1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. “YER YARILSA DA İÇİNE GİRSEM”
“YER YARILSA DA İÇİNE GİRSEM”

“YER YARILSA DA İÇİNE GİRSEM”

Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Çakıcı: ''ŞOK OLDUM''

A+A-

Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Çakıcı: “Yer yarılsa da içine girsem”

Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, Yüksek Mahkeme Başkanı, YÖDAK Başkanı ve Polis Genel Müdürü’nün Uyuşturucu ile Mücadele Çalıştayı’nda Türkiye’den gelen misafirlerin önünde yaptıkları konuşmaları dünlerken bilim adına ‘keşke yer yarılsa da içine girsem de bu konuşmaları memleketimde duymamış olsam’diye düşündüğünü söyledi…

Kıbrıs Postası'ndan Eniz ORAKCIOĞLU'nun haberine göre, Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, Yüksek Mahkeme Başkanı, YÖDAK Başkanı ve Polis Genel Müdürü’nün Uyuşturucu ile Mücadele Çalıştayı’nda Türkiye’den gelen misafirlerin önünde yaptıkları konuşmaları dinlerken bilim adına ‘keşke yer yarılsa da içine girsem de bu konuşmaları memleketimde duymamış olsam’ diye düşündüğünü söyledi. Çalıştayın ardından Kıbrıs postası’na konuşan Çakıcı, Çalıştay’da konuşan Yüksek Mahkeme Başkanı’nın ‘uyuşturucu konusunda ülkemizde yeterli veri olup olmadığından şüphe duyduğunu’; YÖDAK Başkanı’nın ‘üniversite genelinde bir sorun yoktur’ algısına neden olacak bir konuşma yaptığını; PGM Müdürünün ise Denetimli Serbestliğe karşı olduğunu ifade etmesi karşısında bilim adına şok olduğunu anlattı.

“Yer yarılsa da içine girsem”

Milletvekili ve Psikiyatrist Prof Dr. Mehmet Çakıcı, Uyuşturucu ile Mücadele Çalıştayı’nda bazı kurumların başındaki kişilerin sözlerini duyduğunda şaşkınlık yaşadığını belirterek, “Yüksek Mahkeme Başkanı yeterli veri olup olmadığından şüphe duyduğundan bahsederek, bu konuda sağlıklı veri var mıdır diye sorgulama yaptı” dedi. Çakıcı, aynı şekilde YÖDAK Başkanı’nın da konuşmasında “Üniversiteler genelinde bir sorun yoktur” diyerek, “Uyuşturucuyla mücadele etmeyelim bir sorunumuz yoktur” gibi bir algı yarattığını söyledi. Çakıcı, Polis Genel Müdürü’nün Denetimli Serbestlik Yasası’na karşı olduğunu söyleyerek, yeni tedavi merkezlerinin açılmasıyla ilgili tereddüt bildirdiğini kaydetti. Çakıcı, “Türkiye’den gelenler bizi duyacak olsa bu Kıbrıslıların kafası ne kadar karışık der. Gerek yasa konusunda, gerek tedavi merkezi, gerekse bilimsel araştırmaların olması ve güvenilirliği konusunda ayrı ayrı görüşlerin ortaya konulması ve olsun, olmasın tartışmaları sonrasında bunlar hiçbir şey beceremez ve sanki de bu ülkede hiç bir şey yapılmıyor algısı yaratılıyor” şeklinde konuştu.

2015 araştırması bitmek üzere

Çakıcı, ESPAD projesi bilimsel araştırmasının daha bu yıl Türkiye çapında yapıldığından bahsederek, “Türkiye’nin ilk çalışması 1995 yılında İstanbul’da yapılmıştı. Onlar bütün Türkiye’de ESPAD projesi yaparken, biz bütün KKTC genelinde bu projeyi 1996’da yaptık. Yine bu projenin ikincisini 1999, 2004 ve 2011’de bütün liseleri kapsayan 2 bin 500 lise öğrencisi üzerinde devam ettirdik. Bunların yanında 1999 yılında lise ve ortaokulları kapsayan 3 bin öğrenci üzerinde bu araştırmayı yineledik. 2003, 2008 ve 2013 yılında bin kişilik ev çalışmaları ve bütün Kıbrıs’ı temsil eden araştırmalar yapıldı. 2015’de ise Başbakanın isteği üzerine şu anda anketörlerimiz sahadadır ve çalışma bitmek üzeredir. 2015 için ev çalışması başlattık. Bunun yanı sıra ilkokul, ortaokul ve lise çalışmasını başlatmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı ve Tabipler Birliği’nde de iznimizi aldık. 2000 ve 2001 yıllarında çeşitli psikiyatri dergilerinde yayınlanan uyuşturucu kullanımıyla ilgili raporlar ve bağımlı hastaların özellikleriyle ilgili makalelerimiz oldu. 2012 yılında ise Sayın YÖDAK Başkanının hatırlamakta zorlandığı üniversitelerdeki uyuşturucu kullanımının tespiti üzerine bin 500 civarında örneklem seçilerek yapılan bir anket çalışmamız oldu” dedi.

