1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. POLİS EŞİNDEN DUYGUSAL VEDA
POLİS EŞİNDEN DUYGUSAL VEDA

POLİS EŞİNDEN DUYGUSAL VEDA

Polis eşinden duygusal veda

A+A-

Gazimağusa’da kalp krizi nedeniyle hayatını kaybeden polis memuru 38 yaşındaki Gürkan Gürsöz’ün eşi sosyal medyadan duygusal bir veda mesajı paylaştı.

İŞTE O MESAJ

Sensiz, evde ilk gecenin sabahı…Ne yapacağımı bilemedim…

Ben önde kucağımda bebeğimizle eve çıkarken, sen arkadan eşyalarını getirirdin dışarıdan geldiğimiz her seferinde…Bu kez hepsini kendim taşımak zorunda kaldım…Hatta bazıları arabada kaldı.

Eve girdikten sonra Ödül sana emanetken, ben yemek hazırlığına girişirdim ya da çamaşırlara koşardım…

Ödül senin kucağını çok severdi, sakinleşirdi, huzur bulur, fazla gecikmeden uykuya dalardı…Bu benim en sevdiğim saatlerdi, biraz sessizlik…

Özellikle akşamları laptopta vakit geçirmeyi çok severdin…ben kızardım sana; “biraz da dön bana bak” derdim…sen de kafanı kaldırıp “bakıyoruz ya işte” diyerek espri yapardın…

Hep aynı yere otururdun…Senden sonra ilk gecemi geçirdiğim evde ne yapacağımı bilemedim…Kucağımda bebekle kapıdan girdim, senin sürekli oturduğun yere gelip oturdum…Eve öylece baktım, içimden hiçbir şey yapmak gelmedi…

24 saat çalıştığından dolayı evde yalnız kalmaya alışkın olmama rağmen, çok korktum…Koridordan arkaya geçmeye bile korktum…Artık bir telefon kadar yakında değilsin…

Uzun süre oturdum, Ödül’ü uyutmaya çalıştım…En son oturduğun koltukta kokunu duyar, daha rahat uykuya dalar diye onu da yanıma yatırdım, biraz direndi ama sonunda başardım…

salon biraz soğuktu sanki…ya da benim her yanım buz tuttu! Ödül yatakta ikimizin arasında uyumaya alışkındı…Artık ikimizin arası da yok…Onu kucağıma aldım, senin tarafına götürüp yatırdım, senin yastığını da yanına koydum…kafamı kaldırdığımda en son giydiğin kıyafetlere takıldı gözüm askıda…Çok zoruma gitti, lanet ettim böyle hayata, isyan ettim..Daha üç ay öncesine kadar ayaklarımız yere basmazdı oysa…Çok büyük bir mucizeye şahit olmuş, hayatın bize verdiği o ÖDÜL’le isyan etmemek gerektiğini öğrenmiştik…Şimdi ben isyan etmeyim de ne yapayım…Söz verdin, “seni asla bırakmam” dedin…Öyle bir bıraktın ki;…”Doğum günü yaklaşıyor, sana ne alayım” diye sorup dururken, tam da o gün toprağın altına girmek de neyin nesi…Bana böyle sürpriz yapmayacaktın…

Sen benim için herkesten her şeyden önemli kıymetliydin…Hayatım seninle anlamlıydı…Sensiz eve şöyle bir baktım, her şey boş geldi, anlamsız yersiz gereksiz geldi…

