1. HABERLER

  2. SAĞLIK

  3. SAKIN ERTELEMEYİN!
SAKIN ERTELEMEYİN!

SAKIN ERTELEMEYİN!

Sakın ertelemeyin!

A+A-

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 15. Psikiyatri Klinik Koordinatörü Prof. Dr. Nazan Aydın, Türkiye'de gebelik sırasında her 7-8 anneden, doğum sonrasında ise her 4 anneden birinde depresyon görüldüğünü söyledi. Prof. Dr. Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depresyonun kadınlarda, erkeklerden iki kat fazla görüldüğünü, erkeklerde yüzde 10-15 olan oranın, kadınlarda 20-30'lara varabildiğini belirtti. Kadınların biyolojik yapıları, maruz kaldıkları stresler, çocuk doğurması ve doğum sonrası dönem gibi faktörlerin, depresyonun daha fazla görülmesinde etkili olduğunu ifade eden Aydın, şöyle konuştu: "Sonuçta biyolojik bir farklılık var. Adet ve menopoz dönemlerinde hormonların değişmesi, çocuk bakımı gibi bir rolün üstlenilmesi, iş ortamı veya başka ortamlarda dezavantajlı olmaları, okuma yazma oranlarının daha düşük olması, iş hayatına daha düşük oranda katılmaları, ekonomik olarak özgürlüklerinin daha düşük olması, sosyal imkanların erkeklere kıyasla daha az olması gibi bir sürü sebep sayılabilir. Bunların hepsi bir araya geldiği zaman ortaya çıkan tabloda, kadınlarda erkeklere göre depresyon iki kat fazla görülüyor."

- "Her kadın, anneliğe anında hazır olmayabilir"

Aydın, gebelik döneminde kadınların fizyolojisinin, vücuttaki sıvı miktarının, hormonal durumlarının, beslenme alışkanlığının değiştiğini, ikinci bir canlının annenin hayatında yer almaya başladığını ifade etti. Anneliğin çoğu insan tarafından pozitif olarak algılandığını dile getiren Aydın, şunları anlattı: "Bir çocuk sahibi olmak, her kişi için oldukça mutluluk verici bir şeydir ve bir anne çok da üzülmez gibi düşünülüyor ama kişi gebeliğe ne kadar hazır, anne bunu gerçekten istiyor mu, planlı bir gebelik mi, gebelikteki çocuk sayısı ne kadar... Bunların hepsi, işin içerisine giriyor. Bebeğin gelişi, bir ailede her zaman mutluluk kaynağı olamayabilir. Anne adayı, gebelik istiyor olabilir ama o anda kendisini ruhsal olarak da hazır hissetmiyor olabilir. Çünkü annelik, farklı bir şey. Bir çocuğun sorumluluğunu almaya başlıyorsunuz. Annelik aynı zamanda fedakarlığı, pek çok şeyden vazgeçmeyi gerektiriyor. Her kadın, anneliğe anında hazır olmayabilir. Yani bütün kadınlar doğuştan anne olmaya hazır ve annelik gerçekleşince de her şey dört dörtlük olmayabiliyor.

Bazen de bunlar olmasa da kadınların biyolojik yapısı, bu hormonal değişikliklere hassas olabiliyor. Hiçbir stres faktörü olmasa bile kişi eğer genetik olarak da yatkınsa depresyon ortaya çıkabiliyor." - "Doğum sonrasında depresyon riski daha fazla" Prof. Dr. Aydın, doğum sonrasında gebelik depresyon riskinin çok daha fazla olduğunu, uyku düzensizliğinin depresyonu tetiklediğini söyledi. Doğum sonrasında ilişkilerin biraz karıştığını, çocuğun eğitimi, bakımı, beslenmesi konusunda üçüncü, dördüncü kişilerin devreye girdiğini belirten Aydın, şu bilgileri verdi: "Herkes bebeğe müdahale edebiliyor ve o noktada gerilim biraz daha fazla olabiliyor. Kadının iş yükü artıyor. Çalışan kadınsa bir süre işe gitmiyor. Günlük alışkanlıkları değişiyor. Her gün işe giden birisi, belki hafta boyunca evden dışarı çıkmıyor, bağımsızlığı gidiyor. İster istemez yeterince dinlenemiyor, kendine zaman ayıramıyor ve beslenemiyor. Bunlara uyku düzensizliği ve doğum sonrası değişen hormonlar da eklenince depresyon ortaya çıkma ihtimali artıyor." Aydın, sadece depresyon değil, doğum sonrasında başka ruhsal bozuklukların ortaya çıkma ihtimalinin de arttığını dile getirerek, "Şizofreni ve bipolar bozukluğu olan hastalarda özellikle doğum sonrasındaki ilk 6 hafta çok tedirgin oluruz. Bu kişilerin hastalıkları alevlenebilir ya da ilk defa doğum sonrası dönemde ilk kez hastalığı başlayan kişi çoktur. Kültürümüzdeki 40 gün meselesi, aslında çok anlamlı. İlk 6 haftada ruhsal hastalıklara yakalanma ihtimali çok yüksek" diye konuştu.

- "Anne adayı, çocuğunun zarar görmesinden korkuyor"

Prof. Dr. Aydın, gebelikleri sırasında depresyon belirtileri yaşayan kadınların, klinik olarak depresyon hastalığı varsa bile yeterince tedavi edilemediğini vurguladı. Kadınların bir kısmının bunun hastalık olduğunu bilmediğini, bir kısmının da "Doktora gidersem, doktor bana ilaç verirse, bunun çocuğuma zararı olur, en iyisi gitmeyeyim" deyip yardım almayabildiğini ifade eden Aydın, "Tek seçeneğin ilaç olduğunu ya da ilaçların hepsinin zararlı olduğunu düşünüyor. Doktora başvurmayıp, bebeğini dünyaya getirmeyi bekliyor" ifadelerini kullandı. Aydın, annenin şikayetleri devam ederken, gebeliğin sürmesinin hem anne hem de çocuk için sıkıntı oluşturabildiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti: "Çünkü depresyonda en fazla korktuğumuz şey intiharla sonuçlanması ki bu hem annenin hem bebeğin hayatını tehlikeye atan bir durum. O sırada annede stres hormonları salgılanıyor ve bu, bebeğe plasenta yoluyla geçiyor. Anne huzursuzsa, bebek de huzursuz oluyor. Bebeğin huzursuz olması, sağlığını çok etkiliyor. Bebeğin anne karnında huzursuz olması, uzun vadede tansiyon yüksekliği, şeker ve kalp hastalığı gibi rahatsızlıklara ya da o çocuğun erişkin olduğu zaman depresyon veya şizofreni gibi ruhsal hastalıklara yakalanmasına neden olabiliyor. Onun için annenin 'Bebeğimi dünyaya getireyim, çocuğuma bir zarar vermeyeyim, gebelikten sonra tedavi olurum' düşüncesiyle tedaviyi ertelemesi, depresyonla kendi kendine baş etmeye çalışması, hem çocuk hem de anne için kötü sonuçlara yol açabiliyor. " Aydın, "gebelik depresyonu" yaşayan anne adaylarının, çok sıkıntılı olduklarında sigara tüketimini de arttırabildiğini dile getirdi. - "Psikoterapiyle iyi sonuçlar alıyoruz"

Prof. Dr. Nazan Aydın, yapılan araştırmalara göre, tedavi edilmemiş depresyonu olan annelerin erken doğum yapabildiğini, çocuklarının doğum ağırlıklarının daha düşük, hastalığa yakalanma ve davranış bozuklukları görülme ihtimallerinin daha yüksek olabildiğini söyledi. "Eğer anne, gebeliğinde depresyon şeklinde ruhsal hastalığa sahipse mutlaka tedavi edilmesi ve bir doktordan yardım alınması gerekiyor" diyen Aydın, bu durumu yaşayan hamilelerin doktora gitmemesi ve yardım almamasının doğru bir tercih olmadığını kaydetti. Yardım seçeneği olarak ilaçların da gerektiğinde kullanılabildiğini ancak tedavide psikoterapinin de çok önemli rol oynadığına değinen Aydın, "Psikoterapiyle çok olumlu sonuçlar aldığımız hastalar var. Genelde hafif veya orta düzeyde depresyon varsa psikoterapi kullanıyoruz ve iyi sonuçlar alıyoruz. Bazen daha ciddi durumlar olabiliyor, orada da ilaç kullanabiliyoruz. Bebek için en az riskli, en güvenilir ilaçları tercih ediyoruz. Bir ruhsal hastalık varsa önce anneyi tedavi ediyoruz" dedi. Prof. Dr. Aydın, depresyonda olan bir anne adayının kendisini ifade etmekte güçlük çekebildiğini ya da ettiği zaman anlaşılamayabildiğini ifade etti. Anne adayının çevresindeki insanların bu durumu anlayamayabildiğini ancak sağlık çalışanlarının bunun farkına varabileceğini dile getiren Aydın, "Kişinin kendisinde olup biteni fark edip yardım istemesi önemli. Ekip çalışmasıyla bu durum tedavi edilebilir. Bu kişilerin yalnız olmadığını bilmesini isteriz" diye konuştu.

 

Bu haber toplam 665 defa okunmuştur
Etiketler : ,
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.