“Madde kullanımı arttı”

Bu kadar bilimsel araştırmanın üzerine sağlıklı veri yoktur demenin doğru olmadığını belirten Çakıcı, “Bu çalışmalar uyuşturucunun liselerde son 19 yılda yüzde 400 artığını gösterirken, ev çalışmalarında ise son 10 yılda madde kullanımının iki katına çıktığını görmekteyiz. Yapılan araştırmaları polis, hastane, mahkeme ve eczacılık kayıtları ile birleştirdiğimizde madde kullanımının bu ülkede arttığını çok rahat söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

“Kitap yeniden revize ediliyor”

Kıbrıs Postası’na uyuşturucu ile ilgili eğitim programlarından da bahseden Çakıcı, “Türkiye’deki ilk eğitim programını 1997 yılında ben ve iki profesör arkadaşım İstanbul Liselerine yönelik hazırlayarak, 8 saatlik programı Kadıköy Liselerine uyguladık. Biz daha sonra bu programı 12 saate çevirerek 2000 yılında Kıbrıs’a hazır hale getirdik. Hazırlık sonrasında Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı katkısıyla Başbakanlık’ta basılan 12 saatlik ders programı kitapçığı Milli Eğitim Bakanlığına verildikten sonra daha çok merak uyandırır ve böyle bir sorunumuz yoktur diye müfredatta alınmasına karşı çıkıldı. Biz o zaman uyuşturucu geliyor dememize rağmen bize aldırış etmediler, şimdi ise 15 yıl kayıptan sonra yeni komisyonla uyuşturucu ile ilgili eğitim kitabını tekrar revize ederek 2016’da uygulamak için çalışıyoruz. Bugün liselere hazırlanan bu eğitim programı tek başına yeterli değildir. Ortaokul, İlkokul ve aile eğitim programları da hazırlanması lazımdır, kısacası uzun vadede eğitiminde çok işi vardır” diye konuştu.

“Bağımlılar, akıl hastalarıyla tedaviyi reddediyor”

Ülkemizdeki tek ve yatılı tedavi merkezinin Barış, Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde olduğunu vurgulayan Çakıcı, “Madde bağımlılar hastanede akıl hastaları ile birlikte tedavi olmak zorunda kalıyor, bu sebeple de bağımlı hastalar oraya bu halde yatmayı reddediyorlar ve gitmiyorlar. Dolayısıyla biz özel kliniklerimizde de ayakta uyuşturucu bağımlılığı tedavisi yapıyoruz. 2002 ile 2010 arası yıllarda Pembe Köşk Madde Bağımlılığı Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi vardır ve bu merkezi biz yönetiyorduk. Merkezde, hem Kıbrıs’taki Türk hastalar, hem Türkiye’den gelenler, hem de Güney Kıbrıs’taki bütün Rum hastaları, zaman zamanda Avrupa’dan gelen hastaları tedavi ediyorduk. 2010’da Rum Devleti Güneyde tedavi merkezi açınca ve aynı şekilde Türkiye’de tedavi merkezi açılınca Pembe Köşke hasta akış durdu ve bir tek Kıbrıslı hastaları tedavi etmeye başladık. Başbakanlığın o dönemdeki komisyonu ise Merkeze bazı hastalar gönderdi ve merkeze olan borcunu ödemedi ve Tedavi Merkezini zor durumda bıraktı, sonucunda da Başbakanlığı dava ettik ve 4 yıl sonra da davayı kazandık ve Pembe Köşk parasını aldı, buna rağmen iş işten geçmişti ve 2010’da pembe köşk kapandı. 2002’de “Buprenorfin” diye bir ilacın ilk kullanımını biz yaptık, Türkiye ve Rum kesimi ise bu ilaçla tedaviye 2010 da ancak başlayabildi. Kısacası son 4-5 yıldır hastalar sadece Barış, Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi olabiliyorlar” dedi.

“Tedavi ve rehabilitasyon merkezi açılıyor”

Çakıcı sözlerine şu şekilde devam etti; “Geçtiğimiz gün yapılan Uyuşturucu ile Mücadele Çalıştayı’nda Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın da müjde verdiği gibi Kalkanlı bölgesinde bir tedavi merkezi açıyoruz. Bir oteli borcuyla beraber devralıp tedavi merkezi yapıyoruz. Yine Sayın Serdar Denktaş’ın da önerisiyle Kumyalı’daki Turizm okulunu rehabilitasyon merkezi yapma kararı var. Dolayısıyla ülkemizde hiçbir şey yokken, belki de 2 ay sonra bir tedavi ve rehabilitasyon mekanizmamız olacak. Türkiye’deki yetkililer de bunları duyduğunda bu projenin çok muhteşem bir proje olduğunu söylüyor. Benim bu projeyi devletle birlikte yapalım önerim ise, devlete tedavi merkezinde 10 yatak gibi bir yer ayıralım ve birkaç ay gibi kısa bir sürede çocuklarımız ve gençlerimiz bu merkezden yararlanmasını sağlayalım şeklinde oldu. Sayın Serdar Denktaş’ın bu önerime sıcak baktığını gördüm ve bu düşünceyi geliştirerek bir rehabilitasyon merkezini açacağını belirtti.”

“Heyecanın olmadığını gördüm”

Kıbrıs’ta bir hastalık olduğunu belirten Çakıcı, “Burada herkes profesör ve uzman biri bir şey yaptığında ona engel çıkarma peşindedir. İnsanlar, “siz bu işin uzmanlarısınız gelin çocuklarımızı kurtarmak için tedavi ve rehabilitasyon merkezlerini açın biz de yardımcı olalım” diyecekleri yerde, çok vicdansız bir şekilde “aman bunu nasıl engellerim” yaklaşımı hakim. Biz bu merkezleri açarken, düşünce bu ne kapıyor, ya da biz açmadık, onlar da açmasın diye düşünceler var. Biz tedavi merkezi hazırlığı var, planımız tamam, Türkiye’den hasta getiriyoruz dediğimizde heyecanın olmadığını gördüm. Örneğin bu konuda ben Sağlık Bakanlığı’nı bu sürecin içinde daha motive ve daha istekli görmek isterdim. Sağlık Bakanlığı’nın daha talep kar olması gerekirken, Sayın Serdar Denktaş’ı daha istekli görüyorum. Sağlık Bakanı, ‘ilerde Barış, Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin yanında bir tedavi merkezi açmakla ilgili düşüncemiz var’ demesine rağmen hastanedeki psikiyatristler de diyor ki; “şu anda 4 kişiyiz bir kişi emekli oluyor, 3’e düşeceğiz, şu anda akıl hastalarını tedavi etmek için bile yetersiz.” Kısacası bugün böyle bir tedavi merkezi açacaksanız 3’ün yanına en az iki tane şu andaki rutini sürdürmek için psikiyatrist lazım, 2 tane de madde bağımlılığı için psikiyatrist lazım, şu an ki mevcudiyete baktığımda şu andaki rutini bile sürdürmekte zorlanıyorlar. Bunun yanında madde bağımlılığı tam gün tedavi gerektirir ve hastalar yine gidip akıl hastaları ile birlikte yatmak istemeyecekler. Elbette böyle merkezleri devlette, özelde kurulabilir ama güçleri birleştirilmek bana daha doğru gibi geliyor” dedi.

“Bilgisizlik tehlikelidir”

Çakıcı, Denetimli Serbestlik Yasasına karşı çıkanların bu yasayı ve mekanizmayı bilmediklerini vurgulayarak, “Bilmeden bir yasaya karşı çıkmanın ne demek olduğunu anlamıyorum. Bilmediğiniz bir şeye nasıl karşı çıkarsınız. Bu bilgisizlik tehlikelidir ve biraz da cahilliktendir ki Denetimli Serbestlik Yasası’nda serbestlik kelimesi olduğu için bazı arkadaşlar sanıyorlar ki uyuşturucuyu serbest bırakacağız. Denetimli Serbestlik Yasası satıcıyı, imalatçıyı ve ithal edeni kapsamayacak, sadece kullanan bağımlıyı kapsayacak. Yasaya göre bağımlı kişiye ya tedavi süreci, ya da cezaevi diye seçenek sunulacak. Buradaki serbestlik kelimesi bağımlının tedaviye gitmesi ve cezaevine gitmemesiyle ilgilidir. Bu yasaya göre bağımlı, 1 yıl ile 3 yıl arasında tedavi sürecine girecek ve o dönemde 15 günde bir psikiyatrist veya psikolog tarafından tedavi edilecek. Bunların yanında 15 günde bir laboratuvar tahlilleri yapılacak, haftada bir sosyal hizmet uzmanları tarafından evinde ziyaret edilecek, haftada 2-3 saat uyuşturucunun zararları hakkında eğitim alacaklar ve haftada bir günde polise giderek narkotik tarafından denetimi yapılacak. Bir de kurula kalmış bir kararla bu kişilere bir de kamu görevi verilebilecek. Dolayısı ile bu bağlamda bir Denetim Serbestlik Kurulu kurulacak ve bu kurulda bürokratlar, müsteşarlar değil ilgili uzmanlardan oluşan bir kurum olacak” diye konuştu.

“Şu andaki mekanizma başarısızdır”

Çakıcı, sözlerine şu şekilde devam etti; “Denetimli Serbestlikten yararlanan kullanıcılar diyelim ki bir yıl bu sürece tabi tutulursa ve bir yılın sonunda her şey iyi giderse, kurtulduğunuza kanaat getirilirse, Denetim Serbestlik Kurulu mahkemeye, “Bu kişi bu programda başarılı olmuştur” diye bir yazı yazarak, infazın gerçekleştirilmemesini sağlayacak. Eğer kişi programında başarısız olursa ve yine kullanılır ve yine yakalanırsa hem eski cezası, hem de yeni cezasından yargılanıp hapse gidecek. Şu andaki mekanizma bağımlıları ayırmadığımız için başarısızdır. Şu anda bağımlıları ayırmadığımız için bir insanlık suçu işleniyor ve satıcı gibi bağımlıyı da hapse atıyoruz. Polis Genel Müdürlüğü elemanım yetersizdir diyerek insanlık suçunun işlenmesine göz yumabilir misiniz? Türkiye’de Denetimli Serbestlik Daire Başkanı bize diyor ki, 2006 yılından beri uyguladıkları bu mekanizmadan Türkiye’de 600 bin kişi var ve çok başarılıyız. Türkiye ve bütün dünya bunu başarmış ve biz Narkotik Şube polisimiz eksiktir diye bu suç işlensin dediğimizde ben size bunu sorarım, sen kime hizmet ediyorsun?”

“Bilim konuşsun”

Çakıcı, sözlerine şu şekilde devam etti; “Polis polisliği yapsın, avukat avukatlığını yapsın ama bağımlılığın bir hastalık olup olmadığını bırakın, adli bilimlerle ilgili profesörler söylesin, kısaca bilim konuşsun. Bu yüzden de ben bunları Kıbrıs’ta, hele ki Türkiye’den gelen misafirlerin önünde duyduğumda dedim ki yer yarılsa da içine girsem ve bu konuşmaları kendi memleketimde duymamış olsam.”

“Devlet Politikası haline dönüştü”

Çakıcı, sözlerine şu şekilde son verdi; “Uyuşturucu ile Mücadele Çalıştayı’nda Denetimli Serbestlik Mekanizması’nın kurulmasıyla ilgili karar çıkardı ki Denetimli Serbestlik acilen uygulanabilsin, bu artık devlet politikası haline dönüştü. Bu kararlarla ilgili uzun bir yol haritası önümüze çıkıyor. Denetimli Serbestlik Yasası’nı bu dönem bitmeden Meclis’ten geçireceğiz. Bunun yanında bilimsel çalışmaların raporlarının dördü birden Haziran ayında Başbakanlığa sunulacak. Eğitim programı Haziran ayında yine Başbakan’ın eline teslim edilecek. Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi ise Mayıs, Haziran aylarında yürürlüğe girecek. Dolayısıyla kısa vadeli işlerin yanında uzun vadeli yapılması gereken işler de var. Örneğin ilkokul, ortaokullara eğitim programı gibi, üniversite, cezaevi, askerde araştırmalar gibi uzun vadede yapılması gerekenler de var…”

Bu haber toplam 774 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.