“yaşamak zorundayım” dedim sonra kendime…ÖDÜL için, senden geriye kalan o çok büyük emanet için…Ben mutlu olmalıyım ki o da olsun…Bebekler hissederlermiş annelerinin ruh hallerini…Ama benim içimden yapmacıktan da olsa gülmek bile gelmiyor…Nasıl mutlu olunur ki…Ben bunun tanımını sensiz hiç yapamadım…Mutluluk neydi? Oturup seninle bir kahve yudumlamak, birlikte yemek yemek, sohbet etmek, birlikte akşamüstü turlamaları yapmak, arkadaş ziyaretlerine gitmek birlikte, birlikte dizi izlemek mesela, ya da sen survivor izlerken yanında oturup da o pür dikkat yorumlamalarını dilemek, aynı havayı solumak, aynı hayatı paylaşmak, mutluluk başkasına kızdığımda bile sana anlatarak rahatlamak (sen böyle durumlarda pek yorum yapmazdın, sadece dinlerdin, sabırla..), canım bişey çektiğinde gidip alıp getirmen; hafta sonu birlikte takılmak, arabayla turlamaya diye çıkıp kendimizi Karpaz’ın bir ucunda bulmak, yani kısacası mutluluk içinde senin olduğun her şeydi…

Şimdi sensiz nasıl mutlu olunur ki…Teselli veriyorlar, “acın çok taze zamanla alışacan”, “Ödül sana güç verecek, gücünü sabrını Ödül’den alacan, onun sana ihtiyacı var” diyorlar…Yalan da değil…Ödül’ün bana ihtiyacı var, Hatta tamamen bana ihtiyacı var…Senin emanetin, senin kızın…Özlemle sabırlar binbir zorluklarla beklediğin kızın…Ben ona nasıl iyi bakmam ki…Gözümden sakınırım…Ama acın çok taze, zamanla alışacan lafına asla inanmam…sensizliğe ben nasıl alışabilirim ki…

Ta ilk tanıştığımız zamanlardan bu yana, birbirimize bağlılığımız had safhadaydı, parmakla gösterilirdik, her şeyimizi birlikte yapar, birlikte yaptığımız için keyif alırdık…Çok büyük zorluklar yaşadık, tanık olanlar yok muydu, bilenler yok muydu yaşadıklarımızı; vardı evet ama bir de yaşayana sor derler ya…Biz birbirimizden hiç vazgeçmedik…Hayatın bize taktığı her çelmede, daha da bağlandık…

Tek bir eksiğimiz vardı, ÖDÜL’ümüz…O da geldi, 8 seneden sonra gelen koskocaman ÖDÜL’ümüz…Tam da mutluluğumuzu taçlandırdık, her şey daha güzel olacak derken bu gidiş neden??? “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın”….Sensiz mutlu olmayı bilmeyen Aysel’ini sensiz bıraktın…Daha 3 aylık ÖDÜL’ünü babasız…Yapmayacaktın!!!

Sensizim artık evet; ama inanasım gelmiyor, şaka gibi oyun gibi, rüyadaymış gibi geliyor…İştesiz farzetsem, bir gün sürer iki gün sürer, ben sensizliğe kaç gün “sen iştesin” diyerek katlanabilirim ki…Sensiz ben bu evde nasıl yemek yerim, nasıl kahvaltı yaparım tek başıma, nasıl çay yudumlar, kahve içerim…

Ben hayatımda bu kadar çok sevmedim kimseyi, bu kadar çok da sevilmedim…Hayatıma gireli 9 sene…geldin, çok mutlu ettin, bir dediğimi iki etmedin, kimsenin yanımda olmadığı zamanlarda sen hep yanımda durdun, bana güç verdin, kimsenin güven duymadığı zamanlarda sen bana güvendin, cesaret verdin, senden çok şey öğrendim hatta, bana koskocaman bir ÖDÜL bıraktın ve gittin! İnanılır gibi değil…Ben buna nasıl inanayım? Nasıl kabul edeyim? Ben senin hakkını ölsem ödeyemem…Bir yerlerden bizi izlersen görürsen, bizi koru, ruhun kanatların hep kızınla benim üzerimde olsun…Bize bundan sonrası için yol göster, ışık göster…ve bekle! öteki dünyada kavuşmak diye bir şey varsa, ben yüz defa bin defa da ölüp ölüp dirilsem yine senin eşin olmayı isterim…

 

Bu haber toplam 9192 defa okunmuştur
Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum