanan yazıda, adadaki Müttefiklere destek olması amacıyla gönderilen Avustralya askerlerinin gece hayatına daldıkları ilk gece Gumandarya nedeniyle nasıl körkütük sarhoş oldukları da anlatılıyor. 

Araştırmacı gazeteci Nathan Morley’in askeri tarih üzerine yayın yapan www.wehrmacht-history.com’daki yazısı, İkici Dünya Savaşı’nda Kıbrıs’ın neredeyse Almanlar tarafından işgal edileceğinden bahsediyor.

Mayıs 1941’in ilk haftasında yaşanan olayları anlatan Morley, Girit’in Mihver Güçleri’nin eline geçişi,  Almanların Suriye’ye çıkışı ve bunun karşısında, zamanın İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in Kıbrıs’ta 1500 askerlik bir gücün adanın işgaline karşı caydırıcı unsur olabileceği düşüncesinin yarattığı endişe ve korkudan bahsediyor.

Morley, destek için adaya gönderilen Avurstalya Alayı’nın mensubu olan askerlerin adaya ayak basar basmaz kendilerini gece hayatına nasıl verdiklerini ve aşırı Gumandarya tüketimi nedeniyle nasıl harabeye döndüklerini de anlatıyor.

Morley’in yazısında, aşırı sarhoş olan askerlerin mahkeme süreçleri sonunda içine düştükleri durum nedeniyle Gumandarya’nın suçlu bulunduğu, konunun Alay Bülteni’ne nasıl malzeme olduğu da anlatılıyor. 

Yazı yazmazdan bir hafta önce Mağusa’daki Otello Kalesi’ni de ziyaret eden Morley, kalenin önündeki limanın bir zamanlar çok hareketli olduğunu, bu günlerde ise servis verdiği gemi sayısının bir düzineyi geçmediğinden de bahsediyor.

Kalede otururken İkinci Dünya Savaşı Kıbrıs’ını düşünen İngiliz gazeteci, o dönemde Kıbrıs’ı işgalin eşiğine getiren “kaderin cilveleri”nin de aklına geldiğinden bahsetti.

İşte Morley’in, Kıbrıs’ın Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilme tehlikesi yaşlandığı günlerle ilgili yazısı:

Mağusa Limanı panik içerisindeydi

“Fiziki değişime rağmen Mağusa 1941’de çok farklı bir yerdi. Atmış yedi yıl önce, Mağusa Limanı, savaşın sahillerine yaklaşması nedeniyle panik içerisindeydi. Herkes, Adolf Hitler’in ordusunun bir ‘yıldırım saldırısı’ tarzında adaya saldıracağını düşünüyordu. Ancak o yılın yaz aylarında yaşananlar, en ümitsiz yorumcuları bile şaşırtacak cinstendi.

Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili planlar, Hitler ve Musolini’nin Brenner Geçidi’nde yaptıkları müzakerenin ana konularından biriydi.

Girit’in düşüşü, ve Fransa’nın saldırı sonucu Mihver Güçleri saflarına geçmesi, Akdeniz’in, Britanya ile Orta Doğu arasında bir geçit olmaktan etkin bir şekilde çıkartmıştı. 

Radyo’dan gelen haberler

Buradaki nüfus için daha da endişe verici olanı ise Lefkoşa’nın, Alman motorize piyade birliklerinin bir karış ötede bulunan Suriye’nin Latakia limanına inmesi konusunda rastladığı radyo haberleriydi.

Ankara’dan gelen güvenilir haberler, Nazi birliklerinin asker, tank ve kamyon taşıyan şileplerle 29 Mayıs’ta Suriye kıyılarına çıktıkları yönündeki duyumları destekliyordu.

Bu feci haberin, Kıbrıs’taki İngiliz idarecilerini ciddi biçimde şoka uğrattıkları konusunda fazla bir şüphe yok. Hemen ardında İngilizler, adanın Hitler’in büyüyen imparatorluğuna eklenen en son parça olabileceği gerçeği karşısında kendilerini yeniden programlamışlardı.

Müttefiklerin ada üzerindeki varlıkları cılızdı

Ada üzerindeki cılız müttefik varlığına destek olmak üzere mayıs başı Avustralyalı askerlerden oluşan alay Kıbrıs’a varır. Yedinci Avrustalya Alayı, Mağusa’dan karaya çıktı ve herkesin savaş hazırlığında olmasına rağmen, yeni gelen askerler çabucak deşarj olmanın yolunu bulurlar. 

Askerlerin antikalıkları, Kıbrıs’ta çıkan ilk Alay Bülteni’ne konu olmuştu. Haberde, “Askerler, doğrudan Mağusa’nın gece hayatı istikametinde yol aldılar. Bu sorti, onların sağlıklarıyla ilgili kısa süren kötü sonuçlara neden olmuştu” deniyordu.

“Yerel içkilere olan aşırı bağımlılık, en sağlam ve dayanıklı içici üzerinde yıkıcı etki yapıyordu. İki saatten biraz fazla olmuştu ki ilk hayatta kalanlar, karargaha sendeleyerek dönmüş… gecenin geriye kalan kısmı, kentin dört bir yanından ayyaş harabeleri toplamakla geçmişti.”

Suçlu: Gumandarya

Kısa bir süre sonra kurulan Tahkik Heyeti (askeri mahkeme), Mayıs 1941 gecesi yaşanan olaylardan alayın herhangi bir üyesinin suçlanamayacağı, şüpheye yer kalmaksızın kanıtlanmıştı. 

Öne sürülen deliller, esas suçlunun, çimenler üzerindeki yılanın Gumandarya olduğunu kesin bir şekilde kanıtlamıştı. Akşamdan kalmışlıklarından kurtulmaya çalışan söz konusu askerler, kendilerini çevreleyen Akdeniz’in gerçek anlamda bir “Mihver Güçleri denizi” olduğunu ve bu dalgalar üzerindeki İngiliz egemenliğinin sona erdiğinin farkındaydılar.

Savaş esiri olmayı bekliyorlardı

Şüphesiz, askerlerin çoğu, takip eden haftalar içerisinde savaş esiri olmayı bekliyorlardı. Bu da beklenmekte olan Alman saldırısı sonrasında hayatta kalmalarına bağlıydı.

Ada daha önce, 1940’ta, düşman tarafından gelen hafif bir tacize uğramıştı. O tarihte İtalyan savaş uçakları, liman kenti Ksero’yu bombalamıştı. Saldırıda geniş çaplı hasar meydana gelmiş, birkaç kişi de yaralanmıştı.

Kıbrıs’taki İngiliz liderlerinin sergilediği umutsuzluğun aksine, Başbakan Winston Churchill sürekli olarak 1500 askerden oluşan bir gücün, Almanların adayı işgal etmesinde caydırıcı rol oynayacağını söylüyordu.

Buradaki (Kıbrıs) liderler, sayının komik olduğunu ve adanın tümü bir tarafa, bir kasabayı bile korumaktan aciz olacağını biliyorlardı.

Ayılanların ilk görevi Almanları işgalden caydırmak

Kendilerine gelmeleriyle birlikte, adaya yeni yerleştirilen Avustralya Alayı’nın ilk görevi bayrağı sallayıp, Almanları, adayı işgal etmekten caymalarını sağlamak için ada üzerinde en az bir tugayın var olduğuna inandırmaktı.

Almanların Suriye’ye çıkmasını takip eden günlerde, Lefkoşa’daki İngiliz yetkililer, kadın ve çocukların derhal adadan tahliye edilmesi emrini verdiler. 

Nazilerin saldırıya geçip kaçacak fırsat bırakmaması ihtimali karşısında Müttefik birliklerinin Kıbrıs’tan taşıması için acil planlar yapılmıştı. 

Mihver uçakları Mağusa, Lefkoşa ve Larnaka’yı bombalar

Alman ve İtalyan uçaklarının, Mağusa, Lefkoşa ve Larnaka’ya bir düzine insanın ölümüyle sonuçlanan şiddetli ve sürekli hava saldırılarının düzenlemeye başladığı haziran başı, korkular arttığı zaman oldu.

Alman denizaltıları, Mağusa ve Greko Burnu’nun açıklarında, deniz mayını bırakıp Müttefik gemilerini uzakta tutarak pusuda geziniyordu.

“Alliance” isimli buharlı gemi, Mağusa’dan ayrıldığı sırada bir mayına çarparak batmıştı. Olayda geminin kaptanı ve iki mürettebat ölmüştü.

Birbiri ardına gelen hava saldırıları ve sahillerde dolanan denizaltılara karşı küçük bir savunma ve Kıbrıs’ta bulunan tüm insanların tek yapabileceği oturup, işlerin iyi sonuçlanmasını beklemekti. İşte burada şansın geliş ve gidişleri kendini gösterdi. Savaş, aynen doğa gibi, sürprizlerle doludur.

Girit işgali pahalıya patlamıştı

Olaylar geliştikçe, komşu Yunan adası Girit’in havadan işgali Almanlara kaybedilen asker açısından o denli pahalıya patlamıştı ki, bölgede paraşütçü ve hava indirme birliklerinin daha fazla kullanımı ihtimalini ortadan kaldırmıştı.

Sonuç olarak korkulan Kıbrıs işgali somutlaşamadı. Bugüne gelecek olursak, tarihçiler adanın Mihver Güçleri’nin eline geçmesi durumunda, Yakın Doğu’ya doğru zorlamaları ve Kuzey Afrika’daki seferlerinde onlara ne şekillerde yardımı dokunabileceği konusunda çeşitli tezler ortaya atacak. 

Askeri bakış açısı ne olursa olsun, savaşın hızlı bir şekilde değişen unsurları, adada yaşayan insanlara oldukça büyük bir korku yaşatmıştı.”

Kıbrıs

Bu haber toplam 1364 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.